29 Ağustos 2013 Perşembe

BEYNİNİZE İNANIN


BEYİN GÜCÜNÜN İNANILMAZLIĞI

Nick, manevra sahasında çalışan güçlü, sağlıklı bir işçidir. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini tam yapan güvenilir bir adamdır. Ne var ki, acayip derecede motivasyonsuz ve kötümser biridir. Herşeyin kötüsünü bekler ve başına kötü şeyler geleceğinden korkar. Bir yaz günü tren işçileri ustabaşının doğum günü sebebiyle bir saat önce serbest bırakılırlar. Tamir için gelmiş olan ve manevra alanında bulunan bir soğutucu vagonun içine giren Nick, yanlışlıkla içeriden kapıyı kapatır. Kendini soğutucu vagona kilitler. Diğer işçiler Nick'in kendirinden önce çıktığını düşünürler. Nick kapıyı tekmeler, bağırır ama kimse duymaz. Duyanlar da bu tür seslerin devamlı geldiği bir ortamda oldukları için pek kulak asmazlar. Nick vagonda donarak öleceğinden korkmaya başlar. "Eğer buradan çıkamazsam, donacağım!" diye düşünür, içeride bulduğu yarısı yırtılmış bir kanon kutunun içine girer, titremeye başlar. Eline geçirdiği bir kâğıda da karısına ve ailesine son düşündüklerini yazar: "Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyuyabilsem! Bunlar benim son sözlerim olabilir." Ertesi gün soğutucu vagonun kapısını açan işçiler Nick'in donmuş bedenini bulurlar. Üzerinde yapılan otopsi onun donarak öldüğünü göstermektedir. Fakat bu olayı olağanüstü yapan, soğutucu vagonun soğutma motorunun çalışmıyor olmasıdır. Vagonun içindeki ısı 18 derecedir ve vagonda bol hava vardır. Nick'n korkusu ve kötümserliği, böyle bir sonuca yol açmıştır.

BEYNİMİZİ ÇALIŞTIRMANIN YOLLARI


1- Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Hayatınızla ilgili Önemli kararlar alırken açık havada veya doğada deneyebilirsiniz.
...
2 – Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?

3- Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4- Zihinsel jimnastik /antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın.

5 – Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6 – Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin!

7 – Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8 – Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klâsik müziğin zekâya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9 – Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10 – Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.

11 – İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein‘in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12 – Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25’ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13 – Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14 – Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi “düşük viteste çalıştırmayın.

15 – Beynin en tehlikeli yanı “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba heyecanlanır mıyım?” diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız.

16 – Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.

17 – Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna “sihirli sayı” kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz “servis dışı” olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken “kafadan “ değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kâğıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

18 – Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yeterince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78’i su ile kaplıdır.

19 – Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir harekettir.

20 – Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz“Aklınızı “başınıza” toplayın ve kullanın.

NAZIM HİKMET RAN

ŞAŞIP KALMAK 
Sevebilirim,
hem de nasıl,
dile benden ne dilersen,
canımı, gözlerimi
...
Kızabilirim,
ağzım köpürmez,
ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında,
devenin öfkesi, kinciliği değil.

Anlayabilirim
çoğu kere burnumla,
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak
ve döğüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil,
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.
Yazık.

Nazım Hikmet Ran - Şaşıp Kalmak




KIZIL SAÇLISINA

Pembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa eğer..
Olursa 24 ayar ahlaklı..
Anama bakar gibi bakar..
İlaha tapar gibi taparım..!
...
Ama...!
Kalleş çıkarsa karım..
Anam avradım olsun bir teneke benzin döker yakarım...!

Kimine göre kadın..!
Soğuk kış gecelerinde sarılıp yatmak içindir..

Kimine göre kadın..!
Sıcak harman gecelerinde zil takıp oynatmak içindir..

Kimine göre kadın..!
Ömür boyunca omuzumuzda taşıdığımız..
En büyük sevabımız ve en büyük vebalimizdir..

Ama sen KADINIM..!
Benim için sen..
Ne o..
Ne bu..
Şusun sen..!
Benim can yoldaşım kavga arkadaşımsın...


ANKA KUŞU HİKAYESİ

ANKA KUŞU HİKAYESİ

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...

Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler....

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş yıkıntılarını özlemiş,

Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg'un yuvasını bulunca öğrenmişler ki;

"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg'muş. Her biri de Simurg'muş. Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan
sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...

23 Ağustos 2013 Cuma

MUTLU DEĞİLİM AYRILMALIMIYIM? YAPMALI MI? YAPMAMALI MIYIM? AH BU İLİŞKİLER......



      Yapmalı mıyım ?-yapmamalı mıyım?  Hepimiz bunu yaşarız. Birşeyler yapmamız gerektiğini düşündüğümüzde, bu rahatsız edici dönemden geçmek zorunda kalırız. Ama cevaplara ulaşamayız.

        Duygusal açıdan en zorlu sözcüklerden birini ele allalım." İLİŞKİ" Bu, insana kendini iyi hissettiren kavramlardan biri değildir; tıpkı para gibi. Keşkelerle dolu bir his yaşatır. "Keşke çok param olsaydı." "Keşke sevgilimin yalan söyleme huyu olmasaydı." Düşünüldüğünde genellikle OLUMSUZ hislere neden olur.

         Bir ayrılık yaşadığımızda yada böyle bir olasılıkla karşı karşıya kaldığımızda, yeni bir ilişkiye başlamak o kadar da heyecan vermez. Ancak bir ilişkiye başlarız; hemde aynı ya da daha kötü bir senaryo ile. Sadece oyuncular değişmiştir.

        Oysa bizim senaryoyu değiştirmemiz gerekmektedir.Şimdiki yada bir sonraki ilişkimizde birşeylerin değişmesini istiyorsak, birşeyleri farklı görmeli ve farklı hissetmeliyiz. Eğer birşeyin farklı olmasını istiyorsak ta senaryoyu değiştirmeliyiz.

          Diyelim kş şu an yanlızsınız, kendinizi yeni bir ilişkiye hazır hissediyorsunuz.Peki ilk düşündüğünüz şey denir?????????? Eski sevgiliniz! On kişiden dokuzunda eski sevgiliyi düşünmek OLUMSUZ duygular yaratır. Sizde hep eski sevgilinize benzer erkek yada kadınları, ya da daha kötülerini çekmeye devam edersiniz.

          Yapmanız gereken şey senaryoyu değiştirmek ve olumsuz titreşimlerden  kurtulmak! Eski sevgiliniz konusundaki düşüncelerinizi gözden geçirin. Onu affedin. Yani" Kimin umurunda! o aptalca ve tatsız birşey yaptı işte... Ne olmuş yani?..." diyebilmeli ve samimi olmalısınız. Eğer bunu yapmazsanız, pişmanlık ve öfke (OLUMSUZ) duygularına takılıp kalmayı sürdürür, bu durumda da eski yaşadıklarınızı yada daha kötülerini hayatınıza çekmeye ve yaşamaya devam edersiniz.Elde ettiklerinizi belirleyen şey, titreşimlerinizdir.Tıpkı eskisi gibi titreşip, yeni ve farklı şeyler yaşamayı bekleyemezsiniz. Sizin yaydığınız titreşimler, kendileriyle uyumlu (olumlu yada olumsuz) titreşimleri bulacaktır.Siz olumsuz titreşirşeniz, olumsuz titreşimli insanları çekersiniz.

          Bir serseriyle beraber olmuş olabilirsiniz. Eğer aynı şeyleri yaşamaya devam etmek istemiyorsanız,onun olumsuz taraflarına yoğunlaşıp olumsuz titreşimler yaymaktan vazgeçmelisiniz. Bu olumsuz titreşim bağlarını koparmak için bu kişi hakkında seveceğiniz yada takdir edeceğiniz bir yön bulmalısınız.Aksi halde iki ilişki arasında ne kadar zaman geçerse geçsin, siz kendinizi ne kadar iyileştirmeye çalışırsanız çalışın ,eski sevgilinizin olumsuz yönlerinin aynılarını yada benzerlerini çekmeye devam edersiniz. Çünkü bunlardan yakınırken, arkadaşlarınıza bunlardan kurtulduğunuz için ne kadar memnun olduğunuzu anlatırken, onca zaman bunlara katlandığınız için kendinize kızarken, halaaaa bu yönler üzerinde yoğunlaşıyor ve duygularınızı olumsuzlaştırıyorsunuzdur.
Düşündüğümüz yada hissettiğimiz şeylere göre enerjimiz de titreştiği için ,istemediğimiz şeyleri tekrar çekeceğimiz anlamına gelir.
   
         Eğer çocukluğunuzda kötü şeyler yaşadıysanız ve hala bunlara takılıp kaldıysanız, ilişkinizde ,evliliğinizde, hatta işinizde de benzer şeyleri yaşarsınız.

          Mevcut durumunuza dönelim. Diyelim ki bir ilişkiniz var ve hala bu ilişkiyi sürdürüp sürdüremeyeceğinize karar vermeye çalışıyorsunuz. Koşullar üzerinde yoğunlaşmaktan vazgeçip kendinize sizi neyin rahatsız ettiğini sorma vakti gelmiş demektir.Böylece olumsuz titreşimler tersine dönecektir.Bu şu anki ilişkinizde fark yaratmayabilir;ama sorun üzerinde durmaktan vazgeçmenizi ve bazı cevaplar bulmanızı sağlayacaktır.

        İnsanları sevilmeye değer olup olmadıklarına bakmaksızın sevin. Kendilerine çok kızsanız bile onları takdir edin.Olumsuz çekim zincirini kırın. O zaman gitmek mi kalmak mı gerektiğine ilişkin cevapları bulabilirsiniz. Gitseniz bile eski yaşadığınız olumsuzları yada benzerlerini kendinize çekmezsiniz.

         Biri hakkında bir durumu düzeltmeye yardım etmek istediğimizde  bu kişiyi gözümüzde "kötü" durumda canlandırıyoruz ve ona daha fazla olumsuz enerji aktarıyoruz. Bunun yerine onların takdir edilecek yönlerini bulsak  (ilişkilerinde şanssız olan bir arkadaşımızın ne kadar iyi ve güzel bir insan olduğunu düşünerek) onlara olumlu titreşimler gönderebilir ve olumlu bir değişimin başlamasına yardım etmiş olabiliriz.
Birinin sıkıntısından kurtulmasını istiyorsanız ona" herşey yoluna girecek" mesajını gönderin.Kendini iyi hissetmesi için bir fırsat tanıyın.Onun üzüntüsüne katılırsanız, sadece yaydığınız titreşimlerle bu üzüntüyü ikiye katlamış olursunuz.

        Bu gezegendeki herkez "HERKEZ"(kimse ben bu olamam demesin.) İSTEDİĞİ sürece ,kendi yolunu bulma yeteneğine sahiptir.Ancak bazen bazılarının batışına tanık oluruz. Bu da onların kendi seçimlerinin sonucudur.Titreşimsel olarak onların ACI zincirine bağlanırsak bizde batarız. Ne olursa olsun kendimizi koşullara esir etmez ve olumlu enerjiye sahip olursak, hayat bambaşka olur. Eğer eleştirmenin ve suçlamanın değil, takdir etmenin ve övmenin yollarını ararsak, hem diğer insanlar hemde kendimiz için olumlu herşeyi çekeriz.

   Neler olacak bilmiyorum ama sizler için herşeyin çok güzel olacağından eminim. Duygularınız, enerjinizi ve titreşimlerinizi yaratır. Bu nedenle senaryonuzu yazın; nedenler ve nasıllar üzerinde durmayın ( Bu kısımlar sizin işiniz değil, bunlar evrenin işi) . Gerçekleşmemiş şeyler üzerinde de durmayın. Ne olursa olsun pozitif enerjiye sahip olun. Yaşayacaklarınızı siz yaratın.

 

22 Ağustos 2013 Perşembe

FIRINDA PATATES

250 gr yağsız kıyma
1 kg patates
250 gr kaşar peyniri
2 yeşil biber
1 adet domates
1 adet soğan,tuz,karabiber

Patetsleri haşlayıp püre yapıyoruz.Kıymayı soğan, yeşilbiber,domates,tuz ve karabiberle kavuruyoruz. Patates püresinden elimize alıp içini çukurlaştırıyoruz. Bu çukura hazırladığımız kıymalı harçtan koyup kapatıyoruz. İçi dolu patatesleri bir tepsiye dizip üzerine kaşar rendesi serpiyoruz. Kaşar peyniri eriyene kadar fırında kalabilir. Sıcak servis öneriliyor.
Afiyet olsun.

 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Nostradamus ve Kehanetleri

Nostradamus ve Kehanetleri
Bilim Araştırma Grubu


Asıl adı Michel De Notre Dame olan Nostradamus 1503 yılında Fransa’da Saint Remy adlı kasabada doğmuştur. Mesleği olan hekimlikle uzun süre uğraşmış, daha sonra kehanetlere başlamıştır. Şaşırtıcı kehanetlerini dörtlük manzumlar halinde yazmıştır. 1555 yılında bunları “yüzlükler” adıyla yayımlamış ve ünlü bir kişi olmuştur.
1556’da kraliçe Nostradamus’u Paris’e davet etmiş ve dört oğlunun geleceğini öğrenmek istemiştir. Nostradamus kraliçeye olması olanak dışı bir cümle söylemişti.
“Majesteleri merak etmesinler günü gelince üçü de aynı tahta oturacaklar”
Kimse bu sizlerden bir şey anlamamıştı. Ama anlamsız gibi görünen bu sözler gerçekleşti.
Şöyle ki:
Tahtta bulunan Kral Henri II aynı yıl içinde bir kaza sonucu öldü. Birinci Prens Fransua III, 16 yaşında olmasına rağmen tahta çıktı ve bir yıl sonra da o öldü. İkinci Prens Charles IX, kral oldu; ama 22 yaşında o da hayata gözlerini kapadı. Son Prens Henri III, kral oldu.
Nostradamus ölüm şekilleriyle ilgili olarak da kehanette bulunmuştu.
Kehanet: Henri II’in Ölümü, 10 Temmuz 1559
Genç aslan yaşlısını yenecek
Bir savaş alanındaki tek bir savaşta:
Gözlerini altın kafeslerinde delecek,
Bir yarada iki tane sonra ölümü acı olacak.
Henri II bir mızrak vuruşması sırasında altın miğferinin örgü tel siperliğini delerek içeri girip gözüne saplanan mızrak yüzünden ölmüştü.
Kehanet Henri III Devri, 1559,89
Fransanın tek gözlü kralı olduğu yıl,
Saray büyük dertler içinde olacak:
Blois’ten gelen büyük adam arkadaşını öldürecek,
Krallık zorluğa ve katmerli kuşkuya gömülecek.
Tek gözlü kral yukardaki dörtlükte anlatılan Henry II’dir.
Gerçekten de Henri II, Blois kentinde eyalet temsilcilerini toplantıya çağırttı. Yakın dostu olan guise Duka’sını da kendi planladığı şekilde öldürttü.
Nostradamus Kral Louis XVI ve eşi Marie Antoinette’in sonlarını ve ayrıca Fransa İhtilalını iki yüz yılı aşkın bir süre önce tahmin etmiştir.
Kehanet: Louis XVI’nın Varennes’e Kaçışı, 1791
Geceleyin Reins ormanlarından iki eş geçecek
Dolambaçlı bir oldan kraliçe, beyaz taş,
Keşiş kral gri giysiler içinde, Varennes’de,
Seçilmiş Capet fırtına, yangın ve kanlı kıyıma sebep olacak.
1791 yılının 20 Haziran gecesi kral ve kraliçe gerçekten gizlice bir kapıdan sarayı terk ettiler. Kralın üstünde gri elbise vardı. Kraliçe boynuna mücevherler takmıştı. Varennes’e kadar gittiler ve yakalandılar.
Kehanet: Louis XVI ve Saulce
Eş, yalnız fakat evli, papaz tacı giyinecek,
Dönüş savaş Tuileries’in üzerinden geçecek;
Beş yüz kişi tarafından bir hain yüceltilecek
Norbon ve Saulce, bıçaklar için yapımız olacak.
Olay gerçekleştiği zaman kehanetin tamamen doğru olduğu ortaya çıkmıştı.
Marie Antoinette’den ayrılmış kral Jakobinler, Varennes’den dönerken papaz tacına benzer sivri bir şapka giydirmişlerdi. Kral Louis XVI ile kraliçe bu kasabada tutuklanmışlardı. İki ay sonra Tuileries Sarayında kargaşalık çıktı. Kargaşalığın nedeni İsveçli askerlerden oluşan saray muhafız birliğinin karşı koymasıydı. Birliğin mevcudu beş yüz kişiydi. Hainin adı Kont Norvonne Lara’ydı. Eski savaş bakanı olan bu adamı kral kısa bir süre önce vatana ihanet kuşkusuyla görevden almıştı. Olaya adı karışan diğer iki kişi de Sauce adında Varennesli bir bakkal. Kaçan kral ve kraliçenin tutuklanmasına bu adam neden olmuştu. Marie Antoinette yakalandığı sırada bu adamın dükkânındaki yağ fıçılarının üzerinde oturmaktaydı.
Nostradamus Napolyon Bonaparte ve Napolyon III için de kehanetlerde bulunmuş ve gerçekleşmiştir.
Kehanet: Napolyon Bonaparte, 1769-1821
İtalya yakınında bir imparator doğacak
İmparatorluğa çok pahalıya mal olacak
Müttefiklerini görünce diyecekler ki,
Bir prensten ziyada bir kasaptır.
İmparator İtalya yakınındaki Corsica’da doğmuştur. Gerek insan a,sayısı gerek se askeri güç bakımından Fransa’ya oldukça zararı olmuştu. Napolyon seferlerinde ise çok sayıda insan ölmüştür.
Kehanet: Napolyon 1793
Bağımlı olan liman kentinden,
Tıraşlı baş eyaleti ele geçirecek:
O zaman kendisine karşı olan sefil adamı kovalamak için,
On dört yıl süreyle istibdadı sürdürecek.
Bonaparte 1793 yılında İngilizlerden liman kenti olan Toulon’u geri aldı. On dört yıl iktidarda kalan Napolyon peruka modasına karşı çıkmış ve saçlarını kısacık kestirmişti.
1921 yılında C. Loog adında bir posta memuru Nostradamus’un 3. Yüzlüğünün 57. Dörtlüğündeki bir kehaneti araştırarak 1939 yılında ikinci dünya savaşının çıkacağını haber verdi. Ne var ki bu yazı oldukça tartışmalara yol açtı.
Kehanet: İngiliz tarihi, 1603-1939
Yedi kez İngiliz ulusunun değiştiğini göreceksiniz,
İki yüz doksan yıl süreyle kana bulanmış:
Alman desteğiyle hiç de hür olmayacak,
Koç, Polonya’nın hamiliğinden korkmaktadır.
Bu kehanetteki güçlük İngiltere’yi etkileyecek yedi büyük değişikliği bulmak ve 290 yılın ekleneceği tarihi saptamaktır. C. Loog İngiltere’deki yedi değişikliği sayıp son değişim tarihine de 290 yıl eklenirse 1939 yılının bulunacağını ileri sürüyordu. Birçok araştırıcının ise tarihin yanlış olduğunu savunmaları kehanete gölge düşürmüştü.
Nostradamus 1556 Temmuzunda bu tarihten on yıl önce tanımladığı biçimde öldü.
Kehanet Nostradamus’un Ölümü, 1556
Elçilikten geriye dönüş, kralın ihsanları,
Odaya bağlı kalacak hiçbir şey bağlı kalmayacak.
Tanrının huzuruna gitmesi gerekli,
Ailesi dostları ve yakınları onu ölmüş bulacaklar yatağın ve kürsünün yanında.
Nostradamus’un zamanımıza ait kehanetleri de vardır. Ve bugün bile modern olaylara göre yorumlanmaktadır.
Kehanet: Aya Yolculuk,1969
Kendisini ayın köşesine götürmek üzere gelecek,
Oraya götürülecek ve yabancı toprağa bırakılacak
Ham meyve büyük skandal büyük suç
Ötekine de büyük övünme konusu olacak.
İlk iki mısrada ay yolculuğu ve aya ayak basılması belirtilirken son iki mısrada da Amerika ile Rusya arasındaki uzay yarışı ve bu yarışta birinin kaybının ötekinin kazancı olacağı anlatılmak isteniyor.
Kehanet: Papa John Paul I, 1978
Papa olarak seçilecek seçildiğinde alay edilecek,
Birden ve bekletilmeden harekete geçirilecek çabuk ve çekingen
Çok iyilik ve hayırlılık yüzünden ölüme itilecek,
Ölüm gecesi öldürülen rehber için korkacak.
Beklenmedik bir şekilde seçilen John Paul I, alçak gönüllülüğünden ötürü istihza ile karşılanmıştı. Tutucu kilisenin çok üzerindeki seviyeden bir kişi olan John Paul edinilen bazı özel bilgilere göre eceliyle ölmeyip karanlık kişilerce öldürülmüştür.
Kehanet: Hitler
Açlıktan deliye dönen canavarlar nehirleri aşacaklar,
Savaş alanının büyük kısmı Hister’e karşı olacak,
Lideri demirden bir kafes içinde sürükleyecekler
Almanya’nın çocuğu hiçbir yasayı dinlemediği zaman.
Hitlerin adında açıkça Hister olarak belirtildiği en ilginç dörtlüklerden biri. Zaten dördüncü mısrada anlatılan özelliğe en iyi uyan bir kişi de ancak Hitler olabilirdi. Birinci mısrada ise ikinci dünya savaşının birinci yılında Avrupa’ya vahşi bir şekilde giren Almanların nehirleri geçmeleri anlatılmaktadır.
Hitler 1930 ların ortasından bu dörtlükte kendisinin geçtiğini anlamıştı. Goebbells de bu dörtlüğü savaş öncesinde bir propaganda unsuru olarak kullandı.
Kehanet: Nagazaki ve Hiroşima, 1945
Limanın yakınında ve iki kentte,
Öylesine bir musibet olacak ki, benzeri hiç görülmemiştir:
Açlık, içerde veba, kılıçları dışarı atılan insanlar
Ulu ölümsüz tanrıya yardım için yakaracaklar.
Nagazaki de Hiroşima da deniz üzerindeydiler ve daha önce dünya üzerinde hiç görülmemiş olan atom infilakına ve radyasyon etkisine maruz kaldılar. Aynı vebaya yakalananlar gibi, insanlar radyasyon yanıklarından ötürü siyaha dönüştüler.
Kehanet: İran, 1978-1979
İran’da yağmur kıtlık ve savaş bitmeyecektir
Çok yüce bir inanç hükümdarı ele verecektir
Fransa’da başlayan o faaliyetler orada sona ulaşacaktır
Bağışlanacak olan biri için gizli bir işaret
Şah’ın karşısında muhalefet unsuru oluşturan genç Müslümanlık inancıydı. Humeyni sonuna kadar her şeyi Paris’ten yönetti.
Kehanet: Louis Pasteur, 1889
Kayıp olan keşfedildi yüzyıllar boyunca saklı olduktan sonra
PAsteur neredeyse tanrı benzeri bir kimse gibi ün kazanacak
Bu ay büyük evresini tamamladığı zaman olacak
Fakat diğer söylentiler ile şerefi lekelenecek
İnsanı hayrete düşüren bu dörtlükte Pasteur’un adının verilmesinin yanı sıra Pasteur Enstitüsünün kuruluş yılı olan 1889 tarihi de belirlenmektedir. Ayın devresi 1535 ten 1889 a kadar sürmüştür.
Kehanet: Kıbrıs Savaşı,1974
O vakit Kıbrıs yoksun kılınacak
Ege denizindekilerden gelecek yardımdan
İhtiyar katledildi fakat toplar ve ricalar ile
Kral baştan çıkarıldı kraliçe daha da kızdı.
Kıbrıs savaşı sırasında yunanlıların Kıbrıs Rumlarının yardımına gelmeyişleri katliamlar savaş sonrasında Amerika’nın yunanlılara yaranması ve bize uygulanan ambargo sonucu kızgın bir tavır takınmamız hepsi de gayet açık olarak anlatılmıştır.
Kehanet: Büyük Londra Yangını,1666
Haklıların kanı Londra’dan sorulacaktır.
Üç kere yirmi artı altıda ateşle yanan:
Kadim bayan yüksek pozisyonundan düşecek
Ve aynı sınıftan olan birçokları da ölecek
İkinci mısrada söylendiği gibi büyük Londra Yangını 1666 yılında meydana gelmiştir. Düşen kadim bayan yangının yıktığı St. Paul Katedrali aynı sınıftan olan diğerleri de kiliseler ya da içindekiler olarak yorumlanmaktadır.

Günümüzden yüzyıllar önce yaşamış olmasına rağmen Nostradamus, kendisine bütünüyle yabancı bu dünyayı nasıl kavrasın, nasıl tanımlasın ve onlara uygun adları nereden bulsun? Bu soruların sahibi şifre çözücü Peter McHoll, bütün bu engelleri kavramaya yönelik karmaşık bir ruh haline rağmen ünlü kahinin bu işi inanılamayacak bir başarıyla kazandığını söylüyor. Aynı zamanda McHoll’e göre bu başarı oldukça şaşırtıcı. Ve kehanetler, daha yakından ve derinlemesine incelendikçe, hayret verici, hatta ürkütücü olmakta…
McHoll’un dediği gibi Nostradamus, açıklayamayacağı birçok şey gördü. Uzmanlara göre bunların başında gelen kuyruklu yıldızlar, kahin tarafından çok değişik şekillerde ifade edildi. Bir diğer şifreci Peter Lemesurier de Nostradamus’un Yüzyıllar’ının beşinci cildinde yer alan 32′nci dörtlüğü örnek gösteriyor: Güneşin, ayın ve yıldızların altında her şey yolunda iken, Büyük bolluğun ardından yaklaşıyor felaket. Ne kadar talihli olduğunu söylerken Yuhanna’nın yedinci taşı gibi gökten inecek başına. Lemesurier’in yorumu şöyle: Nostradamus’a göre barış ve bolluk döneminin sona ereceğini bildiren ilk işaret gökten yanarak inen bir taşla gelecektir. Şifre çözücüye göre burada 2126 yılında görülecek olan Swift-Tuttle kuyruklu yıldızıyla karşı karşıya olabiliriz. Eğer o değilse bile başka bir gök cismi dünyaya çarpacak ve özellikle daha müreffeh ve zengin olan ülkelerine felaket getirecek.
Lemesurier, Nostradamus’un gökle ilgili kehanetlerini başka örneklerle de yorumluyor. İkinci cilt 46′ncı dörtlükte kahin gökyüzüyle ile ilgili kehanetinde ilginç tanımlarda bulunuyor. Büyük Oynatıcı tekerleği yeniden hareket ettiriyor; Bir dönüştamamlandı, daha büyüğü başlıyor. Kıtlık, savaş, veba ve kanlı, sütlü yağmur. Göklerden ardında alevler bırakarak geçecek ateş. Lemesurier’e göre son iki dizeyi okurken özellikle dikkat edilmesi gerekir. “Kanlı, sütlü yağmur” garip bir şeyse de, Nostradamus bu imajı dörtlüklerinde sık sık kullanır. Şifre çözücü bu kelimelerle, Nostradamus’un bu dörtlükte “Sonsuz yağmur” için şifre vermiş olabileceğini de iddia ediyor. Bu da diğer kehanetlerde sözü geçen “uzun yağmurlar”a bir gönderme olabilir. Ancak burada gökteki ateş, Kıyamet’in çok eskiden bildirilmiş büyük yıldızını temsil ediyor gibi… Halley Kuyruklu Yıldızı (eğer ondan bahsediliyorsa) 2822 yılında döneceğinden, bu dörtlüğe bir tarih verilmesinde yardımcı olabilir. Lemesurier, dünyaya çarpan dev göktaşları ve kuyruklu yıldızlar hakkında birçok kehaneti olan Nostradamus’un yeniden canlanacak ölülerle de ilgili dörtlüğünden bahsediyor. Kahin onuncu cildin 74′üncü dörtlüğünde şöyle diyor:

ÖLÜLERİN DİRİLMESİ

Büyük yedi rakamı sonunda dönünce, Töresel Oyunların zamanında Dünya göğe doğru dönüşünü durdurmadan Çoktan ölmüş olanlar topraktan çıkacak Ünlü şifre çözücü, Nostradamus’un burada kutsal kitap benzetmesine başvurarak ölülerin dirilmesinden söz ettiğini düşünüyor. Lemesurier’e göre dörtlükte ilginç olan, buna kendi iki kehanet unsurunu da eklemiş olması. Olayı kronolojik olarak özgün Fransızcası’nda “Kurban Oyunlar” diye herhalde Olimpiyatlar’ın gelecekteki bir biçimine bağlamış. Dünya düzeninin bu sona erişi yedinci bin yıl sonunda (Kahinin Tevrat kronolojisine göre 2827/28 yılında) yer alacak. Nostradamus “gördüğü” şeyleritanımlamakta da çok başarılıydı.
Mehdi gelecek, altın çağ başlayacak
Ünlü Alman edebiyatçı Goethe’nin, “Sürekli yaşamın sırrının izlerini süren, zamanın ardındakileri görebilen, o zamana kadar akıl edilememiş bağlantıları çözümleyen kişi…” satırlarıyla tasvir ettiği Nostradamus için uzmanlar, sadece savaş, kan, gözyaşı ve felaketleri gördüğü gerekçesiyle ‘karamsar kahin’ yakıştırması yapıyor.

İYİLİĞİN SAVAŞI

Kahin, Mehdi’den kitabın onuncu cildinin 75′inci dörtlüğünde bahsediyor: Uzun süredir beklenen kişi hiç dönmeyecek Avrupa’ya; Asya’da ortaya çıkacak Hermes’in birliğinden gelen biri, Doğu’nun bütün krallarının üstünde ünlenecek.
Şifre çözücüsü R. W. Velch bunu şöyle yorumluyor: “Kahin ‘beklenen kişi’ ile Mehdi’yi kastediyor. Ve Mehdi Asya’da ortaya çıkıyor.” Ancak üçüncü satır Velch ve diğer şifre çözücüler arasında tartışma başlatıyor: ‘Hermes’in birliğinden gelen biri.’ Hermes, Mısır mitolojisinde ‘Tanrılar’ın mesajcısı’dır. Yani Nostradamus, Asya’da ortaya çıkacak bu liderin aslında Ortadoğu’dan, Mısır’dan geleceğini görmüş olabilir. Bu nedenle Velch ve diğer şifreciler de bu satırı “Ortadoğu kökenli Mehdi, Asya’da belirecek” diye özetliyor.
Peki Mehdi ne zaman gelecek? Şifre çözücüler, bu tarihi “Altın Çağ” olarak yorumluyor. Peter Lorie, savaşların ardından insanoğlunun güzellik ve barışla tanışacağı bu çağın başlangıç tarihini dahi veriyor: 2016-2020 “Kötülüğün iyilikle savaşı” ile ilgili, Nostradamus’un kral II. Henry’ye yazdığı mektubu inceleyen Lorie, mektubun son satırlarına dikkat çekiyor: Bugün, bugün ve biraz zaman sonrası yok olacak. Bu uzun süren dönemden sonra Satürn’ün saltanatı, Altın Çağ yeniden başlayacak. Kullarının acısını hisseden yaratıcı, Tanrı, Şeytan’a dipsiz kuyunun derinliklerine gidip orada bağlı kalmasını emredecek. Daha sonra Tanrı ile insanoğlu arasında evrensel bir barış başlayacak. Ve Şeytan bin yıl boyunca orada bağlı kalacak. Ve daha sonra bağlarından kurtululacak.

ŞEYTAN’IN GELİŞİ

Lorie’nin iddiasına göre, Kahin ‘evrensel barış’ kelimesi ile Mehdi’nin geleceği Altın Çağ’a dikkat çekiyor. Dizimizin ilk gününde belirttiğimiz gibi, Nostradamus’un 1000 yıl süreceğini öne sürdüğü Altın Çağ’dan sonra Şeytan dünyaya geri dönecek Şeytan’ın Altın Çağ sonrası döneceğini yorumlayanlardan biri de Velch. Mehdi kehanetinin gerçekleşme oranının yüzde 90 olduğunu belirten Velch, bunun nedenini de şöyle açıklıyor: “Kahinin yaşanacak zor günlerin sonunda, insanların gökyüzüne açılacakları yepyeni bir çağdan bahsederek, kehanetlerini noktaladığına dikkat etmek gerekir. Tüm Ezoterik Gelenekler’de bahsedilen ‘Altın Çağ’ inancı, Nostradamus’un ifadelerinde de yer almıştır.”
2025′e kadar Dünya ekseni değişecek
Dünya’yı büyük çevre felaketlerinin beklediğini öne süren Nostradamus, depremler sonucu 2025 yılına kadar Dünya ekseninin değişeceğini söylüyor. New York’lu şifre çözücü Peter Lorie, ‘gelecek mühendisi’ olarak tanımladığı Nostradamus’un dörtlüklerinden hareketle, bir çok uzmanın kahinin dörtlüklerinde 2012 yılına dikkat çektiğini, ama insanoğlunun ilk önce 2007 yılına önem vermesi gerektiğinin altını çiziyor. “Nostradamus’un kehanetlerine göre 21′inci yüzyılın başı yeni olaylara gebe” diyen Lorie kahinin ‘Yüzyıllar’ eserinden örnekler veriyor.

2007′YE DİKKAT

Dünya’nın merkezinden çıkan volkanlar, New York civarında sarsıntılara sebep olacak. İki büyük kabahat uzun bir savaşa tutulacak Ve sonra Syracuse yeni bir nehri kızıla boyayacak Mars, Merkür ve Ay bir araya geldiğinde, Hindistan’ın güneyine ve Asya’ya doğru Büyük kuraklıklar olacak Dünya depremlerle titreyecek Kahinin bu kehanetlerinden yola çıkan Lorie, dörtlüklerde içinde bu yüzyılın problemlerinin anlatıldığını söyleyerek insanları uyarıyor: “Bu hızla gidersek, 2006 yılından itibaren hiç tropikal orman kalmayacak. Böylece ağaçlar havayı temizlemek görevini yerine getiremeyecek. Problemler 2007 yılından itibaren kendini hissettirmeye başlayacak.” Ünlü şifre çözücü, iklim bilimcilerin yeni bin yılın ilk yıllarında dünyanın şimdiye kadar görülen en büyük kuraklığa sahne olacağını söylediğini belirtiyor ve ekliyor: “Fırtınalar her zamankinden daha sık olmakta. Yakın zamana kadar büyük fırtınalar birkaç yılda bir olmaktaydı. Ancak şimdi neredeyse altı ayda bir görülmekteler.” Lorie’ye göre, kahin dörtlüklerinde 2025 yılına kadar sadece depremlerden değil, belki dünyanın ekseninin bile değişimine sebep olabilecek ’sismik aktivitelerden’ bahsetmekte. Baharda kehanetler olacak ve bunu takip eden olağanüstü gelişmeler, Ülkelerin altının üstüne gelmesi ve büyük depremler… Ekim ayında da dünyanın büyük bir hareketi olacak Ve gezegenin yerçekimini kaybettiğini düşünecek insanlar olacak, Cehennemin derinliklerine gömülecekler. New Yorklu yazar, 21′inci yüzyılda amansız hastalıkların insanoğlunun başını çok ağrıtacağını da, Nostradamus’un dörtlüklerinden örnekler vererek açıklıyor.

SALGIN HASTALIK

İki şehrin girişinde ve içinde, Daha önce hiç görülmemiş iki hastalık olacak Demir hariç, hastalığın yol açtığı açlıktan en sonunda, Büyük ebedi Tanrı’ya yardım için yalvaracaklar. Yüzyıllar kitabında yaklaşmakta olan büyük bir salgın hastalığa dair birçok dize vardır. Lorie’ye göre Nostradamus, etkisi çok daha büyük olacak ve ABD’yi sarsacak bir salgından söz ediyor. Bunlar HIV virüsü, depresyon, uyuşturucu bağımlılığı, yoksulluk, deli dana, cehalet ve önyargı…
Dünya karanlığa gömülecek
Nostradamus, çevre felaketlerine ilişkin kehanetlerinde, güneş ve ayın bir bulutla örtüleceğini ve dünyanın karanlık içinde kalacağını öne sürüyor.
Tüm zamanların en tanınmış kahini Nostradamus’un deprem, sel ve diğer doğal felaketlerle ilgili kehanetleri olduğu da bilinmekte. Kehanetlerin şifrelerini okuyan uzmanlardan Fransız Peter Lemesurier, küresel ısınmaya ve kahinin birinci cilt 17′inci dörtlüğüne dikkat çekiyor: Kırk yıl hiç gökkuşağı görülmeyecek Sonra kırk yıl boyunca her gün görülecek Kurak topraklar daha da kuraklaşacak Ardından dev su baskınları gelecek.
Kuraklık Alarmı
Lemesurier, kahinin bu dörtlüğüyle 21′nci yüzyıldaki sorunlara işaret ettiğini düşünüyor. Lemesurier’e göre kuraklığın insanoğlunun belini kıracağı dönemler yakın. Ardından da büyük bir sel gelecek. Bir diğer şifre çözücü Peter Lorie de onunla hemfikir: “2015 yılına kadar hızlı iklim değişiklikleri gözlenecek, birkaç ay gibi sonra kuraklıktan sellere, sonra tekrar kuraklığa geçilecek.”
Fransız Jean-Charles de Fontbrune ise Lemesurier’in bir zaman hatası yaptığına inanıyor. Ona göre, bu 40 yıllık karanlık dönemle Nostradamus I. Dünya Savaşı sonrasını anlatıyor. Lemesurier’in dikkat çektiği bir diğer dörtlük ise kahinin Yüzyıllar eserinin üçüncü ciltindeki 4′üncü dörtlük: Güneş ve ay kendi görevlerini bırakınca Uzakta ama yavaş yavaş artarak Soğuk, kuraklık ve tehlike yaklaştıkça sınırlara Birinci kehanet gerçekleşecek. Şifre çözücünün yorumu şöyle: “Güneş ve Ay’ın bir bulut ya da dumanla örtülmesi sonucunda dünya soğuyacak. Isınma eksikliğinden ve dünyanın hava sisteminin zayıflamasından dolayı kuraklık olacak.”
Aynı cildin 34′üncü dörtlüğü de küresel ısınmaya dikkat çekiyor: Güneş artık ışık vermeyince, gün ortası bir canavar belirecek. Bu değişik yollarda yorumlanacak Altını umursamıyor, hiçbir şey pahalı değil onun için Lemesurier’e göre I. cildin 67′nci dörtlüğü de sonun başlangıcının sinyali;
Büyük açlığın çoğaldığını görüyorum
Bir orda görünecek bir burda, sonra yayılacak dünyaya O kadar büyük ve o kadar geniş ki Koparacak ağaçları köklerinden ve süt emen bebekleri annelerinden. Fontbrune bu dörtlükteki yorumuyla bu kez Lemesurier’le aynı fikirde olduğunu söylüyor: “Bebekleri annelerinin göğsünden koparmak ifadesi, Somalili ve Etiyopyalı annelerin, bir deri bir kemik kalmış vücutlarında kupkuru sallanan göğüslerini anlatıyor. Ve bu göğüslerde olmayan sütü çekmeye çalışan bebekleri…”
Kendi ölümünü gördü
Nostradamus “İyi geceler” diyen papaza “Sabah öleceğim” dedi. Mezarının da hangi tarihte açılacağını bilmesi herkesi şaşırttı. Gut romatizması ve su toplaması nedeniyle durumu ağırlaşan Nostradamus, 1 Haziran 1566 gecesi kendisine “İyi geceler” diyen bir papaza şu cevabı verir: “Bu son gecem. Sabaha ölmüş olacağım…”
Nostradamus, 2 Temmuz 1566 sabahı, 62 yaşındayken odasında ölü bulundu. Böylece Nostradamus’un son kehaneti kendi ölümü oldu. Nostradamus’un ölümü, 141′inci kehanetindeki gibi oldu: “Kralın armağanını aldıktan sonra, bir saray dönüşü, verecek son soluğunu. En sevgili dostları, yakınları yatağının ve sedirin başında, ölmüş bulacaklar onu…”

KİNİN LANETİ

Cordeliers Kilisesi duvarına dikey olarak gömülen Nostradamus’un hikayesi bununla bitmedi. John Hogue’un “The New Revelations” isimli eserine göre Nostradamus’un mezarı 1700′de yerinin değiştirilmesi amacıyla açılıp kilisede başka bir yere taşındı. 1566 yılında ölen Nostradamus’un üzerinde, mezarın açıldığı tarih olan “1700″ yazılı bir madalyon bulundu. Kendi mezarının açılacağını öngören kahin bu olaydan 91 yıl sonra yaşanacaklar hakkında da bir dörtlük yazdı. “Kim ki bulduğunda mezarı açacak ve kim ki açtığı bu mezarı hemen kapamayacak, lanet onu bulacak ve kimse nedenini bilmeyecek.” Tıpkı bu dörtlükteki gibi Fransız İhtilali sonrası 1791 yılında sarhoş Fransız askerleri Nostradamus’un mezarını açtılar. Hikayeye göre bu askerler daha sonra Marsilya’daki üslerine geri dönerken kral taraftarları tarafından pusuya düşürülüp ve vahşice öldürüldüler.

TAKVİME İŞARETLEDİ

Dul eşi Anne şu sözleri Latince olarak, tabutunu örten 2.5 metre boyundaki mermer duvara yazdırttı: “Burada bütün ölümlülerden farklı olarak, yıldızların etkisiyle geleceği gören kalemiyle olayları kaydetmeye layık bulunmuş meşhur Michel Nostradamus yatıyor. Altmış iki yıl, altı ay ve yedi gün yaşadı. 1566′da Salon’da öldü. Gelecek nesiller onun istirahatını bozmasınlar. Anne Posart Gemelle eşine gerçek mutluluk diler.”
Peter McHoll’un Nostradamus isimli kitabına göre 1566 yılında ölümünden sonra cebinden bir takvim çıkmıştır. Ve bu takvimde astrolojik bir hesap sonucu olması gereken kendi ölüm tarihini işaretlemiş ve 2 Temmuz tarihinin yanına şöyle bir not düşmüştür: ‘Hie mors prope est.’ Burası işgörenin mezarıdır.
Türkiye kehaneti deprem ve savaş
Nostradamus: Güney Asya’dan sonra Türkiye’de deprem olacak.
İngiliz uzmanlar, Nostradamus’un Yüzyıllar adlı kitabının üçüncü cildini şöyle yorumluyor: Endonezya depremleri sonrası Yunanistan ve Türkiye’de karışıklık (yer sarsıntıları) olacak. Fransız uzman Fontbrune ise karşı: O ciltteki kehanet Gölcük depremiydi. Yeni deprem yok.
Nostradamus’un haber verdiği depremin 1999′da olduğunu iddia edenlerin yanı sıra kimilerine göre büyük bir deprem daha bekleniyor. Astrolojiden faydalanarak kehanetlerinde kesin zamanlama verileri kullanan ilk kahin Nostradamus, öngörülerinde Türkiye’ye de yer ayırıyor. Türkiye ile ünlü kahinin iki kehaneti bulunuyor;
Deprem ve savaş
Fransız şifre çözücü Jean-Charles De Fontbrune’ye göre, Türkiye ilk olarak ikinci cildin 52′nci dörtlüğünde geçiyor: Atina ile savaş Geceler boyunca yeryüzü sallanacak, Sonraki baharda iki kez daha olacak Korent, Efes boğulacak denizde Yiğit şampiyonlar savaşa girecek…
Üçüncü satırdaki Korint Yunanistan’ı, Efes ise bazılarına göre İzmir’i bazılarına göre Türkiye’yi temsil ediyorFontbrune’ye göre, ilk satırda bahsedilen depremler Güney Asya’da oluyor. Depremler ’sonraki bahar’da da devam ediyor. Bu tarihin 2005 ya da 2007 olduğuna inanılıyor.
Fontbrune’un ismini veremediği bir ülke iki deniz (Ege ve Karadeniz) arasından geçerek Yunanistan ve Türkiye’ye karşı yola çıkacak. Ardından iki ülke askeri savaşa girecek Türkiye ile ilgili ikinci kehanet üçüncü cildin üçüncü dörtlüğünde geçiyor: Mars, Merkür ve Ay biraraya gelecek, Güney’de korkunç bir kuraklık görülecek Asya’nın dibindeki toprak sarsılacak Korent ve Efes’te karışıklık…

KIYAMET İÇİN İKİ TARİH

Yaşanan pek çok doğal afetten ve gündeme damgasını vuran pek çok gelişmeden sonra gündeme gelen Nostradamus son olarak Endonezya depremleriyle ilgili kehanetleriyle tartışma konusu oldu. Bu depremler kahinin bahsettiği ’sonun başlangıcı’ olabilir mi?
Nostradamus’un dünyanın sonu ile ilgili gördüğü iki tarih var: 2012 ve 3797… Kahinin bu iki rakamı niye verdiğini iki ünlü ‘şifre çözücü’nün şöyle yorumluyor: Nostradamus, dünya ile kehanetlerini 2012 yılına kadar görüyor. Ancak yüzeysel kehanetler ise 3797′ye kadar devam ediyor. Bazıları, detaylı olarak kaleme aldığı 2012 tarihini ‘kıyamet’ olarak yorumlarken Amerikalı Tad Mann, “Nostradamus, Yüzyıllar’ın (kehanetlerini topladığı kitabın adı) girişinde 3797 yılından bahsetmektedir. Ancak kehanetlerini 2000′li yıllarla sınırlandırır. Böylece kehanetlerini 2000′li yıllarla sınırlamış olur” diyor.
Mann, bu açıklamasıyla Nostradamus’un gözüyle kıyametin 2012′de olmayacağının da altını çizer.

2050′YE KADAR SAVAŞLAR

3797 yılındaki sonla ilgili en detaylı araştırma da Peter McHoll tarafından yapılmıştır. McHoll’a göre, 3797 rakamı, son günün tarihini vermektedir. Kahinin hesap sistemine göre bu tarihle beraber insanlığın dördüncü büyük çağı biter ve ’saat’ durur.
McHall, Nostradamus’un astrolojik takvimine şöyle dikkat çeker: “Hz. İbrahim ile birlikte Koç Çağı başladı. İnsanoğlu Yaratıcısı’nın bilincine vardı. Hz. İsa ile birlikte Balık Çağı başladı. Şu anda ise Kova Çağı’nda bulunmaktayız. Ve bu çağda doğal afetler dünyanın kapısını çalacak. Bu da insanoğlunun yeteneklerinin koşullara uyum sağlamasını sağlayacak.” McHall’a göre, Nostradamus Kova Çağı sonrası 1000 yıllık bir dönem görüyor. Sona doğru girilecek bu 1000 yıllık dönemde ‘barış çağı’ yaşanacak. McHall’un yorumlarına göre, 2050 yılına kadar büyüksavaşlar olacak.
Avrupa büyük acılara gebe kalacak ve Almanya tekrar ikiye bölünecek… İran Şahı’nın devrilmesiyle başlayan ve 2050 yılına kadar sürecek olan 73 yıl 7 aylık ‘Arap egemenliği’ de 2050′de sona erecek. (McHall, Nostradamus ‘Arap egemenliği’ kelimesi ile neyi kastettiğini açıklayamıyor) Almanya’nın yeniden birleşeceği 2050 yılına kadar savaş ve hastalıklarla boğuşacak olan yaşlı dünya, bu tarihten sonra 26 yıl sürecek bir huzur dönemine giriyor.
Nostradamus’a göre III. Dünya Savaşı 2076′da meydana geliyor. (Bir kısım şifre çözücüler III. Dünya Savaşı’nın tarihi için 1987′yi gösterirken McHall, Nostradamus’un ne kadar süreceği belli olmayan bu savaşın tarihini 2076 olarak gördüğünü iddia ediyor) Fransız kahin, ‘büyük kaos’ dönemi dediği IV. Dünya Savaşı’nın tarihini de belirliyor: 2106
Kahinin hesabına göre, üç kuşak sonramız ‘en kanlı dünya savaşı’ ile tanışıyor ve bu savaş 25 yıl sürüyor. Nostradamus, Kuzey-Güney çekişmesi diye adlandırdığı bu kanlı savaşı şöyle anlatıyor: Fas’tan çıkıp gelecek kralları Avrupa’ya Ruhları parçalayıp, kentleri yakıp yıkmaya. Asya’nın büyüğü dev ordularla aşacak karayı, suyu, Mavileri, babayı ve haçı kovalamaya…
ABD’DEN ATOM BOMBASI
McHall bu dörtlüğü şöyle yorumluyor: “Afrikalılar, eski Avrupa’nın üstüne yürümek için Doğu Asyalı halklarla anlaşıyor. Bir başka yerde Anibal’dan bahseden Nostradamus, İsa’dan 200 yıl önce filleriyle İspanya üzerinden Roma’ya yürüyen komutanı anımsıyor ve şöyle diyor: Başka bir deyişle, geçmiş günlerin sömürülen ülkeleri, yeni bir dünya savaşının başlamasına sebep olacak.” Afrika ve Asya’nın Avrupa çıkarmasının ardından Amerika II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bir kez daha ‘Yaşlı Kıta’ya yardıma geliyor.
Nostradamus, bu kehanetini de kitabının ikinci cildinin 78′inci dörtlüğünde şöyle anlatıyor: Punya ve Galya kanlarından oluşan o adaları Kana boyuyor denizin derinliklerinden büyük neptün. Ve, kolaylıkla elde edebilmek için bu kıyıları
Öyle zararlı, çok daha fazla gökte yazılandan McHall’un yorumu şöyle: “Büyük Neptün, yani ABD, Fas ve Tunus üstüne atom bombaları gönderiyor. Patlamalar öyle bir aydınlanmaya neden oluyor ki, geceler gündüz gibi oluyor. Ve Dünya, bu savaşlardan sonra 1000 yıllık barış çağına giriyor.”

ADOLF HITLER

Hiffler(Hisler) adında bir Almanın çarpık hacıyla Polonya’ya gireceğinden bahsetmiştir. İsimdeki benzerlik, çarpık haç ve Polonya isimlerinin tek bir kehanette geçmesi kafa karışıklığına yol açıyor. Uzun bir süre Hiffler (yada Hisler) isminin yanlış yazdığı düşünülmüş ancak Hitler’in doğduğu evindeki buzdolabının arkasına annesi adını bu şekilde kazımıştır.

Jules Verne ve Kehanetleri

Jules Verne ve KehanetleriBilim Araştırma Grubu

Gelecekte insanlar akıllara hayret verecek şeylerle karşılaşacaklardır. Kutuplardaki buz yığınları atom kuvvetiyle eritilecek, milyonlarca dönüm verimli arazi dünyaya katılacak. İnsanlara göklere tamamen hâkim olacak. Mevsimlerin seyri değiştirilecek ve çöller birer bahçe haline getirilecek. Gezegenlere yolculuk başlayacak ve insanlar Merkür’e Venüs’e gitmek için planlar kuracaklar. Sürekli barışı sağlamak için merkezi Amerika’da olmak üzere bir
dünya devleti kurulacak.
Tanınmış bir bilgin tarafından söylenmiş olsa bile bugün böyle tahminlerdeki isabet derecesine inanmak zordur. Fakat bu tahminlerde bulunan böyle bir kişinin daha s,dünyamız bir keşif ve icat merkezi olmadan önce birçok şeyleri bildiği göz önünde bulundurulursa iş değişir. Bu adam daha televizyon icat edilmeden 50 yıl önce ondan bahsetmiş ilk atom bombası imal edilmesen önce o meseleyi ele almış ve Wright kardeşler henüz uçurtma uçurduğu zamanlar müthiş süratli uçaklardan söz açmıştı.
Bugün birçok dillerde “Jules Verne gibi her şeyi biliyor” sözü mevcuttur. Herhangi bir şey keşif veya icat edildiği zaman vaktiyle Vernenin onsan bahsetmiş olduğundan emin olabilirsiniz. Onun kitaplarının sayfaları arasında saklı hakikatler uzun zamandan beri bütün dünyayı hayretler içinde bırakmaktadır.
Jules Vernenin kehanetleri o derece isabetlidir ki onun 1828 yılında henüz sinema, radyo televizyon, uzak, hatta otomobil icat edilmeden doğduğuna inanmak zordur. Verne atom enerjisinden bahsettiği zaman ne Curie Radyumu keşfetmeye koyulmuş ne de Marconi hava aracılığı ile haber göndermeyi hayalinden geçirmişti. Oysaki Verne tam bir isabetle birçok keşif ve icatları önceden sezmişti.
Örneğin ilk olarak Palomar Tepesindeki teleskopu ele alalım. Bu devasa teleskop bugün meçhul âlemlerin sırrını çözmek için kullanılmaktadır. Bunu meydana getirmek için yıllarca uğraşmak gerekmiştir. Oysaki Jules Verne böyle bir teleskoptan uzun zaman önce bahsettiğinden bu yeni fikir sayılmaz.
Palomar teleskopu inşa edilmeden 75 yıl önce o bir süper teleskoptan bahsetmiş ve halkı, hayretler içinde bırakmıştı. Bugün k devasa teleskopla onun bahsettiği teleskop arasında büyük benzerlik vardır.
Bugün dev uçaklar havalarda uçmakta helikopterler herkesin ilgisini çekmektedir. Fakat Verne hayatta olsaydı buna hiç de şaşırmazdı. Zira o hayatta iken çevresindekilere geleceğin uçan makinelerde olduğunu söylüyordu.
Halk havada ağır bir makinenin uçabileceğine inanmadığı için onunla alay ediyordu. Vernenin hayalinde yaşattığı uçak aşağı yukarı sağa ve sola hareket edebilen helikopterdi.
Son yıllarda kimyagerler kâğıdı en şaşılacak madde olan maddelerden biri olan plastiği elde etmek için kullanmaya başlamışlardır. Yarım yüzyıl kadar önce bilim adamları kâğıdın yumuşak ve çürük olduğunu sanıyorlardı. Oysa Verne aksi kanıdaydı. O kâğıdın oldukça sağlam bir madde olabileceğini söylüyordu.
Verne zamanında radyodan da bahsetmişti. 1889 yılında o odalarında oturup televizyonlarını seyreden insanlardan bahsettiğinde bunları okuyan Amerikan halkı şaşkına dönmüştü. Vernenin “Phonotelephote” adını verdiği aletle bir insanın telefonda konuştuğu kişinin yüzünü görmesi mümkün olacaktı.

Vernenin yaşamı zıtlıklarla doludur. Kendisi bir bilim adamı olmadığı halde onun yazıları bilimsel kehanetin birer harikasıdır. O büyük seyahatlere çıkmamasına rağmen ömründe hiç görmediği yerleri harikulade bir şekilde tasvir etmiştir.
Jules Verne bir Fransız vatandaşıydı. 1928 yılında Paris’te çıkan bir gazete onun Olschewitz adlı bir Polonyalı olduğunu iddia etmişse de Verne 1905 yılında öldüğü için bu mesele kapanmıştır.
Verne 1850 yılında henüz gençken bir yazar olmak istiyordu. Fakat onun yazdığı romantik piyesler ve şiirler beğenilmediği için bir baloncu ile anlaşarak balonculuğun tarihi hakkında bir eser hazırlamaya karar vermişti. Kendisi gece gündüz çalışarak birkaç ay içinde bu eser tamamlamıştı. Bunun üzerine kitabı Pierre Hetzel adlı bir kitapçıya götürmüş ve o da bu eserin daha genişletilmesini ileri sürerek onu atlatmıştı. Kitapçıya çok içerleyen Verne yazdığı kitabı yakmıştı. Yanan kitabın külleri arasından “balon içinde beş hafta” adlı hikâye doğmuştu.
Kitapçı bu hikayeyi büyük bir ilgi ile okumuş ve satılacağına kanı getirmişti. Bunun üzerine Hetzel ile 20 yıl süreyle her iki kitap yazmak ve her birine 10.000 frank ödenmek üzere bir anlaşma yapmıştı.
Vernenin kitabının birinci baskısı birkaç gün içinde tükenince Hetzel bile buna hayret etmişti. Bu sırada Nadar adlı bir havacı devasa bir balon inşasına bağlayınca Vernenin kitabının satışı büsbütün arttı. Birkaç ay sonra “kaptan Hatteras’ın Maceraları” bir mecmuada yayımlanmaya başladı. Bu kitapta Verne Kuzey Kutbu keşfedilmeden 50 yıl önce bu olaydan bahsediyordu. Bundan sonra Verne “dünyanın merkezine seyahat ”adlı eserini yazdı. Bunu “dünyadan aya” kitabı takip etti.

45 yıl süreyle Verne satış rekorları kıran birçok eserler yazdı. Fakat Verne diğer kitapçılardan gelen parlak teklifleri de reddederek sonuna kadar Hetzel ile çalıştı. Bu sayede ikisi de iyice zengin oldular.
Vernenin hikâyeleri o kadar inandırıcıdır ki bilim adamları bile bunların üzerinde uzun uzun düşünmüşlerdir. Marconi bir gün Vernenin kendisine büyük yardımı olduğunu açıklamıştı. denizaltı, gemileri icat eden Simon Lake ise bu hususta Verne’den ilham aldığını açıkça söylemişti.
William Beebe ve August Piccard da Vernenin kendilerine yardımı dokunduğunu bizzat gözlemlemişlerdir. Verne atom enerjisinden bahsettiği halde atom bombasını hatırından hiç geçirmemiştir. Fakat o, insanların yeni makineler icat etmeye devam ederlerse bir gün kendi makinelerinin kurbanı olacağını söylemişti.
Verne atom enerjisinin kutuplardaki buzları eritmek için hayırlı işlerde kullanılabileceğine inanıyordu. Bütün bu açıklamalar onun ne büyük bir dahi olduğunu açıkça göstermektedir.
Florida da yapılan atışın aksayan en küçük bir yanı bile yoktu. Uzay gemisi aya doğru büyük bir hızla ilerliyordu. İçindeki “Aeronotları” yatar koltuklarından doğrularak bu önemli olayı kutlamanın zamanı geldiğine karar verdiler. Biri koca bir şişe şampanya açtı. Kadehlere dolduruldu ve dünyamızın uydusu ile birleşmenin şerefine içildi.
Sandığınız gibi olay geçtiğimiz ay ve yıllarda göğü yırtarak aya yollanan uzay gemilerinin birinde geçmedi; bundan tam 107 yıl önce ünlü Fransız yazarı Vernenin sonsuz ve korkunç denebilecek kadar güçlü hayal dünyasında cereyan etti. Yaşadığı sürece Verne insanoğlunun bir gün aya ulaşacağına inanmış ve ay üzerinde izleri bırakacak ilk insanın bir Amerikalı olacağını ısrarla belirtmiştir.
1865 yılında kaleme aldığı “aya seyahat ve ay çevresinde” adlı eserlerinde işlediği ay seyahati 1969 yılında başarı ile görevini tamamlayan Apollo 11 seferi ile şaşılacak kadar büyük benzerlik göstermektedir. Vernenin hayal ürünü uzay kapsülünde iki Amerikalı biri de Fransız olmak üzere üç kişi vardı. Hatırlanacağı üzere Apollo 11 uçuşu da üç astronot tarafından gerçekleştirilmiştir. Vernenin kapsülünün boyutları Apollo’nun boyutlarına inanılmayacak kadar yakındır. Ünlü dâhinin tarif ettiği “konik-silindirik” bir mermi şeklindeki kapsülün boyu 4,5 m. Çapı da 2,7m.ydi. Apollo 11 kumanda modülünün boyu ise 3,3 m. Çapı da 4,9m.ydi.
Fırlatma merkezileri de aşağı yukarı aynıydı. Florida’dan geçen 27. Enleme yakın bir nokta seçilmişti. Bu nokta günümüzde NASA’nın bütün uzay araçlarının fırlatıldığı Florida’daki Cape Kennedy üssünün sadece 224.km batısında kalmaktadır. Vernenin eserlerinden Teksas eyaleti sonuna kadar uzay uçuşlarının kendi sınırları içerisinde başlatılması şerefine elde etmeye çalışmış fakat başarı sağlayamamıştır. Bugün uzay uçuşlarının safhalarını düzenleyen görev kontrol merkezi Teksas’tadır.
Verne kapsülünün ilk hızı saniyede 10800 m. Olarak hesaplanmıştı. Apollo 11 üçüncü kademe motorları ateşlendiğinde ilk hız şaşılacak bir yakınlıkla saniyede 10660 m.ye ulaşmıştı. Verne kapsülünün aya ulaşması için 97 saat,13dakika,20 saniyelik bir süre tanımıştı. Apollo 11’in süresi ise 103 saat,30 dakikaydı. Ve yüzeye inmeden önce ay çevresinde Verne’nin kapsülünün döndüğü yükseklikte tur yapmıştır.
Her iki uzay kapsülündeki bilim adamları ağırlıksızlığın etkilerini hissetmişler. ay yüzeyinin fotoğraflarını çekmişler, incelemelerde bulunmuşlardır. Ek olarak Vernenin Aeronotları Neil Amstrong ve Edwin Aldrin’in efsanevi gezintilerini yaptıkları Sükûn Denizinin haritasını da çizmişlerdir. Uçuşların sonuçlaması bile büyük bir benzerlik gösterir. 107 yıl önce Jules Verne hayal gücü ile Aya gönderdiği kapsül Apollo 11 gibi Pasifik Okyanusuna inmiş ve içindeki uzay adamları bir harp gemisi tarafından kurtarılarak Amerika’da büyük törenlerle karşılanmışlardır.

Uri Geller ve Kehanetleri

Uri Geller ve Kehanetleri
Dünyanın her yanındaki bilim adamlarını harikulade psişik güçleriyle şaşırtan ve hayrete düşüren Geller şimdi de bu muhteşem güçlerini geleceğe ait kehanetlerde bulunmaya yöneltmiştir.
Geller’in kehanetlerine göre uzayda yaşamın gerçekten mevcut olduğunu gözler önüne serecek kanıtlar ortaya çıkaracak. Kayıp kıta Atlantis keşfedilecek. Loch Ness Canavarının gerçek olduğu tespit edilecek ve bunu kanıtlayacak fotoğraflar çekilecek.
Kendisine bu kehanetlerle ilgili bilgiyi nasıl edindiği sorulduğunda zihninin derinliklerinde vizyonlar gördüğünü söylemektedir: “güçlerimi bu vizyonlar üzerinde kenetlerim ve yavaş çekimle kaydedilmiş bir film gibi gözlerimin önünde geçen olaylar görmeye başlarım”
Geller 1979 yılının ilk yarısı içinde California üzerinden gelen görülmeye değer bir UFO selinin geçeceği ve birkaç sonra da San Francisco Bay bölgesi dâhilinde mahiyeti açıklanamayan ışık kesilmeleri olacağı hiçbir sebep yokken arabaların birden duracağı kehanetinde bulunmuştur.
Geller kehanetlerine şu sözlerle devam etmektedir:
“Önümüzdeki iki yıl içinde (1979-1981) Sovyet bilim adamları uzaydan gelen güçlü radyo sinyalleri alacaklar ve bunlar dünya dışı bir uygarlığın bizimle haberleşmeye çalıştığının kanıtı olacaktır. ”
Diğer kehanetleri arasında İsrailli bilim adamlarının belirli kanser türlerini iyileştirecek olan yeni bir tedavi yöntemini keşfedecekleri hususu da yer almaktadır. Söylediğine göre “bu çalışmayı gerçekleştirecek olan ekibin başındaki kişi Nobel ödülünü alacaktır”
Rusya ile Kızıl Çin arasında iyi ilişkiler kurulacak… güney Amerika Sahilleri açıklarında büyün petrol yatakları keşfedilecek ve dolayısıyla da dünyanın Arap petrolünü bağımlı olmasında önemli bir dönüş olacaktır.
En son ve en önemli kehanete göre Türkiye ile Kıbrıs arasındaki denizde çok güzel bir şekilde korunmuş olan ve Atlantis sakinlerinin matematik ile dil bilimlerinde çok ileri seviyelere vardıklarını gösterecek olan tabletler bulunacaktır.

UYUYAN KAHİN EDGAR CAYCE GEŞMİŞİ VE GELECEĞİ GÖREN ADAM

UYUYAN KAHİN EDGAR CAYCE
NOSTRADAMUS’TAN SONRAKİ İKİNCİ BÜYÜK KAHİN'İN YAŞAM ÖYKÜSÜ
18 Mart 1877’de Kentucky’de doğan, 3 Ocak 1945’te Virginia Beach’de yaşama gözlerini yuman Edgar Cayce, fizik üstü evrenin bilgilerini, uyarılarını ve kehanetlerini insanlığa aktarma görevi ile bedenlenmiş, tüm yaşamını yalnızca başkalarına faydalı olmaya adamış ve bunun karşılığında herhangi bir maddi kazanç sağlamayı düşünmemiş (ihtiyacı olduğu halde) ender varlıklardan biridir. Ona “Sırların Adamı”, “Uyuyan Kahin” gibi sıfatlar yakıştırılmıştır.
Ondaki psişik güç çok küçük yaşlarda iken ortaya çıkmıştı. Altı yaşındayken ailesine daha önce ölmüş olan akrabaları ile iletişim kurulabileceğini ve görüşülebileceğini anlatmıştı. Daha sonraları ise okul kitaplarının üstüne başını koyarak uykuya dalıyor, uyandığında hiç çalışmamış olduğu halde kitapta yazılanları ezbere biliyordu. Bu yeteneğini giderek yitirdi ve çalışmak zorunda olduğundan on üç yaşında okulu bıraktı. Yirmi bir yaşında bir mektup kağıdı fabrikasının temsilcisi oldu ve o dönemlerde bir tür gırtlak felci geçirerek sesini kaybetti. Pek çok doktora gittiyse de hiç biri bu durumu düzeltmeyi başaramadılar ve son çare olarak ipnoza başvuruldu.
Böylece Cayce’nin yeni yaşamı başlamış oluyordu. Transa geçtikten sonra sorunu çözümleyici ifadelerini peş peşe sıraladı ve sesini yeniden kullanabilmek için gerekli ilaçları ve tedavileri söyledi; bunları uygulayarak eski sesine kavuştu. Ancak artık eski yaşamının yerini bir başkası almış, görevi başlamıştı. Sadece ve sadece insanlara yararlı olmaya adanacak bir yaşamın eşiğinden girmiş, yürümeye hatta koşmaya başlamıştı bile.
Hopkinsville ve Bowling Green’den bir grup doktor Cayce’nen bu eşsiz yeteneğinden çok yararlandılar. En içinden çıkılamaz vakaların Cayce tarafından tüm fizik kuralları altüst edercesine zaman ve mekan ötesi bir algı sonucunda teşhis edilişine olan hayranlıklarını gizlemediler. Onu layık olduğu takdir ile kuşattılar, yeteneklerini kamuoyuna duyurdular ve böylece Cayce’nin hemen hemen tüm vakalarda doğrulukları en yüksek hekimlerce de kanıtlanmış olan hastalık teşhis ve tedavilerinin ünü yayılmakta gecikmedi. Transa iken yaptığı teşhislerde, mili değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini dahi büyük bir kesinlikle tarif eden Cayce’nin uyanık durumda bunların hiç birinden haberi bile yoktu.
Karşısına gelen kimi insanların sorunlarının da geçmiş yaşamlarından kaynaklandığını belirten Cayce’in ağzından bu geçmiş yaşamlara ait, sorunun kaynağını oluşturan sahneler de birer birer dökülüvermişti. Böylece de batık kıta Atlantis’teki yaşamın çarpıcı kesitleri gözler önüne serilivermişti.
Kehanetler
Cayce
aslında iyi bir fotoğrafçıydı da. Ancak daha sonra bu işini de bırakmış, asli görevini hakkıyla yerine getirmek için stüdyosunu kapatmıştı.
Öldüğü zaman ise 43 yıl içinde 8 binden fazla insana verdiği psişik öğütlerin gayet ayrıntılı 14 bin adet steno zaptını gerisinde bırakmıştı. Bunların arasında geleceğe yönelik kehanetleri de vardı.
Toplum, bilim ve jeofizik alanlarında doğruluğu sık sık kanıtlanan kehanetleri, genellikle olayların gerçekleşmesinden uzun yıllar önce söylenmişti. Savaşlar barış, işsizlik, ırk çatışmaları, sosyal çalkantılar vs… gibi konulardaki kehanetlerinin, karşısına tedavi için gelen insanların özel yaşamlarına ilişkin kehanetleri de zaman geçtikçe aynen gerçekleşti.
Cayce ulusların geleceğini nasıl görüyorsa, şahısların geleceklerini de aynı berraklıkta görüyor, onlara evleneceklerini, boşanacaklarını, çocukları olacağını, doktorluk, mimarlık, kaptanlık, askerlik gibi çeşitli meslek dallarını seçeceklerini de rahatlıkla ifade edebiliyordu. Kehanetlerini transtayken söylüyordu ama Cayce uyanıkken de çevresindeki etkilere son derece duyarlıydı. Bir gün bir konferans salonunu terk etmek zorunda kalışının nedeni de bu duyarlılıktı. Çünkü o sırada orada bulunan bütün gençlerin bir gün savaşa gideceklerini, içlerinden üç tanesinin de asla geri dönmeyeceklerini görmüştü.
Cayce geçmişin ve geleceğin kapılarını açabilen her ikisine de rahatlıkla girip çıkabilen bir insandı.
1939 yılından sonra görev yapacak olan başkanlardan ikisinin görev süreleri sona ermeden öleceklerini söyleyerek Roosevelt ile Kennedy’yi kast etmişti. 1929 yılındaki büyük ekonomik krizi, borsadaki çalkantıları ve işlerin 1933’de yeniden rayına oturtulacağını bilmişti. 1920’lerde Amerika’da ırkçılık çatışmalarının yaşanacağını ifade etmişti.
Kahinler, kehanetlerinin hangi tarihte gerçekleşeceğini genellikle söylemeyi reddederler. Ancak Cayce çoğu kez tarihte belirtmiştir. 2.inci Dünya Savaş’ının başlayış ve sona eriş tarihlerini ve Vietnam Savaşı’nın tarihini vermiş, bilim dünyasının henüz haberi yokken Laser ışınının bulunacağını söylemişti.
Bimini yakınlarında, deniz dibinde tarih öncesi kalıntıların da bulunacağını belirtmiş ve bu da gerçekleşmiştir.
Yeryüzünün çehresindeki değişimler
Cayce, ileriki yıllarda büyük doğal afetler yaşanacağını, depremlerin ve deniz kabarmalarının yeryüzünün topografyasını değiştireceğini bildirmiş, kendisine tarih sorulduğunda ise bu hareketlerin 1958 ile 1998 arasında başlayacağını önce yavaş seyreden bu değişimlerin 1969 yılından itibaren giderek hızlanacağını eklemişti. Nitekim depremlerde hem sayıca, hem de şiddet bakımından bir çoğalma saptanmakta, 1969’dan sonra 7-9 Richter ölçeği arasında en az 30 depremin kaydedildiği bildirilmektedir. En uzman jeologlar Cayce’in haber verdiği olayların hiç de hayal ürünü olmadığını, hemen yanı başımızda gerçekleşmeyi beklediklerini belirtiyorlar. Cayce yer kabuğundaki değişikliklerin Amerika’nın batı kıyılarından başlayacağını ifade etmişti. Nitekim 28. Mart 1964 yılındaki Alaska depremi, 8.4 şiddeti ile 1908 San Francisco depreminden de güçlüdür.
Jeologlar Cayce’nin California’nın tahrip oluşuna ilişkin kehanetinin her an gerçekleşebileceğini belirtiyorlar. St. Andreas çatlağının 1980 yılında Pasadena dolaylarında 23 cm kadar batıya kaydığı saptanmıştır. Pek çok bilim adamının da görüşüne göre, 1989 San Francisco depremi asıl büyük hareketin sadece bir habercisidir. 1970 Haziran’ında Peru’da meydana gelen ve topografyayı değiştirmiş olan depremi de önceden haber vermiş olan Cayce’ye göre California’nın yerle bir oluşu gerçekleşecektir.
Günün birinde New York’tan ayrılmak niyetinde olan bir adam Cayce’ye başvurmuştu. Bu şehirde kendini çok huzursuz hissettiğini söyleyen bu iş adamına Cayce transa geçtikten sonra bu kararında büyük isabet bulunduğunu çünkü New York’un günün birinde yıkılıp sulara gömüleceğini söyledi. Ancak bunun daha ileriki bir nesil zamanında gerçekleşeceğini de ifade etti. Cayce’nin New York’a ilişkin bu kehanetine pek inanılmadı ve üstünde durulmadı. Ancak Manhattan’da bulunan 14. Cadde’de büyük bir iş merkezinin inşa çalışması sırasında, 1962 yılında projeler tamamlandıktan sonra bazı mühendisler yeraltında büyük bir fay tespit ettiler ve projenin gerçekleştirilmesinden vazgeçildi. Cayce’ye göre Carolina ve Georgia’nın güney bölgeleri de sular altında kalacaktır.
Cayce, Avrupa’nın kuzeyinin göz açıp kapayıncaya kadar değişeceğini bildirmiştir. Akdeniz bölgeleri de tehlike hattındadırlar. Özellikle de İtalya ve Yunanistan’a dikkat çekmiştir. Vezüv’ün ve Martinik’deki Pele yanardağlarının püsküreceklerini ve bunu takiben de California’nın güney sahillerinden başlayarak Utah ve Nevada’ya dek doğuya kadar yayılan bir su baskının yaşanacağını 1936’daki bir kehanetinde belirten Cayce, ‘Güney denizlerindeki bazı koşullar değişince ve buralarda batıp yükselmeler başlayınca, Akdeniz’de de aynı olaylar görülünce ve Etna bölgesinde değişiklikler meydana gelince, her şeyin başlamış olduğunu anlayacağız’ demişti.
Bu arada Etna çevresindeki hareketlerin 1958’de başladığı ve Akdeniz tabanında alçalıp yükselmeler meydana geldiği bilim adamlarınca saptanmış. Ayrıca 1979’da Indonesia’nın Yapen adasında meydana gelen 8 şiddetinde bir depremden sonra, aynı gün, dünya küresinde Endonezya’nın tam karşısında yer alan etna (Sicilya) yanardağı infilak etmiş ve sönmüş olduğunu düşünerek tırmanmakta olan pek çok turistin ölümüne neden olmuştur. Bu arada A.B.D Washington eyaletindeki St. Helens yanardağı da 1980 yılının 18 Mayıs günü uzun bir zamandan sonra iki kez püskürmüş, dağın tepesinden 400 metrelik bir bölümü uçurmuştur.
Kutupların Yer Değiştirmesi Cayce şöyle diyor: ‘Kuzey bölgelerinde ve Antarktika’da kabarmalar ve depremler, yerkürenin sıcak bölgelerinde volkanik patlamalar olacak. Kutuplar yer değiştirecek; öyle ki, soğuk veya yarı tropikal ülkeler daha tropikal olacaklar ve oralarda dev eğrelti otları ve yosunlar çıkacak.’
Hugh Auchincioss Brown aslında bir elektrik mühendisiydi. Ancak ölümüne dek sürdürdüğü bir çalışması vardı.Brown, Güney kutbundaki aşırı buz birikiminden dolayı dünyanın ekseninde bir değişme olacağına inanıyordu ve ömrü boyunca toplumları bu tehlikeye karşı uyarmaya çalışmış. Bilimsel ve jeolojik kuruluşlarla temaslarını daima sürdürmüştü.
Brown Antarktika’daki buzulların artmasıyla dünyanın adeta
“üstü ağırlaşan, sarsılan ve dengesini kaybeden bir topaç gibi devrileceğini” ileri sürüyor ve bu basınç nedeniyle de dünyanın dönüş ekseninin kutup ekseninden uzaklaşacağını ve dünyanın boşlukta takla atarak yeni kutuplar doğrultusunda olaşacak yeni bir eksenin çevresinde dönmeye başlayacağını iddia ediyordu.
Bunun sonucunda yeryüzü haritasının da tamamen değişeceğini belirten Brown,
“Olası bir felaket, tarih öncesi dönemlerin mamutları gibi, dünya nüfusunun çoğunu yok edecek. Buzullar olgunlaştığı zaman bu olay daha önce de birkaç kez tekrarlanmıştır” diyordu.
“Dünyanın Afetleri” adlı kitabında da buzulların ağırlığının 19 katrilyon ton olduğunu hesaplıyordu. Buzullar şimdi su yüzeyinden 5000 metre yüksekliğe ulaşmışlar ve korkunç ağırlıkları ile alttaki kayayı sürekli çökerterek daha fazla buz için yer açmaktadırlar. Bu arada, Amiral Byrd 1930 yılında bunların sadece birkaç metresinin buz yüzeyinde kalmış olduğu görüldü. Şimdilerde ise tamamen gömülmüş olmalıdırlar.
Charles Berlitz’in belirttiği gibi yeni jeomanyetik araştırmalar bunun gerçek olduğunu ortaya çıkarttı. Nesli tükenmiş, üstelik çok farklı bölgelerde yaşayan hayvanların buzlar içindeki cesetlerine Alaska, Kanada ve Sibirya’da rastlanmıştır. Sanki çok büyük bir felaket tümünü savurmuş ve çok uzak bölgelere fırlatıp atmış gibi.
1901 yılında Sibirya ‘da bulunan Berezovka mamutunun midesinde artık o bölgede yetişmeyen ılıman iklim bitkilerine rastlanmıştır. Bu arada bilim adamları Kuzey Kutbu’nun 1960-68 yılları arasındaki kayışın sekiz mil olduğunu saptamışlar.
Yeni Karaların Çıkması Cayce, “Değişimler meydana geldiğinde, birkaç yıl içinde Atlantik ve Pasifik’te yeni karalar ortaya çıkacak, günümüzdeki pek çok ülkenin kıyıları da okyanusun dibine gömülecek” demişti.
1940 yılındaki bir kehanetinde Poseydon Adası’nın, batık Atlantis’in yeniden yüzeye çıkacak olan ilk kısımları arasında da bulunacağını da belirtmiş. Atlantis’in parçalarının yüzeye çıkışından sonra gelecekteki nesillerin, üzerinde yaşamlarını sürdürecekleri pek çok yeni kara parçalarının ortaya çıkacağını da belirtmişti.
Dünyadaki tüm ülkeler arasında, depremlerden en az zararı İrlanda’nın göreceğini söylemiş, “Şayet İngiltere’de bin sarsıntı olacaksa, İrlanda’da 43 adet olacaktır” diye eklemiştir. Bu değişimler sırasında Japonya’nın da büyük bir bölümünün denize gömüleceğini, 1934 yılındaki bir kehanetinde söylemişti. Bu arada Nobichico Obara adlı bir Japon jeologu, Japon takımadalarının her yıl 2-3 cm kadar okyanusa gömülmekte olduklarını saptamıştır. Cayce Rusya ile ilgili bir kehanetinde bu ülkede komünizmin son bulacağını da söylemiştir. Cayce Rusya’nın özgür bir yaşama kavuştuktan sonra Amerika ile işbirliği yapacağını da belirtmiştir. Bu kehanet, bir çok defa Amerika ile Rusya’nın Kızıl Çine ’e karşı birleşeceğini söyleyen Jeanne Dixon’un da kehanetine uymaktadır. Bu kehaneti 1944 yılında başkan Roosevelt’e söylemişti Dixon. Oysa Çin, komünist rejime 1949 yılında geçti
Önümüzdeki yılların çehresi Cayce’ye göre uluslar üçüncü bir dünya savaşını engellemeyi başarsalar bile bu Paris, Londra ve New York ’un haritalardan silinmesini önleyemeyecektir. Cayce kehanetlerinde asla nükleer bir tahripten söz etmedi. Ona göre birtakım nükleer deneyimler yapmak suretiyle olsa olsa dünyanın fizik güçleri harekete geçirilebilir, depremlere ve deniz baskınlarına neden olunabilirdi.
Cayce
günümüz insanının da tıpkı Atlantis’te olduğu gibi kendi felaketini kendinin hazırladığını ifade ediyor.
Hala yeraltında nükleer denemeler yapmayı sürdüren ülkelerin yetkilileri bu kehanetleri ciddiye almış, üzerinde biraz olsun düşünmüş olsalardı; kendi bindikleri dalın da üzerinde yaşayan diğer milyarlarca insana karşı olan vicdani sorumluluklarının şuuruna varabilirlerdi belki de!...

Kadındaki Erkek, Erkekteki Kadın: Anima ve Animus


Kadındaki Erkek, Erkekteki Kadın: Anima ve Animus

Kadın ve erkeğin birbirinden çok farklı iki cins olduğuna hatta farklı gezegenlerden geldiğine dair sayısız efsanevi görüş var. Temel özelliklere yakından bakıldığında kadında erkeksi yönlerin, erkekte de kadınsı yönlerin olduğundan söz etmek mümkün. Aslında her iki cinsin birbirinin özelliklerini taşıdığına dair düşünceler geçen yüzyılda modern psikolojinin kurucularından olan Carl Gustav Jung’un Analitik teorisiyle şekillendi.

Jung’un benlik teorisi, insan bilinçaltına, toplumsal bilince dair ilginç ve gizemli bir yaklaşıma sahiptir. Başlangıçta Freud’la birlikte çalışmasına rağmen Freud’un cinselliği merkeze oturtan yaklaşımına karşı çıkan Jung, Freud’dan kopmuş ve kendi özgün, hatta esoterik olarak tanımlanan teorisini geliştirmiştir.

Jung, insan bilincine ve bilinçaltına dair pek çok kavram ortaya atmıştır. Tarihin başından itibaren insanın ortak, evrensel bir bilinçdışı olduğunu ve bu bilinçdışının da nesilden nesile aktarıldığını öne sürer. İnsanın doğuştan, hiçbir deneyim kazanmadan atalarından miras aldığı ve ruhsal bir kalıtımla edindiği bir takım modellere “Arketip” adını verir. Bu arketipler içinde dikkati çekenler “Persona”, “Anima”, “Animus” ve “Gölge” arketipleridir.

Başka bir deyişle kadında erkek benliği olan “Animus” vardır, erkekte de kadın benliği olan “Anima”. Aslında özetle ‘her insan çift cinsiyetlidir’ demektedir Jung. Kadındaki erkek duygularını temsil eden Animus, kadında geri plandadır, böylece kadında dişil duygular baskındır. Erkekte ise kadınsı duyguları temsil eden Anima geri plandadır ve erkeksi duygular baskındır. Bu noktada farklı cinsel tercihleri olan kadın veya erkeklerin benliklerinde karşı cinse ait arketiplerin daha baskın olduğunu da öne sürmek mümkündür aslında.

Modern toplumda kadın ve erkeğin psikolojik olarak giderek birbirine benzediğini görebiliriz, hem roller hem de duygular açısından. Yani dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadın ve erkek pek çok açıdan gittikçe birbirine yaklaşıyor. Cinsler birbirine yaklaştıkça roller hem değişiyor, hem de birbirine benziyor. Bir kadının sosyal hayatta, iş hayatında neredeyse bir erkek kadar çetin ceviz olmasını gerektirecek pek çok neden var günümüzde. Kadınlara annelerin öğrettiği gibi, kocasından geri planda kalmak, eşi için kendi geleceğinden fedakarlıkta bulunmak bugünün dünyasında kadının başarısız olmasına neden oluyor ne yazık ki. Bu nedenle günümüzün kadınında Jung’un bahsettiği Animus arketipi eskisinden daha fazla baskın görünüyor.

Buna karşılık erkeklere babalarının, ataerkil toplumun öğrettiği gibi, otoriter olma, çalışmayan kadını himayesine alma ve ona ömür boyu bakma gibi görevler de modern dünyada erkeğe gittikçe ağır gelmekte. Bu yüzden eşinin bir mesleğinin olması, eşine her konuda bağımlı olmaması, hatta çocuğuna tek başına bakabilecek imkanları olması eskisinden daha fazla önemlidir. Gelişmiş toplumlarda şehirde yaşayan erkekler çocukların bakımıyla daha fazla ilgileniyor, duygularını bir kadına açıyor ve eşinin kendisinden daha önemli bir kariyeri olmasıyla geçmiştekine göre daha fazla gurur duyabiliyor.

Kadın ve erkek birbirinden iki farklı cins olmasına rağmen, Jung’un da öne sürdüğü gibi, iki cinsin birbirine benzeyen pek çok yönü vardır. Eşlerin, sevgililerin, arkadaşların birbirlerini ve toplumda farklı cinsel tercihleri olanları tanımaları açısından, herkesin içinde hem şefkatli, duygusal ve incinebilen bir kadın olduğunu, hem de gerektiğinde savaşmaya hazır, cesur ve duygularını gizleyen bir erkek olduğunu hep hatırlamakta fayda var.

ANİMA VE ANİMUSUN BİLİNÇÜSTÜNE ÇIKMASI

İnsandaki anima ve animus olgusunun bilinçüstüne çıkması, bu temelsel, arke tipsel güçlerin bütün süreç boyunca bilinmeyen ya da bozuk entegre edilmiş bir yüzeyde kalmasının bizde yol açacağı problemlerden dolayı, çok önemlidir. Bu güçlerin bilinç üstüne çıkması sürekli girilen sürtüşmeler sonucunda bu güçlerin iç kişilikler olarak tanınınp, entegre edilmesiyle oluşur. Bir erkeğin animasını tanırken yaşadığı problemler kafasına göre takılmalar, canının istediğini yapmalar, sürekli şikayet etmeler, kaprisli duyarlılıklar ve çevresini, sürekli bir şeylere alındığından dolayı, ceheneme çevirmelerdir. Buna karşılık animusuyla tanışan kadınların yaşadığı problemler, sorunların çözümüne giden düşünce tarzı yerine sorunların tanımında takılı kalan düşünce tarzı, hatta bütün gücün sorunu oluşturan nedenlerin ispatı üzerine yoğunlaşması ve bu yüzden hiçbir sorunun çözülmemesidir. Bunun dışındaki problemler karamsarlık, hayat acısı çekmek, sık sık mutsuzluk hissi, demoralizasyon ve depresyonlardır. Başka bir örnek ise tartışmalarda ve sürtüşmelerde metalik bir ses tonu ile çoklu tezlerin fikirler olarak sunulmasıdır. Bu tip tartışmalarda hızlı oluşan ve içerik açısından dağınık ataklar yapılır ve bunlar hazırlanmış, düşünülmüş, hedefe yönelik ve çözüme götüren düşünce atılımları oluşturmazlar.

Anima ve animus içimizde tek taraflı, yani gelişmemiş bir şekilde bizi etkiliyorsa, karşı cins hakkında basit, tek taraflı ve flu görünümlü bir resme sahip oluruz. Buna rağmen neredeyse her erkek kadınları çok iyi tanıdığını, her kadın da doğru adam imajını 100% bildiğini ifade eder. İlişkilerde kendimize bir gerçeklik imajı yaratırız ama bu imajın arkasındaki gerçekleri görmezden geliriz. Gerçek partnerimizin nasıl olduğunu kesinkes bildiğimizi zannederiz. İşin kötüsü bu imaj subjektif (öznel,hissel) olmasına rağmen onu objektif (nesnel, mantıksal) olarak algılarız. Partnerimiz hakkında zihnimizde yarattığımız bu öznel imaj partnerimizi yanlış tanımamıza, onun gerçekliğine tecavüz etmemize ve ona haksızlık yapmamıza neden olur ki, bunun farkına maalesef çok nadiren varırız.

20 Ağustos 2013 Salı

HACAMAT NEDİR.BİR TEDAVİ YÖNTEMİDİR.



Hacamat kısaca vücutta hastalıklara neden olan kirliliğin peygamber efendimiz s.a.v in de uyguladığı şekilde dışarı alınması işlemidir.
Hacamat Bağışıklık sistemimizi felç eden kirlenmiş, kan özelliğini kaybetmiş sıvının peygamber efendimiz sav inde 1400 yıl öncesinde tarif etmiş olduğu çok önemli bir tedavi şeklidir.
Hacamat ağrısız, acısız, yatak istirahatsız, iş gücü kaybı olmadan tatbik olunan hastalıklardan korunmanın ve sağlıklı yaşamanın en kolay yoludur.
Hacamat vücüdun dışarıya atamadığı ağır metaller, toksinler, serbest radikaller, toksinler ve kullanılan ilaçların vücutta bıraktığı kalıntıların dışarı alınması işlemidir.
Öz kültürümüzde binlerce yıldır kullanılan sünnet bir tedavi şeklidir...
Bazı kişiler bu devirde bu ne diyenler olabilir! Ne derlerse desinler ben çok memnun kaldım. Sinop'ta karşı komşumuz bu işi yapıyor ve yer kiralamış, kendisi Çapa Tıp Fakültesi'nden belge almış.
5 gün içinde 9 ar adet attırdım, şu an çok hzuzrluyum. Hem ağrılarım geçmeye başladı, hem de manen huzur içindeyim...

Nelere faydası olduğunu sizlere aktarayım;

Baştan hacamat olmak; delilik, cüz zam, gece körlüğü, alaca, baş ağrısı, diş, göz, kulak gibi hastalıklara ve daha birçok hastalığa şifadır.
> Hacamat bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, vücuda direnç kazandırır.
> Kırmızı kan hücrelerini (alyuvarları) büyüten kanı katılaştıran, dolaşımı bozan fazla asitleri hacamatla vücuttan dışarı atabiliriz.
> Kan ve dokulardaki gaz ve toksinleri atar.
> Ödemleri çözer.
> Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, vücuda direnç kazandırır.
> Kan üretimi ile görevli organları uyarır.
> Beyin fonksiyonlarını canlandırır.
> Ağrıları giderir.
> Hastalıkları önler.
> Bel, boyun fıtığı, eklem ağrıları, karaciğer, kalp hastalıkları, psikolojik hastalıkların ve bunun gibi tüm hastalıkların tedavisinde yardımcı olur.
> Göze canlılık verir, gözün görme kabiliyetini artırır. Başından hacamat olan bir insan bunu hemen fark eder. Çünkü hacamatın etkisi hemen zuhur eder.
> Unutkanlık ve dikkat eksikliği olanlar; okuduğunu zor anlayanlar için kafadan hacamat (Kupa terapisi – Cupping Therapy) çok faydalıdır. Hacamat ezber kuvvetini artırır.
> Metabolizmayı düzenleyerek bağışıklık sistemini güçlendirir. Hacamat yaptıranlar daha az hastalıklara yakalanır, daha sağlıklı ve daha dinç görünüme sahip olurlar.
> Vücuda canlılık ve enerji verdiğinden dolayı cilt ve vücut daha genç görünür.
> Değişik nedenlerden dolayı vücudun belli noktalarında biriken toksinler dışarı alındığında vücudun bio-elektrik enerji si ve aura sı yoğunlaşır. Buda daha az uyku ve daha dinç yaşam demektir.
> Akciğer tarafından yeterince temizlenemeyen kan zamanla daha koyu hal alır, kılcal damarları tıkamaya neden olur. Hacamatla bu toksik maddeler arındırılarak organlar daha düzenli çalışmaya başlar.
> Tansiyon, Migren, bel fıtığı, pisikolojik hastalıklar, depresyon, düşük yaşam enerjisi (Qi) eklem ve romatizma ağrıları için bir çok ilaçtan daha tesirli olup ilaçlar gibi hiç bir yan etkisi de yoktur.
> Hacamat yaptıranların analitik düşünme yetenekleri artar, hızlı ve doğru karar alma yetenekleri gelişir.
> Sağ ve sol beyin lobları daha etkin ve dengeli kullanılmaya başlanır.
> Çocuklarda ve gençlerde hacamat daha dengeli bir ergenlik, geçirmelerine yardımcı olur.
> Lenfatik sistemi (mikroplarla savaşan lenf sistemini) harekete geçirir.
> Daha hacamat yaptırmaya başlar başlamaz beyin ağrı kesici etkiye sahip endorfin salgılamaya başlar.
> Depresyona maruz, psikolojik rahatsızlıkları olanlar, histeri, uykusuzluk, ankesiyete, ilaç bağımlılarını hacamatla başarıyla tedavi etmek mümkündür.
> Ağrı eşiği düşük olanlar için çok faydalıdır.
> Hacamat yaptıranların bağışıklık sistemi hastalıklara karşı daha dirençli olur. Ve Düzenli Hacamat yaptıranlar kolay grip ve soğuk algınlığına yakalanmaz.
> Yüksek kan basıncını düşürücü ve dolaşımı düzenleyici etkisi vardır. Deri üzerinde atıl durumda ki kan ve damarları çevresindeki pleksus lifleri uyarılmak sureti ile ve tıkanıklığa sebebiyet veren jöle kıvamındaki damarda dolaşmayan atıl maddelerin temizlenmesi ile dolaşımı düzenleyici etkisi vardır.
> Hipofiz bezini uyarmak sureti ile yapılan hacamat görevi hormonların salgılamasını kontrol eden bu bezeyi daha etkin hale getirir. Aşırı kilo başta olmak üzere bir çok hormonlarla alakalı konularda çok tesirlidir...
Sağlıklı günlerin (m)iz olsun!
Sağlık en büyük hazine bilene tabii ki!