30 Aralık 2012 Pazar

Masallar bütün çocukların hayatında önemli yer tutmaktadır. "Anne bana bir masal okur musun?" Bu cümleyi anne-babalar, gün içinde çok sık işitirler. Peki, aileler sadece çocukları hoş vakit g...eçirsinler diye mi masal okuyorlar?

Evet, hikayeler çocukların güzel ve hoş vakit geçirmesinde önemli bir araçtır; fakat daha da önemlisi masallar, çocukların gelişimleri üzerinde çok olumlu etkiler yaratır. Çocuk eğitiminde masal; hayal gücünün gelişmesine, düşünce ufkunun açılmasına yardımcı olur. Kelime hazinesini zenginleştirir ve kavram öğrenimini hızlandırır. Diğer bir önemi de, çocukların merak duygularını uyandırır,
yaratıcılığını hatta neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini geliştirir. Masallar, çocukların hayal dünyalarında yaratmış oldukları korkuları giderir. Karşılaştıkları güçlükleri kavramasına, çözüm yolu bulmasına yardım eder. Kişiliklerini geliştirir.

Çocuklar, hayatlarındaki sevdiği ve nefret ettiği örneklerle, masallarda karşılaşır ve masal kahramanları sayesinde tecrübeler yaşayarak, iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmeye başlar. Olan biteni çok daha net bir şekilde algılar. Çünkü masallar aracılığıyla verilen iletiler, yerine çok daha kolay ulaşır. Masal kitaplarının renkli, görsel öğeler yönünden zengin olması ise; çocuğun görsel zekasının gelişmesine yardımcı olur.

Çocukların tümü, masal kitaplarında ki kahramanların üstün özelliklerine ve başarılı hareketlerine hayranlık duydukları için onlarla özdeşim kurar, onlar gibi olmak isterler. Bu da çocukların karakter gelişimi üzerinde etkili olur. Bu nedenle çocuğunuza okuduğunuz hikaye ve masal kahramanların özellikleri mümkün oldukça gerçeğe yakın olmalıdır ki, çocuk gerçeklik duygusundan uzaklaşıp hayal dünyasına dalmasın. Kahramanların ulaştıkları başarılar veya kazandıkları zaferler, çabalarının bir sonucu olmalıdır. Eğer başarı ve zaferler olağanüstü güçlerle veya rastlantı sonucu elde ediliyorsa, bu durum çocuğu da kolay yoldan başarı elde etmeye yönlendirebilir.

Tüm bunların dışında, masal okuyarak çocuğunuza özel ve kaliteli bir zaman ayırmış olursunuz. Özellikle gün içinde çocuğunuza fazla vakit ayıramadığınızı düşünüyorsanız masal anlatarak beraber olmak, öyküyle ilgili yorumlar yapmak her iki taraf içinde harika bir duygu olacaktır.

Çocuğunuz 3-5 yaşında ise; belirgin bir konusu ya da kahraman figürleri olan, tanıdık olayların anlatıldığı konuları içeren (örneğin parka giden aile gibi) masal kitaplarını tercih edebilirsiniz. Masalın konusu sade olmalı ve masaldaki resimler anlatılan öyküyü desteklemelidir. Çocuğun hayal gücünü harekete geçiren masalların olduğu kitaplar, bu yaş gurubundaki çocuklar için faydalı olacaktır. Çocuğunuza resimlere bakarak hikâye anlatma imkânı sunun. Bu dönemde çocuklar, öykü anlatmaktan çok hoşlanırlar.

Çocuğunuz 5-8 yaşında ise; dil ve kavram yönünden gelişmiş, sadece iyi ve doğruyu değil, kötü ve yanlış karakterleri de içeren, çocuğun bildiği kelimelerden oluşan, okumayı yeni öğrenenler için kısa ve büyük yazılarla yazılmış kitapları tercih edebilirsiniz. Bu yaş dönemindeki çocuklar, gerçek ve gerçek dışı olayları bir arada yaşar. Konuları hayvanlar, devler ve doğa olan masalları dinlemeye bayılırlar. Uygun uzunluktaki bir kitabı sonuna kadar dinler ve dinlediklerini çok iyi anlarlar.

ÖNERİLER
Anne-baba olarak çocuğunuzun hayal gücünü geliştirmek için; masala başlamadan önce birlikte resimlere bakın, inceleyin ve nasıl bir öykü olduğunu tahmin etmeye çalışın. (Tahmin önceliğini çocuğunuza verin.)
Çocuğunuzun bilişsel becerilerinin ve problem çözme yetisinin gelişmesine katkıda bulunmak için; masal anlatırken, "Sence bir sonraki sayfada ne olacak?", "Bu masalın sonu nasıl olabilirdi?" gibi sorular sorun.
Çocuğunuzun hafızasını güçlendirmek için; masalı bir- iki sayfa okuduktan sonra bir önceki sayfalarla ilgili sorular sorun "Çocuğun adı neydi?", "Nereye gitmişlerdi?" gibi.

UZM. PSK. PINAR GÜLGEN


Ben çocuklarıma masal okumaya gidiyorum. Şimdilik hoşça kalın.

Çocuklar Neden Tırnaklarını Yer?

Çocuklarda sıklıkla görülen tırnak yeme alışkanlığı, altında birçok neden barındırıyor.

Bir davranış bozukluğu olarak anılan tırnak yeme alışkanlığı, altında birçok neden barındırabiliyor. Çok sayıda çocuğ...un ortak sorunu olan bu bozuklukların bazıları, kolaylıkla tedavi edilirken bazılarında tedavi için daha uzun sürelere ihtiyaç duyuluyor.

Psikolog Serap Duygulu, tırnak yeme alışkanlığının olası nedenlerini ve çözüm yollarını anlattı.

1. Tırnak yeme davranışı genellikle üç ya da dört yaş civarı görülür. Daha küçük çocuklarda sıklıkla rastlanan bir durum değildir. Tırnak yiyen çocuğun bu davranışının ardında güvensizlik duygusunun yattığı düşünülmelidir.

2. Aşırı baskı görerek büyüyen çocuklarda ve öz güven sorunu yaşayan çocuklarda sıklıkla görülür.

3. Aynı şekilde sürekli eleştirilen, ilgisiz ve sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuk, yaşadığı gerginliği tırnak yiyerek ortaya koyar.

4. Bazı durumlarda ortada hiçbir neden yokken sadece modelleme yoluyla da çocuğun tırnak yemeye başladığı görülmektedir. Ailesinde ya da yakın çevresinde tırnak yiyen birisini gören çocuk bu davranışı taklit etme yoluna gidebilir.

Aileler ne yapmalı?

Tırnak yeme davranışının altında, kesin olarak kaygının yattığı ya da bir başka kişiyi görerek modellemek olduğu biliniyor. Dolayısıyla bu sorunu çözümlemeye giden yolda öncelikle bu kaygıyı azaltmak gerektiği, ilgi ve sevgi açlığının doyurulmasının şart olduğu bilinmelidir.

Özellikle ailenin ya da çevrenin baskısı olayı durdurmaktan daha çok, bireyin üzerindeki kaygıyı ve baskıyı artıracaktır. Bu yoğunluk da davranışa yansıyarak tekrarlanma ve perçinlenme olasılığını yükseltecektir.

KARTAL KUŞUN YENİDEN DOĞUŞU
KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır.
70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken ç...ok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.

Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır.
Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır.
Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.

Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir.
Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.

Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.

En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.

Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.

Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.

Ancak geçmişin gereksiz safhasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.

“Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefinize doğru ilerleyin”

Hayat bir "bumerang" gibidir. Yaptığınız, söylediğiniz her şey dönüp dolaşıp yine... size gelir. Bazen hemen, bazen de yıllar sonra. O yüzden, şu anda söylediğiniz ve yaptığınız şeylere dikkat edin! Çünkü onlar, geri size dönmek üzere yola çıktılar bile..

ŞİİRLERİM


HEY BEŞER
doğurdun diye kendini yaradan mı belledin hey beşer,
yavrun hasta diye anayım der dertlenirsin.
okursun,üflersin, çarelere çare eklersin.
çaylar çorbalar pişirip, yemeyince kükrersin.
hey cahil sen kimsin kii isyan edersin.
yaradandan öte yoktur bilmezmisin.
verdiği gibi alır istese; sen mi engelsin.
şükret ki halin güzellensin.
ana da olsan hatırdan çıkarma, sen de bir yaradılansın.
attığı tohum onun, yeşertir yada yeşertmez sen necisin.
emzir, doyur, giydir, kuşat sonra da sev.
yaradandan daha az sev ki;
unutmayasın bahşedenin kim olduğunu.
yavrularının gözünde onu gör.
ellerini tutunca rabbinin kudretini duy.
kızma darılma hiçbirşeye,
hastalıkta rabbinden sağlıktaaa,
ana ol, evlat ol, kul ol.
sen sen ol; herşeyden çok şükreden ol.
SEMRA YAĞIZ ÜSTÜN

ŞİİRLERİM


Bir Şiir EKİM2012

nedensin sen yudumladığım bir damla suya,
nedensin sen koynumdaki çarpıntılara,
SON NEFESİM DEĞİLSE BU VERMEYE ÇALIŞTIĞIM,
NEDEN SENSİN BİLESİN,
Yaşarken gül gülistan dünyamda,
neden sensin her daim rüyalarımda,
Benden gideli olmuşken zamanlar,
canınla, canlarınla yanımdasın,
bu dünya bana ahir,
cennetim de sen, cehennemimde sensin.
dönsem dönsem yansam,
yansam yansam küle dönsem,
rüzgarımda sen,
toprağımda sen,
çiçeğimde sen,
yaprağımda sensin.
alsam başımı omuzuna koysam,
öpsem öpseem doyamasam.
nefesini nefesimde duysam,
solusaam solusaaaam kanamasam,
teninde tenim bulsam,
ağlasam; gülmelere boğulsam.
yalanımda sensin, gerçeğimde sen,
varsın aksın gözyaşlarım taaa seline kadar,
varsın tutmasın ellerim senin elerine kadar,
geldik gideceğiz,
doğduk öleceğiz,
ölmüyorsam yine bu nefeste,
neden sensin.
su bitmiş dal kurumuş,
güneş açmış tomurcuk kurumuş,
insan insanlıktan çıkmış,
adam adamlıktan,
hava zehir zemberek, ekmek aslana da kalmamış.
gelmişiniiii,
geçmişiniiii diyorum.
susuyorum, vazgeçiyorum.
küfürüm de seeen, dualarım da sensin.

SEMRA YAĞIZ ÜSTÜN

HER İNSANA BİR KARDEŞ GEREK


29.09.2009
2.bebek
27 ağustosta test yaptım çıkmadı .bıraktım işlerime baktım.meğer 10 dk. beklemek gerekmiş. sonradan bir baktım pozitif.
yağmurda da 1 ay oruç tutmuştum. ramazan ayında öğrenmiştim gebeliği bundada öyle oldu.
6-10 yada 12 ağustos ta hamile kalmış olmalıyım.
mayısta doğacak allah izin verirse. biraz gergin ve asabiyim. sanırım korkuyorum. sakat ayakla nasıl taşıyacağım.
yağmurda nasıldı bilmiyorum ama bu bebek çok midemi bulandırıyor. hiçbirşeyin tadı yok.
Kızım artık 3 yaşını bitirdi.
1 bitince yürümeye başladı.
2 bitince tuvaletini söyledi.
3 bitince de R ler çıkmaya başladı. Şimdi bazen fazladar r ler kullansada. çok tatlı konuşuyor.Bebeklere bayılıyor.ablalık yapmayı çok seviyor. kardeş gerektiğini düşündük. İnşallah iyi etmişizdir.


30.12.2012

      
Üç sene önce yazmışım bu yazıyı seve isteye sahip olduğu mikinci bebeğime (oğluma) hamile olduğumu öğrendiğimde biraz korku yaşamışım anlaşılan. Beni bu şekilde korku hissetmeye iten şeyler hayatın zorlukları , yaşam koşulları çocuklarıma iyi bir gelecek bırakabilmek endişesi gibi nedenlerdir ,bugün düşünüyorum da iyi etmişiz, çok iyi etmişiz. Her ne kadar bazı kardeşler düşmandan beter olsada kardeşlik güzel şey ve bu hayatta herkesin bir kardeşe sahip olması gerek. Tecrübeyle sabittir. Şöyle ki: 25 Ocak 2007 de bir trafik kazası geçirdim.Ayağım da 3 kırık 3 çıkık tespit edildi. Hayatımın en kötü görüntüsüydü. Sağ ayağım ters dönmüştü. Çok şükür şimdi dümdüz. Ara sıra ağrılar yaşıyorum o kadar. 1 hafta tuvalete dahi kalkmadan sırt üstü yattım, ayağıma( tam hatırlamasamda) 10-15 kg ağırlık taktılar, evet resmen çivilerle taktılar ağırlıkları. Çektiğim acıları nasıl anlatırım bilemiyorum ama anlatabileceğim şey bu zor günlerimde hep kardeşlerim yanımda oldu. Sabahlara kadar başucumda bekleyip, masajlar yaptılar, ağzıma beslediler, gözyaşlarımı sildiler, dualar okudular,bir ağrı kesici iğne için hemşirelerle, doktorla rla( haksız olduklarını bile bile) tartıştılar mücadele ettiler. Bir taraftan abim(eşimin kardeşi) resmi işler peşinde koşturdu, polisle ayrı karşı tarafla ayrı görüşmeler yaptı. 7 aylık kızımın hasretine dayanamadığım içinı 1 saatlik mesafeden gün aşırı bana taşıdı. Yavrumu görmem için koklamam için, biraz olsun hasretimi dindirmek için gün aşırı kızımı bana getirdi.Kardeşlerimiz olmas eşim hangi birine yetişirdi , hangi işin başında olur hangi işin ucundan tutabilirdi bilmiyoruz. 2 hafta hastanede kaldım eşim her gece yanımdaydı. Yanımda olmadığı kısa sürelerde de hep kardeşlerim başımda oldu. 6 ay değneklerle yaşadım bunun üç ayı ayağımın üzerine basamadan geçti.Evime baktılar,çocuğuma baktılar. Yemek, içmek, temizlik...  herşey ellerinden geçti. Kardeşlerimiz 6 ay boyunca Maddi ve manevi olarak o kadar büyük destek oldular ki bize; dünyayı bağışlasak borcumuzu ödeyemeyiz. Sevim, Safiye, Şukran ve Erdal abim ve tabiki eşleri... ailelerimiz. Allah hepsinden razı olsun. Dilerim çocuklarımızda bizim kardeşlerimiz gibi kardeş olsun. Kardeşliğin karın deşmek değil; bir karında yaşamış olmak olduğunu, aynı candan kopmak olduğunu, ayrı gayrı olamayacağını, herşeyden çok sevmek olduğunu bilsinler anlasınlar dilerim.
         Şimdi kızım 6,5 yaşında oğlum 2,5 çok eğlendikleri ve birbirlerini sevdikleri her hallerinden belli. Eşim veya ben birinden birine kızmaya kalktığımızda diğeri hemen kardeşini korumaya geçiyor, birbirlerine söz söyletmiyorlar, ara sıra atışmalar bağrışmalar olmuyor değil tabiki ama bu da kardeşliğin tuzu biberi sanırım.Annemin de dediği gibi “iki kaşık bile yanyana durunca ses çıkarmadan olmuyor.” İnsanlar da birlikte oldukları sürece her türlüsünü görür ve yaşar. Her ilişkide acıları paylaşıp azaltmak, tatlıları paylaşıp kat kat arttırmak esastır. Evlilik gibi arkadaşlık gibi dostluk gibi kardeşlikte paylaşmak demektir. En kötü gününüz mutlulukları paylaşarak kahkahalarla dolu olsun.

27 Aralık 2012 Perşembe

KATKI MADDELERİ ÖZET LİSTESİ
RENKLENDİRİCİLER
KORUYUCULAR
ANTİOKSİDANLAR ASİTLER MİNERAL TUZLAR
KIVAM ARTICILAR, STABİLİZÖRLER, HOMOJENLEŞTİRİCLER
İNCELTİCİLER
AROMALAR, TAD VERİCİLER
PARLATICILAR, TATLANDIRICILAR
E100* E200 E300 E400 E500 E620* E900*
E101* E201 E301 E401 E501 E621* E901*
E102* E202 E302 E402 E503 E622* E903
E104* E203 E303 E403 E504 E623* E904**
E107* E210* E304* E404 E507 E624* E905*
E110* E211* E306* E405 E508 E625* E907
E120** E212* E307* E406 E509 E626 E910**
E122* E213* E308* E407* E510 E627 E913*
E123* E214* E309* E410 E511 E629 E920**
E124* E215* E310 E412 E513 E631* E921**
E127* E216* E311* E413 E514 E633* E924
E128* E217* E312* E414 E515 E635* E925
E129* E218* E317 E415 E516 E636* E926
E131* E219* E318 E416 E518 E637* E927
E132* E220 E319 E417 E519 E640** E928
E133* E221 E320* E420 E524 E931
E140* E222 E321* E421 E525 E932
E141* E223 E322* E422* E526 E950
E142* E224 E325* E430* E527 E951*
E150 E225 E326* E431* E528 E952
E151 E226 E327* E432* E529 E954
E153* E227 E328* E433* E530 E957
E154* E228 E329* E434* E535 E965
E155* E230* E330 E435* E536 E966*
E160(a)* E231* E331 E436* E540 E967
E160(b)* E232* E332 E440(a) E541 E999
E160(c)* E233* E333 E440(b) E542** E1100*
E160(d)* E234* E334 E441** E544* E1200
E160(e)* E235 E335 E442* E545 E1201
E160(f)* E236 E336 E450 E551 E1202
E161* E237 E337 E460 E552 E1400-1450
E162* E238 E338 E461 E553(a) E1450
E163* E239 E339 E463 E553(b) E1510**
E170* E249* E340 E464 E554 E1517*
E171 E250* E341* E465 E556* E1518*
E172 E251* E343 E466 E558 E1520
E173 E252* E350 E469 E559
E174 E260 E351 E470* E570*
E175 E261 E352 E471* E572*
E180* E262 E353 E472* E575
E181 E263 E354 E473* E576
E264 E355* E474* E577
E270* E357* E475* E578
E280 E363 E476* E579
E281 E365 E477* E585
E282 E366 E478*
E283 E367 E479(b)*
E290 E370 E480
E296 E375 E481*
E297 E380 E482*
E381 E483*
E385 E492*
E493*
E494*
E495*
İşaretsiz " siyah " E numaraları helal kabul edilen katkıları gösterir.
" kırmızı " E numaraları sağlık için tehlikeli katkıları gösterir.
" ** " işaretleri kesin hayvan (çoğunlukla domuz) kökenli katkıları gösterir.(haram)
" * " Bitkisel veya hayvansal kökenli olabilir. Alkolle muamele edilmiş veya edilmemiş olabilir.Bu sebeple (şüpheli) kabul edilen katkıları gösterir.
Kaynak: animal-ingredients.hypermart.net www.foodag.com ve www.muslimconsumergroup.com HACSG (Hiperaktif çocukları destekleme grubu),www.ifanca.org, www.ehalalfood.com, www.eathalal.com, www.whatisinit.com, www.halalpak.com internet sayfalarından faydalanılmıştır.

Laboratuvar Metodları



Genel Bakış

Laboratuvarlar tıbben ilgilenilen sayısız analiti test eden çeşitli metodolojiler kullanmaktadır. Bir test için kullanılan yöntemin anlaşılması test sonuçlarınızın daha geniş bir bağlamda kavranmasını sağlar. Aşağıda bu sitede sıklıkla sözü edilen birkaç laboratuvar test yönteminin açıklamasına ilişkin internet bağlantıları sunulmuştur.
Laboratuvar yöntemleri biyoloji, kimya ve fizik alanlarında kanıtlanmış bilimsel ilkelere dayanmaktadır. Bu yöntemler kanınızdaki kolesterol miktarının belirlenmesinden, DNA’nızın analizine, enfeksiyon nedeni olabilen mikroskopik canlıların üretilmesine kadar klinik laboratuvarın her yönünü kapsamaktadır. Bu yöntemler yemek kitabındaki tariflere çok benzemekte, belli analitler veya maddeler için biyolojik numunelerin test edilmesinde kullanılan prosedürler ve süreçleri tanımlamaktadır. Laboratuvar uzmanı son ürüne ulaşılana, başka bir deyişle test sonucu alınana kadar prosedürleri adım adım izler.
Bazı yemek tarifleri gibi bazı yöntemler, diğerlerine göre daha zor ve emek-yoğun olup değişik derecelerde uzmanlık ister. Sıklıkla aynı maddeyi analiz etmek için birden fazla sayıda yöntem kullanılabilir. Sonuçta, aynı madde (analit) farklı laboratuvarlarda farklı farklı test edilebilir. Test sonuçlarını karşılaştırırken bu gerçek kritik önem taşır.
Aşağıda sıralanan yöntemlerin tarifleri kullanılan bilimsel ilkelere ve bir sonuç vermek için gerekli adımlara bir miktar içgörü sağlama çabası taşır. Size uygulanabilecek testlerin bir bölümünün daha iyi anlaşılması için yöntemlerin ve farklılıkların açıklamaları sunulmuştur. Burada işaret edilenler mevcut teknolojilerin kapsamlı bir listesini sunma amacı taşımamakta, bu internet sitesinde sözü edilen yöntemlerin birkaç temsili örneğini sunmaktadır.

 

İmmunanaliz


İmmünoglobulinler bağışıklık sistemi tarafından vücut içindeki yabancı maddeleri tanımak, bağlamak ve etkisizleştirmek için üretilen proteinlerdir. İmmünolojik analizler antikor denilen bir immünoglobülinle onun spesifik olarak tanıdığı antijen denilen yabancı molekül arasında oluşan çok özgün bağlantının varlığına dayanmaktadır. Kan veya başka vücut sıvılarında spesifik bir antikor veya antijenin varlığını test etmek için kullanılabilir.
İmmünolojik analizler bir kan veya sıvı numunesindeki antikorun varlığını test etmek için kullanıldığında, antikoru tespit sisteminin bir öğesi olarak test spesifik bir antijeni kullanır. Test edilmekte olan antikor numunede mevcut olduğu takdirde test sistemindeki antijenle reaksiyona girecek veya ona bağlanacak, test sonucu pozitif çıkacaktır. Anlamlı bir reaksiyon oluşmazsa numune test sonucu negatif olarak bildirilecektir. Antikorları tespit için yapılan immünolojik testlere örnek olarak Romatoid Faktör testi (romatoit artrit hastalarında görülen otoimmün antikorları test eder), Batı Nil Virüsü testi ( bu virüsün etkeni enfeksiyona reaksiyon olarak hastanın oluşturduğu antikorları test eder) verilebilir . Ayrıca aşılanmaya (aşılanmanın başarılı olduğundan emin olmak için Hepatit B virüsüne karşı oluşan antikorları test eder) cevaben oluşan antikorlar da bu testlerle tespit edilir.
Kan veya sıvı numunesindeki antijenlerin varlığını test etmek için immünolojik analizler kullanıldığında, kullanılan kontrol testi numunesi ilgilenilen antijene karşı oluşan antikorları içerir. Kişinin numunesinde mevcut antijenin spesifik bir antikora karşı reaksiyonu bilinen konsantrasyonlarda ve miktardaki antijenle oluşan reaksiyonla karşılaştırılıp sonuç rapor edilir. Antijenler için yapılan immünolojik testlere örnek olarak için ilaç, hormon (insülin, TSH, östrojen gibi) ve kanser belirteç (PSA, CA-125 ve AFP gibi) testleri verilebilir.
Kaynaklar
(© 2006). Immunoassay Detection Technologies, Chapter 2. Abbott Diagnostics Scientific Resources Learning Guide [On-line information]. PDF available for download through http://www.abbottdiagnostics.com.
Clarke, W. and Dufour, D. R., Editors (2006). Contemporary Practice in Clinical Chemistry, AACC Press, Washington, DC. Harris, N. and Winter, W. Chapter 10, Immunoassays. Pp. 117-119.


Enzim bağlantılı immün analiz (ELISA)

ELISA bir immünanaliz yöntemidir. Antijen-antikor kompleksleri oluşturmak için antikorların çok spesifik antijenlere bağlanacağı ilkesine dayanır. Bu kompleksleri tespit ve ölçümü için enzim bağlantılı antijenler veya antikorlar kullanılabilir.
İnsan kanında bir antikorun tespit ve ölçümü için bilinen bir antijen bir katı maddenin yüzeyine bağlanır. Üzerine hastanın numunesini içeren bir çözelti ilave edilir. Hastanın numunesi antikor içeriyorsa antijene bağlanacaktır. Daha sonra bir enzimle işaretlenmiş ikinci bir antikor (insan antikorlarına karşı) eklenir. Enzime bağlı antikor insan antikorlarına bağlanır. Enzim, hasta numunesindeki antikorun varlığı ve miktarını gösteren saptanabilir bir değişikliğin oluşmasına yol açacaktır.
Kaynaklar
(© 1994-2006). Introduction to Antibodies – Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA). Millipore Corporation [On-line information]. Available online at http://www.chemicon.com/resource/ANT101/a2C.asp through http://www.chemicon.com.
(2001). Gerostamoulos, J. et. al. (2001). The Use Of Elisa (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay) Screening In Postmortem Blood. TIAFT, The International Association of Forensic Toxicologists [On-line information]. Available online at http://www.tiaft.org/tiaft2001/lectures/l13_gerostamoulos.doc through http://www.tiaft.org.
Clarke, W. and Dufour, D. R., Editors (2006). Contemporary Practice in Clinical Chemistry, AACC Press, Washington, DC. Harris, N. and Winter, W.

Western blot

Kan veya dokudaki spesifik proteinleri saptayan bir immünanaliz yöntemidir. Bir elektroforez aşamasıyla ayrıştırılmış proteinleri bir membrana aktaran başka bir aşamanın kombinasyonudur. Western blot testi sıklıkla, bir antikorun varlığını doğrulayan ve hastalığa tanı koymaya yardımcı olan bir testttir. Örneğin HIV ve Lyme hastalığı testleri sonuçlarını doğrulamak için kullanılır.
Bir Western blot testi için protein içeren bir numune bir jel katmanının bir ucunda bulunan bir noktaya yerleştirilir. Jelin bir ucundaki ayrı “bantlara” yan yana birçok numune ve kontrol yerleştirilebilir. Bir elektrik akımı numunedeki (numunelerdeki) proteinlerin jel boyunca hareket etmesine neden olarak proteinleri şekil ve büyüklüklerine göre ayırır. Bakıldığında portatif merdivenin basamaklarına benzer bantlar görülür. Bu numune ve o basamakları o jelle temasa getirilen ince bir membranın (zarın ) üstüne aktarılarak bir leke oluşturulur. Daha sonra membrana bağlanmış proteinleri tespit için bir veya iki aşamada tanımlanmış veya işaretlenmiş antikorlar kullanılır. Örneğin, HIV veya Lyme antikor testlerinin sonuçlarını doğrulamak için etken mikrobun proteinleri ayrılır. Hastanın numunesi daha sonra önceden oluşan lekeye damlatılarak bu mikroba karşı oluşmuş antikorlar bağlanır. Ardından insan immunoglobulinlerine karşı oluşmuş işaretlenmiş antikorlar kullanılarak incelenen mikrobun (örneğin HIV) antikorları tespit edilir. Belli bazı proteinlerin varlığı diğer bantlardaki bilinen negatif veya pozitif kontrol numuneleriyle karşılaştırılarak değerlendirilir. .
Kaynaklar
Khalsa, G. Western blotting. Arizona State University, School of Life Sciences, Mama Ji’s Molecular Kitchen [On-line information]. Available online at http://lifesciences.asu.edu/resources/mamajis/western/western.html through http://lifesciences.asu.edu.
Tietz Textbook of Clinical Chemistry and Molecular Diagnostics. Burtis CA and Ashwood ER, Bruns DE, eds. 4th edition St. Louis: Elsevier Saunders; 2006.
Anlamaya çalışmayı bırakmak
Olaylar karşısında son derece kızabilirsin, küfredebilirsin, kadere lanet okuyabilirsin ama yolun sonuna geldiğinde her şeyi bırakmak zorundasın...”

Bu sözler Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi filminde oğlunu ancak yaşamının son günlerinde tanıyabilmiş yaptıklarından pişman bir babanın Güneş’in doğuşunu ölmeden önce son kez seyrettiği sahneden alıntıdır.

Yaşadığımız bazı olaylar gerçek anlamda umudumuzu yitirmemize, canımızın çok sıkılmasına yol açabilir.

Böyle problemler yaşadığımızda yaşanan durumun yarattığı olumsuz duygularla birlikte o duruma karşı oluşan tepkiler de bu konuda daha da acı duymamıza yol açabilir.

Özellikle olumsuz olan enerji döngülerinin bizi etkilemeye devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri o durumu anlamaya çalışmaktır.

“Niye bunlar oluyor?

Neden bu kadar insan ölüyor?

Bu insanların günahı ne?

Bunun olmasının sebebi ne?

Bu sorun nasıl çözülecek?

Bütün bunların anlamı ne?” gibi sorular herkesin farkındalığında oluşur.

Bu sorgulama durumu o enerjiye daha çok odaklanmamıza ve başka olasılıkları görme şansımızı kaybetmemize yol açar.

Durumu şöyle düşünün.

Bütün her şey enerjidir ve her durum birbirinden farklı enerji döngüleri olarak titreşir.

Yani şöyle diyebiliriz, televizyon ekranı yüzlerce farklı kanaldan yayınlar yansıtır.

Olumsuz bir enerji döngüsünü de izlediğiniz bir kanal gibi düşünün adı da X kanalı olsun.

X kanalı sadece dram konularını işleyen hep savaşın olduğu, acıların ve ölümlerin yaşandığı bir kanal olsun.

O kanalın işi budur, dram ve üzüntü yayınlamak.

X kanalını her seyrettiğimizde öfke, umutsuzluk, üzüntü ve acı gibi duygular deneyimleriz.

Ve kanalı her açtığımızda yeni bir umutla orada tekrarlanan acıların bitmesini isteriz ama her seferinde hayal kırıklığına uğrarız.

Çünkü X kanalının enerji döngüsünün dram odaklı olduğunu unuturuz.

Orada barış ve mutluluk konusu yoktur.

Ve her seferinde tekrarlanan bu dramı anlamaya çalışırız.

Ve şimdi bir bakın, X kanalında olanları anlamaya çalıştığınızda kanalı değiştiriyor musunuz yoksa sürekli o kanala mı odaklanıyorsunuz?

Aslında sürekli o kanala odaklandığınızda bütün öfkeniz, üzüntünüz, acınız durumu daha da güçlendiriyor.

O durum bütün enerjisini ona odaklanıldığı için alıyor.

Sonsuz enerjiniz umutlu olasılıklarda mı yoksa hiç değişmeyen sadece dram yayınlanan X kanalında mı?

Ancak o kanalda yaşananları anlamayı serbest bıraktığınızda çözümü orada aramayı bırakıp, başka olasılıklara kendinizi açabilirsiniz.

Kanalı değiştirip yeni bir enerji frekansına yeni bir kanala odaklanabilirsiniz.

Bu anlattığım durumun tamamen ruhsal ve zihinsel boyutu.

Çünkü olayı ruhsal boyutta serbest bıraktığımızda fiziksel dünyaya yansımaya başlama olasılığı yükselir.

Bununla ilgili bir uygulama yaparak konuyu daha derinlemesine kavrayacağınıza inanıyorum.

Alıştırmayı yapmadan önce [Only Registered Users Can See Links] linkindeki videoyu izleyip alıştırmayı okumanızı tavsiye ederim.

Kötü bir anı düşünün...

Hemen bazı duygular uyanacaktır.

(Öfke, üzüntü, acı, sıkıntı, umutsuzluk gibi)

Şimdi o duyguları fark edip sadece o duyguları hissedin ve oluşan enerjiye kendinizi açın.

Şimdi durumu nasıl anlamaya çalıştığınız fark edin.

(İçinizdeki Neden? Niçin? Ne yapmalıyım? sorularını fark edin)

Kendiniz sadece şu an için oluşan o anlamaya çalışma enerjisine açın.

Sadece o duygulara kendiniz açın ve kabul verin.

Ve şu an için bu durumu anlamaya çalışmayı serbest bırakabilir misiniz?

Serbest bırakır mısınız?

Ne zaman?

Şu anda kendinizi çözüm olasılığına açabilir misiniz?

Yukarıdaki uygulamayı birkaç kez tekrarlamanız enerjinin serbest kalmasını sağlayacaktır.

Aşağıda paylaştığım Mahatma Gandhi’nin sözlerinin yaşanan bu sürece ışık tutacağına inanıyorum.

“Umudumu yitirdiğimde doğruluk ve sevgi yolunun tarih boyunca daima kazandığını hatırlarım.

Zorbalar ve katiller hep vardır ve bir süre için yenilmez görünebilirler.

Ama sonunda daima yenilirler.

Bunu düşünün, daima.”

Gandhi
AFFETMENİN HAFİFLİĞİ



Yunusların gösteri yaptığı bir havuzun kenarında, onları ilk kez bunca yakından görmenin coşkusu her yanıma dağılmış. Büyük gövdelerine karşın, gülümseme işareti çizilmiş gibi görünen yüzleri mi, yoksa gösteri sonrası herkes dağılıp giderken, havuz kenarına başlarını yaslayıp, gözleri ile izlemeleri mi- bunun için kafalarını yan çevirmeleri gerekiyor- bakışları mı bilmem, bende başlarını okşama duygusu ile karışık hüznü uyandırıyor. Yunusları oldum olası çok severim, bana hep duygusallık- yardım ama en önemlisi özgürlük duygusunu çağrıştırırlar. Dayanılmaz uzaklara gitme arzumu gerçekleştiren onlar olduğundan belki de. Fakat onlara dokunmak, koca gözlerine bakmak başka bir duyguymuş. Bir şeyi daha öğrendim diye seviniyorum.

Gösteriyi izleyen süreçte ilk kez düzenlenen bir şampiyonanın sonuçlarının açıklandığı ödül töreni olacak. Neden buradasın diye sorduklarında ya da neden buradasınız dediklerinde, ilki düzenlenen Affetme Şampiyonası için diyoruz. Bazıları için bu olağan karşılanan bir sözcük, bazılarının ise yüzüne bir gülümseme yayılıyor. Aslında bizim de yüzümüzde bir gülümseme var, ne ölçüde affedebilmişiz, tam başarmış mıyız, affetmek ne güzelmiş, bunları konuşuyoruz, karasal bir iklimden gelinen, deniz kokulu bu şehirde..

Affetmek kelime olarak değişik çağrışımlar yapsa da insanlara, herkesin affetme üzerine bir tezi olsa ve konuya yabancı olmasalar da, gerçek süreci hakkında tam da bilgi sahibi değil çoğu kişi. O sırada, kelli felli bir bey çıkıp da, “ Ben kesin affetmeyeceğim filancayı, öyle çok şey yaptı ki, affedeyim de rahatlasın mı “ diyor. Ortamdaki kimse sesini çıkarmıyor, demiyoruz ki, “ Affedince o değil, sen rahatlayacaksın, zaten o kişinin bilincinde senin onu affedip etmemen çok da önem taşımıyordur.”

Bu konu bilişsel düzeyde çok fazla bileşen içerdiği için, “ Affettim oldu -bitti “ denilecek kadar kolay değil. Affettiğiniz kişiyi zihinde serbest bırakmak gerekiyor, bununla birlikte, o kişi ile görüşmek şart olmasa, yüz yüze gelinse de gelinmese de, ona karşı olan duygu ve görüşlerin nötr olması, yaşam sürecinde iyi yaşaması için dilekte bulunmak gibi bir çok kuralı var. Sorularla affetmenin gerçekleşip gerçekleşmediğini saptamak olası olsa da, o sorulara yanıt veren durumunda olmak, öyle pek de sıradan ve kolay olmuyor, tüm içindeki taşlar oynuyor insanın, grafikleşmiş yerini bulmaya çalışan puzzle kareleri gibi yer değiştiriyor. Ortaya doğru resim çıkarsa, başardım diyoruz.
Ben ilk kimi tam affetme anlamında - nasıl affettim, bilincim yaşam filmimi geriye sarıyor,
Bakıyorum epey uzun zaman olmuş.

Uzun bir süreç bu, öncelikle kişinin kime kızgın olduğunu bulması gerekiyor, sonra bilincinde bırakmaya hazır olması, en son aşamada ise bırakma uygulaması devreye giriyor. Kızgınlığın veya yaşanan olayın boyutu kişi için ne kadar zedeleyici ise, bunu içinde- bilişinde bırakması da, o denli zorlayıcı unsurlar içeriyor. Bırakma aşaması üç katmandan oluşuyor; Kızgın olunan kişiyi, o sırada oluşan kişisel kızgınlığı, kişisel kızgınlıktan dolayı kendine kızan yanı bırakmak gibi.

Öfke veya kızgınlık buzdağına benzediği, suyun altında kalan kısım üstte görünenin katlarca fazlası olduğundan, tüm duyguların ortaya çıktığı süreçte, kişiler direnç gösterebiliyor, ağlıyorlar veya “ Hayır istemiyorum, ama deneyeceğim” diyebiliyorlar. Bunların hepsi olumlu tepkiler, bırakmaya yelken açıldığını gösteriyor ve kişi öfkelerinden kurtuldukça hafifliyor, onu gölge gibi izleyen karmaşadan arınık, serbestçe geleceğine ilerliyor. Bir de öfkesinden hiç vazgeçmek istemeyenler var ki, taşıdıkları duyguları yayıp- genelleyerek, her gün katlanan sayılarla çarparak büyütüyorlar. Bir gün iki ile, ertesi gün dörtle, sonra... Devam edip giden bu süreçte gün geliyor, affedemediklerinin ağırlığıyla, kendileri ağırlaşıyor, etrafa insanlara- olaylara- yaşama nefret dolu bireylere dönüşüyorlar.

Öyleyse affetmek en güzeli gibi görünüyor, diğer bir deyişle affedip hafiflemek ne iyi...
Kişileri bundan alıkoyan ne peki? Elbette ki zor bileşenler. Affettiğiniz kişi için çok fazla unsur olsa da, en azından kabul edip onaylanan belirtiler öne çıkıyor;
- Mutlu olmasını isterim
- Sıkıntı içinde olduğunu duysam, herhangi birine duyduğum hisler geçerli olur
- Hasta ve yalnız olduğunda, ona destek olunmasını isterim.......
Ve benzeri bir çok ayrıntı.

Küçük bir testle kişinin kendinde bunları sınaması mümkün. Affetmenin temel amacı o kişi ile görüşmek, onu sevmek, yanında veya destek olmak anlamı da taşımıyor, bu durum sadece zihinde o kişiyle ilgili olumsuz duyguları silmek olarak adlandırılabilir.
Ancak bu küçük testleri yapıp, o kişiyi affettim demek kolay mı?

Affettiğiniz kim - affettiğim kim peki?
Sizi en sevdiğiniz anda bırakan bir sevgili mi, öfkeli davranan anne- babanız mı, özel sırlarınızı saklamayan bir dost mu, yüklüce borç alıp da ortadan kaybolan bir arkadaş mı? Bunların affedilmesinde de zorlanabilir kişi, ama ya affedilecek kişi, sizi hastanelik edercesine döven veya bıçaklayan ya da tecavüz eden, ailenizden birini öldüren biri ise? Bu durumlarda affetmek biraz zor görünse de, hangi şıkkı seçerdiniz? Onu affedip hafiflemeyi mi, yoksa ona duyduğunuz öfkeyi her gün katlayıp- çoğaltarak yaşamı kendinize zehir etmeyi mi? İşte labirentin karışıklığı bu noktada başlıyor, yaşanan deneyimin ağırlığı ile affedip bırakmayı denemek arasındaki bağlantı oldukça güçlü.

Bu konuda bilinen en çarpıcı örnek Afrikalı bir bayandan söz eder. Küçük yaştaki oğlunu öldüren adama duyduğu derin öfkenin ardından, onu affeden bu bayan, oğlunun katili olarak anılan adamın farkındalık kazanıp, normal yaşam şartlarına uyum sağlaması için onu süreli olarak hapisten çıkarmak, belli tedavilerden geçmesi, iş bulması için uğraş vermiştir. Öfkenin ağırlığı yerine, affetmenin hafifliğini seçmiştir.

Seçimler her zaman bizim elimizde, birçok kişiyi affettiğimizi sanırken, bazen araya sıkışmış birileri çıkabiliyor bilinç dehlizinden, bakıyoruz ki söylenmeye başlıyoruz, “ O bunu hak etti mi ki öyle iyi şartlara sahip olmuş, zamanında böyle de yapmıştı, duygusuzun biridir...” demeye başlamışsak, belli oluyor ki affetmediğimiz biri uzaktan el sallıyor bize. Durumu öyle bırakmamak gerek diye düşünüyorum hemen başlamalı affetme alıştırmasına, ağırlıklar altında kalmamak adına...

Nicedir, affetmekten söz edilince yunuslar gelir oldu aklıma. Onca koca bir gövde ile sudan metrelerce yukarı sıçrayıp, tekrar sulara dönecek denli hafif olmak...



Alıntıdır

DİSİPLİN




Biz anne babaların evlatlarımızdan beklediğimiz hareketleri ve halleri görmemiz için, önce onları nasıl disipline etmemiz gerektiğini düşünmemiz gerekiyor. Ne istediğimizi bilmek bizi sonuca götürmüyor. Nasıl yapacağımızı da düşünüp, üzerinde kafa yormalıyız.
Şimdi disipline etmek kavramının nasıl anlaşıldığına bakalım:
- eğitmek, öğretmek, antreman yapmak, ders vermek, anlatmak, bilgi vermek, aydınlatmak,ahlakını düzeltmek, bilgilendirmek, yetiştirmek, tekrarla kafaya sokmak, aşılamak, hazırlamak, önderlik etmek, bir şeyin esaslarını öğretmek, alıştırmak.
"Yukarıda sözü edilenleri yetişkinlerin kullanmaya istekli olmasını kimse sorgulamaz. Aslında hepimiz çocuklara böyle bir eğitim sağlamanın etkili ana-babaların ve öğretmenlerin görevi olduğunu söyleriz. Hiç kimse öğreten eğiten türdeki disiplini ortadan kaldırmak istemez. Ne var ki, denetim altında tutan disiplinle ilgili hararetli ve ağır tartışmalar vardır."
Evet, eğiten-öğreten disiplinden yana olmayan yok gibidir. Kime sorsak eğiterek disipline etmenin daha makul olduğunu düşünüyordur. Ancak eğiten- öğreten disipline alternatif olan baskıcı disiplin de birçok anne baba tarafından savunuluyor. Özellikle de anne baba olduktan sonra daha çok uygulanır hale geliyor:
-denetlemek, denetim altında tutmak, düzeltmek, yönlendirmek, yönetmek, hizaya sokmak, sıkı denetim altına almak, sınırlamak, frenlemek, bastırmak, durdurmak, dizginlemek, gem vurmak, susturmak, zorlamak, engellemek, cezalandırmak, dayakla adam etmek, şiddetle azarlamak, ayıplamak, sitem etmek, paylamak, eleştirmek, başkalarına ibret olsun diye cezalandırmak
Bu fiiller ise kısıtlayan- cezalandıran baskıcı disiplini anlatıyor. Baskıcı disiplin eğiten- öğreten disiplin gibi herkesin onay verdiği bir disiplin tarzı değil. Baştan beri bahsi geçen disiplin tartışmaları işte bu ?kısıtlayan-cezalandıran? disiplin hakkında yapılıyor.
Bir çok anne baba çocuğu baskıcı disiplin ile denetlemek gerektiğini savunuyor. Güç kullanmazsak, onlara hadlerini bildirmezsek başa çıkılmaz varlıklar hale geleceklerini, o hale gelmeden onları durdurmak gerektiğini düşünüyor. Ancak yazar, araştırmalar ve incelemeler eşliğinde, bu iddiaların tam tersini ileri sürüyor. Ayrıntılar ileriki yazılarda gelecek.
Eğiten disiplin ile baskıcı disiplin arasında ne gibi farklılıklar bulunduğuna dair aklınıza bir çok cevap geliyordur. Bence biz anne babaları ilgilendiren ilk önemli fark, amaç farkı.
"Kısıtlayan-cezalandıran disiplin türünde çocukları DENETLEMEK için çaba harcanırken, öğreten- eğiten türdeki disiplinde onları ETKİLEMEK için çaba harcanır. Çocukları etkilemek ve denetlemek arasındaki fark pek bilinmez, ama çok önemlidir."
Buna bir anlamda niyet farkı da diyebiliriz. Aslında çocuğunu etkilemek istemeyen anne baba düşünemiyorum. Özellikle de çocuğundan uyum, yardım, saygı, düzen gibi beklentileri varsa çocuğunu olumlu etkilemesi gerektiğini bilir. Ancak kitapta dediğine göre bazıları tuzağa düşüyor:
"Çoğu tuzağa düşer. Yalnızca etkileme yöntemlerini kullanacakları yerde emirler verirler, kısıtlamalar getirirler, cezalandırırlar ya da cezalandırmakla tehdit ederler. Bu denetleme türü yöntemler gençleri hiç etkilemez; onları yalnızca zorlar ya da baskı altında tutar."
Demek ki böyle anne babalar, amaçları çocuklarını etkileyen anne baba olmak olduğu halde, etkileyen değil denetleyen hale gelirler. Etkilemek değil; zorlamak ve baskı altında tutmak yoluyla sonuç almaya çalışırlar.
Kendimce buradan çıkarttığım sonuç, çocuğa muhatab olurken niyetimizi her zaman sorgulamamız gerektiği oluyor. Amacım onu denetlemek mi etkilemek mi diye kendimize sormamız gerekiyor. Niyetimiz etkilemek olsa bile denetlemeye kayabileceğini de hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Çünkü denetleyerek etkileyebileceğimiz yanılgısına düşebiliriz.
Şimdi size çok az bilinen bir psikolojik gerçeği, bir paradoksu açıklayayım: Gençleri etkilemek amacıyla güç kullanmaktan vazgeçtiğiniz zaman, onlar üzerindeki etkiniz artar. Bunun tersi de söylenebilir. Üzerlerinde güç kullanmaya çabaladıkça etkiniz o ölçüde azalır. Neden? Çünkü tepkiyle karşılaşırsınız: Karşı koyma (söyleneni yapmama), baş kaldırma (söylenenin tersini yapma), yalan söyleme (yaptığının tersini söyleme)
İşte bu kısım birçoğumuzun düştüğü yanılgıyı anlamamıza sebep olabilir. Çocuk güce karşı tepkisiz kalmaz, ve gösterdiği tepki bizim etkimizin azlığını gösterir..
Sözün burasında disiplin konusuna ara verip bir uyarı yapmak ve bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Yazıları okudukça güç kullanmak ve kısıtlayan-cezalandıran disiplin uygulamanın yanlışlarını ve zararlarını beraber göreceğiz. Ancak okuduklarımızdan şu sonucu çıkarmamalıyız. Bu katı disiplin tarzı ne kötü bir şeymiş, çocuğumu asla dövmemeliyim, üzerinde güç kullanmamalıyım.
Bu yanlış olur diye düşünüyorum. Çocuğa dayak atmamak, veya güç kullanmamak doğru eğitimde sadece bir yöntemdir. Eğer çocuğu denetlemek değil de, etkilemek ve eğitmek amacındaysanız zaten yavaş yavaş dayaktan uzaklaşırsınız. Ancak amacınızı ve hedefinizi netleştirmeden, sadece çocuğu dövmeme, güç kullanmama veya ona kötü davranmama üzerinde yoğunlaşırsanız, yani amaç olarak kafanızda bu fikir olursa dengesiz tavırlar ortaya çıkabilir.
Çocuğu dövmemek veya ona kızmamak uğruna, veyahut bunlar kötü yöntemlermiş zaten işe yaramıyormuş, zararlıymış fikriyle çocuğa HOŞGÖRÜ gösteren ebeveynlerin çocuklarının sevilmeyen, tek amacı elde etmek olan, düşüncesiz, bencil ve çevrenin gözünde şımarık olan çocuklar haline geldiği de yine kitabın ilerleyen bölümlerinde yazıyor. Böyle çocukların yönetimlerinin çok zor olduğu ve anne babaya hayatı zehir ettikleri de.
Kısaca söylemek gerekirse şiddet, cezalandırma, dayak, tehdit gibi şeyler çocuk eğitiminde tavsiye edilen yöntemler değildir ve zararları çoktur. Ancak çocuk eğitiminde amaç; çocuğa dayak atmamak, üzerinde güç kullanmamak da değildir. Amaç buna indirgenirse çok sathi bir yaklaşım olur ve bu yaklaşımın sonuçları çocuğa dayak atarak ortaya çıkan zararlardan daha vahim bile olabilir.
Ayrıca dayak konusu küçük çocuklar için, ergenliğe kadar olan dönem için, ergenlik ve sonrası için ayrı ayrı sonuçlarının araştırılması gereken bir konu olsa gerek.
* Alıntılar "Çocukta İç Disiplin Mi, Dış Disiplin Mi?" isimli kitaptan yapılmıştır. Dr. Thomas Gordon, Sistem Yayıncılık

KEÇİBOYNUZU (HARNUP)



KEÇİBOYNUZU (HARNUP)
İngilizcesi “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yahya Peygamberin Ekmeği" anlamına gelir. Yahya peygamberin çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yaklaşık 5000 yıldan beri bilinmektedir.

Birkaç yüzyıl öncesine kadar şeker yerine veya yapılan tatlılarda ağırlıklı olarak harnup kullanılırdı. Günümüzdeki beyaz şeker üretiminin başlaması ile bu kültür ve bu sağlıklı beslenme yapısı yok olmuştur. Harnup ağacı ilk 15 yıl hiç meyve vermeyen bir ağaçtır. Yetişkin bir ağaç 1000 kiloya kadar meyve verebilmektedir.

Yıllar içerisinde insanlar harnupun beslenmedeki önemini unuttular. Çeşit çeşit hazır besinler tüm süpermarketlerde insanın hizmetine sunulurken, tabii (doğal) beslenme gelenekleri ve alışkanlıkları da yavaş yavaş ortadan kalkıyor... Son bir kaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş yolları aranmaya başlandı... Avrupa’da “reformhaus” veya “bioladen” adı altındaki marketlerde zirai ilaç ve suni gübre kullanılmadan yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor. Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin iki katı fiyatına... Bizde de durum pek farklı değil. Aynı şekilde, kepeğini içeren pirinç, normal pirinç fiyatının hemen hemen iki buçuk misli fiyatla satılıyor. Halk pazarlarına giden insanlarımız satın alacakları sebzenin yayla sebzesi olup olmadığını sorup öyle alıyor. Onların “yayla”dan kasteddikleri, hormonsuz sebze. Yoksa, sebzenin gerçekte yüksek yaylalarda yetişmiş olması değil aranan...

Keçiboynuzunun en önemli özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidir ki; derhal sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir.

Kortizon tedavisinden başka çare bulamayan, alerjik nefes darlığı çeken ve yılın belli mevsimlerinde öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatan bir çok insanın, Keçiboynuzunu kullanmaya başladıktan daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıkları gözlemlenmektedir.

Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir.

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde çok yönlü özellikleri olan bir maddedir. Bu maddenin, bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir.

Sağlığımız için keçiboynuzunun faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Bu faydalarından bir kısmı şöyledir:

Ağrı kesici, Alerjiye karşı, Astıma karşı, Bakteri yok edici, Bronşite karşı, Kansere karşı, Karaciğeri toksinden arındırıcı, Serbest radikalleri yok edici, Bağışıklık sistemini güçlendirici, Mikroplara karşı, Antiseptik, Kansere karşı koruyucu, ishale ve kabızlığa karşı, Nitrozamin yok edici, Bronş genişletici , Çocuk felçine karşı. Ayrıca gıda maddelerinde E410 ile gösterilen kıvam artırıcı katkı maddesi olarak kullanılır.

Keçiboynuzu ve çekirdekleri öğütülerek sütle ve balla sütlü kahve veya nest kafe pişirir gibi pişirilerek veya pekmez yapılarak tüketilebilir.

Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkandır. Balgam söktürücü gücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır. Sigara içenler keçiboynuzuna başladıktan bir iki gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyeceklerdir.

Keçiboynuzu, insanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir. Özellikle sigara içen insanlarda akciğer kanserine yakalanma riskinin ne kadar yüksek olduğu, bu konuyla ilgili hemen her klinik deneyde ortaya konmaktadır. Keçiboynuzunun bu koruyucu özelliği Allah’ın insanlara olan bir lütfudur.

Değerli okuyucu, bir insanın kendi kendine (sağlığı açısından) verebileceği en büyük zarar; sigara içmesidir. Unutmayınız ki, sigara içmek sadece akciğer kanserine yakalanma riskini artırmıyor, genel olarak insan sağlığını olumsuz etkileyen zararlı bir alışkanlıktır.

Keçiboynuzu akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. Keçiboynuzunun akciğer kanserini tedavi etmekteki gücünü artırıcı farklı etkin maddeler içeren ikinci bir bitkiye ihtiyaç vardır. Bu ikinci takviye bitki kırmızı turptur.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği içinde tansiyon problemi olanların rahatlıkla kullanabilecekleri bir bitkidir. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir destekleyicidir.

KEÇİBOYNUZU (HARNUP) PEKMEZİ

Faydaları:

1. Kalsiyum bakımından çok zengindir (sütün 3 katı)

2. İçindeki E vitamini sayesinde; öksürüğe, gribe, kemik erimesine ve kansızlığa iyi gelir

3. Balgam söktürür,göğsü yumuşatır,bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçiboynuzu pekmezi tavsiye edilir.)

4. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir. Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. Mideye kuvvet verir.

5. Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.

6. Yüksek doğal şekerler , zengin mineraller (özellikle çinko) ve vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.

7. Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kanın zehirli maddelerini temizler.

8. İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.

9. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler

10. İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.

11. Dogal bir dopingdir

Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğede sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında büyük fayda vardır. Keçiboynuzu kürünü kullananlar sperm sayılarının nasıl artış gösterdiğini hayretle göreceklerdir.

İktidarsızlığa karşı çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür. Herhangi bir yan tesir olmayan bu uygulama iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için mükemmel bir yardımcıdır. İktidarsızlığa karşı eczanelerde satılan, 2000 yılının bu konudaki en büyük buluşlarından biri sayılan viagraâ (sildenafil citrate) ile mukayese kabul edilemiyecek özellikleri vardır. Viagra’nın bir çok yan tesiri vardır. Özellikle kalp rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ilaçtır.

Keçiboynuzu kürünün viagra’dan üstün tarafları

1. Keçiboynuzunun herhangi bir yan tesiri yoktur.

2. Hem besleyici hem de besin değeri olan keçiboynuzudur

3. Astım, alerjik astım, alerjik nefes darlığı, akciğer kanserini önleyici,

4. Akciğer ödemini yok edici ve sperm sayısını artırıcı ve balgam söktürücü olarak olumlu özellikleri vardır. Viagra’da bu özellikler yoktur.

Keçiboynuzu kürü erkeklerin iktidarsızlığına karşı bir gecelik çözümler yerine, tedavi edici ve de kalıcı çözüm getirmektedir. Keçiboynuzu kürü uygulanmaya başladıktan 4-5 gün sonra etkisini göstermeye ve cinsel hayatı dengelemeye başlar. Eğer uzun zamandan beri iktidarsızlık çekiliyor ise bir haftadan itibaren etkisini göstermeye başlar.

Keçiboynuzunda kolestrol bulunmaması ayrı bir avantajdır. Kaffein ve theobromine içermediği için de tansiyon problemi olanların rahatlıkla uygulayabilecekleri bir kürdür. Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir. Bu nedenle osteoporoz rahatsızlığı olanlara kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanmasında çok iyi bir desdekleyicidir.

Daha çabuk sonuç alırım diye kesinlikle abartarak kullanmayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına kesin olarak uyunuz. Doğa bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur ve de belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsan da, doğanın bir parçası olduğuna göre, insan vücudu da aynı şekilde belirli dengeler çerçevesinde çalışmaktadır. İşte, günümüzde bilim adamları ekolojik dengeden, biyolojik dengeden ve de daha bir çok dengelerden bahsetmekteler ve bu dengelerin bozulması durumunda dünyamızı nedenli büyük felaketlerin beklediğini vurgulamaktadırlar. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliğide, fazlalığıda insan vücudu için zararlıdır. Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünki, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırlarken, fazlası da vücudumuza zarar verirler. Aynı şekilde size önerilen bitkileri de belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Fazla kullanarak daha çabuk sağlığıma kavuşurum diye düşünmek yanlıştır.

Uygulanabilecek Bazı Kürler:

1.Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı olan bu kür için kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz.

Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısını da akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.

2.Keçiboynuzu pekmezi için günde sabah aç karna, akşam yatarken ilk 3 gün ikişer çorba kaşığı takib eden günlerde birer çorba kaşığı alinmalıdır. Etkisi görüldükten sonra zaman zaman bir yaşam tarzı gibi devam edilebilir.

3.Öğütülmüş olarak kullanılacaksa sütlü kahve pişirilir gibi hazırlanan sıvı bir miktar bal ile tatlandırılarak sabah akşam birer bardak içilir.

Şifasını Allah(cc)'dan dileyerek; Allah(cc)'ın izni ve bereketi ile şifa bulursunuz.

KAYNAKÇA:
http://www.bsm.web.tr/index.php
http://www.geocities.com/iastr/tcarob.htm
DR.MEHMET GÖBELEZ -GIDALARIMIZ ve SAĞLIĞIMIZ
http://www.encyclopedia.com/doc/1E1-carob.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Carob

22 Aralık 2012 Cumartesi

Birseyleri Hızlandırmanın 12 Yolu

Andrew Lutts

1) İsteyin. Size yardım sunanlardan yardım istemelisiniz (melekler, rehberler vs). İstemekle, iletişim ve rehberlik için kanal açarsınız.

2) Meditasyon yapın. Bu çoğu zaman spiritüel büyümenin en hızlı yoludur.

3) Bağışlayın. Hemen hemen herkes bir şey için birini bağışlamaya gereksinim duyar (Kendisini bile). Bağışladığınız zaman oluşturulmuş karmayı ve salıverilmeye gereksinim duyulan diğer şeyleri salıverirsiniz.

4) Beden çalışması. Bedeninize, tapınağınıza uyulmanın. Bedeninize doğru davranın ve titreşiminizi yükseltin. Bu başka her şey ile birlikte çalışır.

5) Öğretmenler. Öğretmenlerinizi kazanın. Çalışmayı yapmaya istekli olduğunuzu ve misyonunuzu gerçekleştirmeye hazır olduğunuzu bilsinler.

6) Kanallık yapın. Yüksek benliğinizden, ruhsal rehberlerden, ve en yüksek hayra hizmet eden diğerlerinden gelen bilgi ve bilgeliğe kanal olun.

7) Şimdi. Geçmişin anılarında, geleceğin hayal vizyonlarında yaşamayın. Tamamen anda yaşayın.

8) Tezahür ettirin. Realitenizi olmasını istediğiniz şekilde yaratın. Eskiyi temizleyin ve bir vakum yaratın, yaşamınıza yeni şeyler tezahür edebilir.

9) İzin verin. Şeylerin doğal olarak ortaya çıkmasına izin verin. İman sahibi olun. Güvenin.

10) Kutsayın. Her anı ve her durumu kendi mükemmelliği içinde kutsayın.

11) İmgeleyin. Taç çakranızdan bedeninize beyaz ışığın girdiğini ve özünüzü saf, güçlü sevgi dolu enerji ile doldurduğunu imgeleyin.

12) Sevin. Koşulsuz sevgi içinizdeki güzelliği, sizinle temas eden herkesle paylaşmanın yoludur. Zor bir duruma sevgi getirin ve onun pozitif şekilde dönüştüğünü izleyin.

copyright © 1997 - Andrew Lutts
KAIZEN SANATI

Kişisel ustalıkta 10 ritüel

Bu ritüelleri günde bir saatten 30 gün uygulaman tüm yaşamını
değiştirecektir.

1. Ritüel: Yalnızlık Ritüeli
Yoğun iş temposunda yorulmuş olan motorunu dinlendirmek için zaman ayırmak.
2. Ritüel: Fiziksellik Ritüeli
Yoga ve diyaframdan derin nefes egzersizi.
3. Ritüel: Yaşam Gıdası Ritüeli
Kırmızı eti azaltıp, sebze ve meyveyi arttırmak. Sindirim sitemi
vücutta en çok enerji tüketen yapıdır. Kırmızı etin sindirimi
güçtür.
4. Ritüel: Bereketli Bilgi Ritüeli
Hayatın boyunca okumayı ve öğrenmeyi yaşamının bir parçası yap.
Öğrendiklerini kendinin ve çevrendekilerin yaşamlarının iyileştirmek
için kullan.
5. Ritüel: Kendi Hakkında Düşünme Ritüeli
Kendi iç dünyana dalışın büyük bir gücü vardır. Kendini tanımaya
zaman ayırdıkça, varlığının tanımadığın bir boyutuyla bağlantı
kuracaksın. Arada sırada davranışlarını gözden geçir. Bunların
olumlu yapıcı mı, yoksa olumsuz, yıkıcı mı olduğunu, düzeltilmesi
gereken bir tavrın olup olmadığını düşün.
Mutluluk, doğru kararlarla, doğru kararlar deneyimle, deneyim ise
yanlış kararlarla ortaya çıkar. Hataları tekrar tekrar yinelemenin
kabul edilir bir tarafı yoktur. İnsan kendini aşarak, neyi doğru,
neyi yanlış yaptığını analiz edebilmeli. İşte kendi hakkında düşünme
ritüeli budur.
6. Ritüel: Erken Uyanma Ritüeli
Kaliteli uyumak çok uyumaktan çok daha önemlidir. Yemek yendiğinde sindirim etkinliği olur ve uyku kalitesi düşer. Uykuya dalmadan önce sindirim işleminin bitmiş olması gerekir, bu yüzden de saat 20:00'den sonra yememek gerekir.
Gülmek ruhun ilacıdır. Sabah uyandığında, güne gülerek başla.
İçinden gelmiyorsa bile, birkaç dakika gül. Sabah kendine şu soruyu
sor. "Bugün eğer son günüm olsaydı ne yapardım?" Keyif alacağın
şeylerin listesini yap. Ailene ve arkadaşlarına nasıl davranırdın,
hayal et. Hatta yabancı insanlara... Bunları zihninde canlandır. Her
gününü son günün gibi yaşadığında, yaşamın sihirli bir hale dönüşür.
Bir şeyi ardarda 21 gün tekrarlarsan, bu bir alışkanlık olarak
yerleşir.
7. Ritüel: Müzik Ritüeli
Hergün müzikle zaman geçir. Müzik ruhunla temasa geçmeni
sağlayacaktır.
8. Ritüel: Sözcükleri Tekrarlama Ritüeli (Mantra)
Mantra uygulaması sizi, hedeflerinize odaklı mutlu ve güçlü kılmada
son derece etkilidir. Mantra, sürekli tekrarlanan onaylamalardır.
Mantralar amacına çok güçlü bir şekilde ulaşır.
Ör: Keyifliyim, güçlüyüm, becerikliyim, huzurluyum, zindeyim, sigara
içme ihtiyacı hissetmiyorum...
Mantralar, yaşamına hedeflediğin şeyleri sokmanın yanısıra, seni
geliştirmeyen herşeyi değiştirmenin mükemmel bir yoludur.
9. Ritüel: Ahenkli Karakter Ritüeli
"Bir düşünce ekersin, bir eylem biçersin; bir eylem ekersin,
alışkanlık biçersin; bir alışkanlık ekersin, karakter biçersin; bir
karakter ekersin, kaderini biçersin."
İnsanı erdemli kılacak prensipler, üretkenlik, şefkat, tevazu,
sabır, dürüstlük ve cesaret. Bunları karakterine geçirdiğinde, derin
bir iç huzuru ve uyum hissedersin. Bu şekilde bir yaşam seni,
kaçınılmaz olarak spiritüel başarıya taşır. Bu yaşam boyu
aydınlanmaya doğru ilk adımdır.
10. Ritüel: Sadelik Ritüeli
Sade bir yaşam sür, sadece gerçekten anlamlı olan eylemlere odaklan. Mutsuzluk, tatminsizlikten kaynaklanır. Tatmin hissi mutluluğu getirir. Bu öğretiler, yaşamının her gününde uygulanmak üzere tasarlanmış eski geleneklerdir. Onları uygulamayı bırakırsan, yavaş yavaş eski alışkanlıklarına döndüğünü fark edersin. Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar.
Bu dünya üzerindeki her varlığın, her nesnenin bir ruhu vardır. Tüm
ruhlar tek bir ruha akar. Bu evrenin ruhudur. Kendi zihnini ve
ruhunu beslediğin zaman, aslında evrenin ruhunu beslemiş olursun.
Kendini daha iyi duruma getirdiğinde, etrafındaki herkesin
yaşamlarını iyileştirmiş olursun.
Çoğu insan ile hayalleri arasındaki engel başarısızlık korkusudur.
Başarısızlık, başarı için şarttır. Başarısızlık gelişmemizi sağlar.
Her zaman cesur ve iyi ol, evren cesur olanın yanındadır.
Hedef koyun. İrade gücünü açığa çıkardığında, kişisel dünyanın
efendisi olursun. Böylece, hayatın seni savuran dönemeçlerinde,
üstesinden gelemeyeceğin hiçbir engel kalmaz. İrade gücünün
yoksunluğu, bir akıl hastalığıdır. İnsan böyle bir durum
içerisindeyse, bundan bir an önce kurtulmalıdır. İrade gücü ve
disiplin, güçlü karakterlere ve harika yaşamlara sahip olan
kişilerin ana özellikleridir. Çelikten disiplin ile cesaret ve
huzurun zenginleştirdiği bir karakter yarat.
Hayal ettiğin şey ister maddi, isterse manevi zenginlikler olsun,
içinde uyuyan irade gücü kaynaklarını geliştirdiğinde, tüm bunlara
erişebilirsin. Yaşamına, kendini kontrol etme becerisi ve disiplin
katmak sana muazzam bir özgürlük duygusu verecektir. Çok fazla
sayıda insan, kendi içgüdülerinin kölesidir. Tepkisel davranırlar,
akıntı onları nereye götürürse oraya giderler. Zihninin efendisi
olmak, düşüncelerini kontrol edebilme becerisi ile başlar. Tüm zayıf
düşünceleri bir kenara atıp sadece olumlu ve iyi olan düşüncelere
odaklanma becerisini geliştirdiğinde, pozitif ve iyi eylemler
onların ardından gelecektir. Kısa süre sonra, olumlu ve iyi olan
şeyler yaşamına girmeye başlar.

Zihinden pozitif düşünceler geçirmek negatif düşünceler geçirmek
kadar kolaydır.

Düşüncelerini kontrol ettiğinde, zihnini kontrol edebilirsin.
Zihnini kontrol ettiğinde, yaşamını kontrol edersin.

Yaşamını kontrol edebildiğinde, kaderinin efendisi olursun.
Aynı anda iki ayrı düşünce bir arada bulunamayacağı için, negatif
düşünceler aklımıza üşüştüğünde, önceden bir kenara not ettiğimiz
keyifli anılarımızı düşünerek, negatif olanın yerine pozitifi
geçirebiliriz.
İrade gücünü geliştirmek için bir formül:

Mantra, konfirmasyon, onaylama.

Zihnini umut sözcükleriyle doldurduğunda, umut dolu, neşe
sözcükleriyle doldurduğunda neşeli, nezaket sözcükleriyle
doldurduğunda nazik, cesaret sözcükleriyle doldurduğunda cesur
olursun. Kelimeler güçlüdür.
Zayıf bir zihnin en kesin göstergesi durmak bilmeyen bir bedendir.
Meditasyon yapmak, bizi dingin, kararlı ve stabil bir halde tutacak,
iç saygısı ve tatmin duygusu verecektir.
İRADE İÇİN EGZERSİZLER
1. egzersiz: Yapmaktan hoşlanmadığın şeyleri yapmaya başlamak.
Örnek: ders çalışmak, temizlik yapmak. İradeni kullanma alışkanlığı
kazandığında, zayıf içgüdülerinin kurbanı olmaktan kurtulacaksın.
2. egzersiz: Kendine yöneltilen bir soru dışında, tüm günü
konuşmadan geçirmek. İradeni geliştirmeye küçük adımlarla başla.
Küçük zaferler çıtanı yükseltme konusunda seni yüreklendirecektir.
Bu harika alışkanlığı sürdürmen, kendine güvenini arttıracak ve sana
yükselme ilhamı verecek, sonsuz potansiyelini keşfetme yolunda seni
motive edecektir.
Çoğu kimse gerçekten neyi istediğini ve bunu nasıl elde edebileceğini anladığında artık çok geç olmuştur. "Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse" deyişi bunu çok güzel özetler.
Zaman, senin en değerli varlığındır. Zamanı erken yaşlardan itibaren
akıllıca kullananlar zengin, üretken ve tatmin edici bir yaşamla
ödüllendirilirler. Zamanı kontrol etmek, yaşamı kontrol etmektir.
Teksas'ta da, Tokyo'da da yaşasak, hepimize sadece 24 saatlik günler
verilmiştir. Kazananları kaybedenleri ayıran, zamanı kullanma
şekilleridir.
Gününü ve haftanı programlamak, yaşamının anlamlı ve huzurlu
olmasını garantiler.
Hayatta şu ana kadar sahip olduğumuz başarıları zamanımızın yüzde
yirmisini kullanarak elde etmişizdir. Zamanı daha verimli kullandığımızda, elde ettiğimiz başarıları kat be kat arttırabiliriz. Zamanımız söz konusu ise, acımasız olabilmeli, "hayır" demeyi öğrenmeliyiz. Yaşamını önemsiz şeylerden arındırırsan, görkemli mucizelerden keyif almak için daha fazla zamanın olacaktır.
Bazı insanlar başkalarının hatalarından da birşeyler öğrenebilirler.
Onlar akıllı kişilerdir. Bazıları da derslerin sadece kişisel
deneyimlerden elde edileceğine inanırlar. Böylece gereksiz acı ve
ıstırap çekerler.
Öğleden sonraları kısa bir süre uyumak, enerjik, tazelenmiş ve dinç
kalmayı sağlar.
Kahkaha, kalbimizi açar, ruhumuzu yatıştırır.

Müzik ve gülmek, yaşamın stres ve sıkıntılarına karşı mucizevi birer
toniktir.
Yaşayacak daha 500 yılın varmış gibi davranmayı bırak. Bir fidanın
tohumunu ekmek için en iyi zaman 40 yıl öncesiydi; en iyi ikinci
zaman ise bugündür. Hergün son günmüş gibi dolu dolu yaşa.
Bizler spiritüel bir deneyim yaşayan insanlar değil, insani deneyim
yaşayan spiritüel varlıklarız.
Evin ne kadar büyük, araban ne kadar gösterişli olursa olsun,
yaşamının sonunda yanında götüreceğin sadece vicdanın ve elde
ettiğin tekamüldür. Vicdanının sesini dinlemeye alış;o sana neyin
doğru olduğunu söyleyecektir.
Nazik ol. Hergün karşılıksız bir iyilik yapmaya çalış. Yaşam
kaliteni, yaşama yaptığın katkılar belirleyecektir. "Sana gül veren
elde hep biraz koku kalır." Başkalarının yaşamlarını iyileştirmek
için çalışırsan, dolaylı olarak kendi yaşamını da iyileştirirsin.
Hergün iyilik yapma alışkanlığını edinirsen, yaşamın çok daha zengin
ve anlamlı hale gelir, her gününe kutsallık ve yücelik katmış
olursun.
İyimser ol. Bardağın dolu kısmını gör. Mutluluğu dışarıda değil,
kendi içinde ara. Çevremiz bizi mutlu edebilecek şeylerle dolu
olduğu halde, onların farkına varamayabiliriz, onların varlığı bize
mutluluk vermeyebilir. Mutluluğu içimizde aramak, bir bardak çayın
bize keyif vermesi gibi bir şeydir.
Yaşamının anlamını bulmaya çalış. Her insan dünyaya kendine has özel bir yetenekle gelmiştir. Yapabileceğin en soylu davranış,
başkalarına birşeyler vermektir. Bu, ruhunu zincirlerinden kurtarma
sürecidir. Bu, bencilliğinden uzaklaşmak ve daha üstün bir amaca
odaklanmaktır.
"Doğduğunda dünya sevinene dek ağladın. Yaşamını öyle geçir ki,
öldüğünde de, sen mutlu iken dünya ağlasın."
Arkadaşlar çok önemlidir, yaşama espri, heyecan ve güzellik
katarlar. Eski bir arkadaşla karnına ağrı girecek kadar gülmekten
daha çok canlılık verecek bir şey yoktur.
Gerçek anlamda mutlu ve doyurucu bir yaşam, ancak "anı yaşamak" adı verilen süreçle mümkündür. Her günün sana sunduğu özel anların
tadını çıkar. Çünkü sahip olduğun tek şey "bugün ve şu an"dır.