26 Temmuz 2015 Pazar

Su-i Zan hüsn i Zan

Su-i Zan'dan Sakın
Ey Aziz!.. Bilesin ki!..

Şüpheci insanlarla arkadaşlık etmen, insanların senin hakkında da su-ı zanda bulunmalarına sebeb olur..

Bu da, insanların çoğunlukla niyetlerinin kötülüğünden meydana gelmektedir..

Sen, böyle olmaktan ve onlar gibi düşünmekten kalbini muhafaza et!..

Faide görürsün,.

İşte o faideler, seni insanlar hakkında iyi düşünmeye çağırır., ki kalbin bütün kötülüklerden pakize olur..

Salih olduğuna kanaat ettiğin bir kimseyi de, kötülerle arkadaşlık yaptığını gördüğünde, onlarla arkadaşlık etmesinden dolayı onun hakkında da kötü düşünme!..

Hatta..

O iyi şahısla arkadaşlık etmelerinden dolayı, o kötüler hakkında iyi düşün!,.

Yani o sâlih kimseyi bir tarafa nisbet edeceksen, iyiler tarafına nisbet et!.

Hiçbir zaman, kötüleri nazarı dikkate alarak, birşeyi onlara nisbet ederek hüküm verme!.

Zira, Allah tealâ, hiç kimseye;

- "Niye insanlar hakkında iyi düşündün?. " diye soru sormayacak ,.. Fakat..

- "Niye insanlara kötü zanda bulundun?. " diye SORACAK…!!!

Eğer, bu anlattıklarımızı kabul edip amel edersen senin için nasihat ve vasiyet olarak yeterlidir.

Hüsnü Zan Et / Ben kulumun zannı üzereyim (CC)
Ey Aziz!..
Bu vasiyet, ALLAH'ü Teâla'ya hüsn-ü zan etmek hakkındadır.
Ne halde olursan ol...
Rabbine hüsn-ü zanda bulun!.
SAKIN!..
Rabbine sû-ı zan etme!..
Niye?..
Zira, alıp verdiğin nefeslerinin hangisinin sonuncu olacağını BİLEMEZSİN...
öyle ise; her hâlinde hüsn-ü zan üzere ol!..
Ki.. Son nefesinde de o hâl üzere; öiümü tadarak Rabbine kavuşasın.
Ey Aziz!..
RABBİNE Sû-I ZAN ETMEKTEN SAKIN!.
Çünki, sû-ı zanda bulunacağın zamanda vereceğin nefeste Allah celle celalühû'nün
senin ruhunu kabz edip etmeyeceğini bilemezsin...
Öyle ise,. Sen sen ol da..
Hayatta iken sû-i zanda bulun.
Ayrıca..
- "Ölüm esnasında, hüsn-u zan et..." diyenlerin sözüne iltifat etme.
Zira..
Arif-i billâh olan zevat, alıp verdikleri her nefeste Allah celle celalühû murakabe
ettikleri iç in, onların katın da böyle denilen sözler meçhuldür... Yani, kabul görmez.
Bil ki!..
Bu açıkladığımız hâl üzere olmanın birçok faideleri olduğu muhakkakdır.
Şöyle ki..
Bu hâl üzere olmak; aynı zamanda, Allah-u Tealâ'yı Esma ve Sıfatlarıyla bilmeyi
de içermektedir... Zira, bu hâl üzere olmakla, Hakka karşı hakkıyla ahde vefa etmiş
olursun.
Allah'ın senin üzerine vacib kıldığı haklarından biri de aşağıda yazacağımız Âyetin
hükmüne imân etmendir.
“Sizi bilmeyeceğiniz bir yaratılışla var etmek üzereyiz"
(Vakıa sûresi, 61)
Ey Aziz!..
Şayet, Rabbine karşı sû-i zan edici olduğun durumda (Allah korusun)... Allah
celle celalûhû sen de ölümü var ederse., o vakit, "O"nun huzuruna o hâl ile çıkarsın.
Rasulüllah Aleyhisselâm, ALLAH'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
- «BEN, kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim öyleyse kulum Benim
hakkımda husn-ı zan da bulunsun.»
(Buhari ve Müslim)
Yukarda zikrettiğimiz Hadis-i kudsi'de Rabb-ül Âlemin, hüsn-ü zannı bir vakitle
kavıtlamamıştır.
Öyle ise, "Hayatta iken sû-ı zan üzere ol ve ölüm esnasında hüsn-ü zann üzere
bulun.." diyerek Rabbül Âlemin'e karşı zannı hangi hükme dayanarak bir vakitle
kayıtlarız..???
Bil kil.
Hüsn-ü zann, Allah-u Tealâ'nın Gafur, Rahim, olduğuna dolayısıyla da
Rahmetinin Gazabını geçtiğine itikat etmekdir.
Bu itikada İlâhi da'vet edicin, aşağıda zikr edeceğimiz Âyet-i Kerime olsun:
«De ki; Ey kendilerinin aleyhinde haddi uzatanlar, Allah'ın rahmetinden
ümidinizi kesmeyin.»
(Zumer sûresi, Âyet 53)
İşte, Allah tealâ, rahmetinden ümid kesmeni böyle yasakl ıyor.
Öyle ise, "O"nun yasakladığı şeyleri, senin terk etmen vacib olur. Unutma ki;
«Allah bütün günâhları yarlığar.»
(Zumer Sûresi, Âyet:53)
Ey Aziz!..
"O"nun verdiği haberler doğrudur. "O'nun verdiği haberlere değişim girmez,
Değişim girerse yalan olur. Yalan ise, Allah-u Tealâ hakkında muhaldir.
"Allah, bütün günâhları yarlığar.."
Allah, yukarda zikredilen ilâhi buyruğun da bağışlayacağı günâhı kayıt altına
almamıştır.. Çünkü, Cenab-ı Hak, günâhları kelimesini "Cemia'n" lafzıyla te'kid kılmıştır...
Arap dil bilgisinde, "Cemia'n" lâfzı, kendisinden bir önce zikredilen kelimeyi
te'kit (manâsını pekiştirmek, kuvvetlendirmek) etmek içindir.
Sonra...
Bu tekidi "İnnehû huve" ile tamamlamıştır. "İnne" lâfzı tahkik edatı "HÛ" zamiri
Huviyetullah'a bakan zamirdir... Huve zamiri, fasldır.
Âyette;
"Şüphesiz ki "O" çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.."
İnneHÛ'daki, "HÛ" zamiri öznedir.
Yüklemi ise EL-GAFUR ve ER-RAHİM lâfızlarıdır.
İşte, bu iki Esmâ'nın yüklem olmasında Allah'ın Rahmetinin gazabını geçtiğine
işaret vardır.
Keza "Eliezine esrefû" demekle de haddi aşmanın ne tür olduğunu mubhem
(belirsiz) bırakıyor..
İsmi nakıs olan "Ellezine" kelimesini zikr etmesi ise, bütün hadsizlikları
kapsamaktadır...
Sonra.,. "Benim kullarım" demekle Allah Tealâ, kulları kendine izafet etmiştir. Zira,
onlar "O"nun kullarıdır.
Keza, Cenab-ı Hak, Hazreti İsa Aleyhisselâm'dan şöyle haber vermektedir:
"Eğer kendilerine azâb edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır."
(Maide sûresi, Âyet 118)
Açıkça görüldüğü gibi yukarda zikr ettiğimiz Âyette de ALLAH, kulları kendisine izafet
etmiştir.
Ey Aziz!, Bil kil.
Onlara şeref olarak Allah'a izafet edilmelerinin şerefi yeter.



Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar Mumsema Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar

Rükûdan kalktıktan sonra tekbir alır, secdeye giderdi. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) secdeye giderken önce dizlerini sonra ellerini daha sonrada alnını ve burnunu yere koyardı. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) Alnı ve burnu üzere secde ederdi sarığının kıvrımına secde etmezdi. ALLAH Resülu (Aleyhisselatü Vesselam) çoğunlukla yere (toprağa) secde ederdi. Suya, çamura, hurma yaprağından örülmüş küçük örtüye, yine hurma yaprağından örülmüş hasır ve tabaklanmış post üzerine secde ederdi. Secde ettiğinde alnını ve burnunu iyice yerleştirir, ellerini yanlarından okadar dışarı çıkarır, uzaklaştırırdı ki koltuklarının aklığı gözükür, hatta bir kuzu altından geçmek istese geçebilirdi.

Ellerini omuzları ve kulakları hizasında kordu. Müslim Sahih'inde Berâ'dan naklen Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) şöyle buyurduğu rivayet eder; 'Secde ettiğinde avuç içlerini yere koy, dirseklerini yukarı kaldır.' Secdede bütün uzuvları düzgün durur, ayak parmaklarının uçları kıbleye yönelirdi.

Avuçlarını ve parmaklarını yere yayar parmak aralarını ne ayırır ne de sıkardı.

Secde esnasında şu dualardan birini okurdu;

1- ' Subhane Rabbiye-l Âlâ.- En yüce Rabbimi tenzih ederim.' Bu duayı okumayı emretmiştir.

2- ' Subhaneke-llahumme Rabbena ve biHamdike-llahumme-ğfirli.- Rabbimiz olan ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. ALLAH'ım beni bağışla.'

3- ' Subbuhun Kuddusun Rabbul-melaiketi ve-rRuh.- O ALLAH her türlü noksanlıktan münezzeh Sübbûh, Kuddûs isimlerinin sahibi, meleklerin ve Ruh'un sahibidir.'

4- ' Subhaneke-llahumme ve bihamdike, La ilahe illa ente.- ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Senden başka Tanrı yoktur.'

5- ' ALLAHumme inni biridake min sehadike, ve bi muâfatike min ukubetike, ve euzübike minke La uhsıye senaen âleyke, Ente kema esneyte âla nefsike.- ALLAH'ım Gazabından hoşnutluğuna azabından affına sığınırım, Senden yine sana sığınırım. Sana övgüler sıralayamam Sen kendini övdüğün gibisin.'

6- ' ALLAHumme leke secedtü, ve bike amentu, veleke eslemtu, secede vechi lillezi Hâlakehu ve savvarahu, ve şekke semêhu ve besarahu, tebareke-llahu ehsenu-l Halikine.- ALLAH'ım Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm secde etti, kendisini yaratan, şekillendiren, göz-kulak veren ALLAH'a, En güzel yaratıcı olan ALLAH'ın şanı ne yücedir.'

7- ' ALLAHümme-ğ firli zenbi kullehu, dikkahu vecilleh, ve uvvelehu ve Ahiretu, ve âlenitehu ve sirrehu.- ALLAH'ım Bütün günahlarımı ufağını büyüğünü ilkini sonunu açığını gizlisini bağışla.'
(alıntı-Kaynak nedir bilmiyorum)




"Kutub bir gün Mısın maşeri velilerine bi ziyafet vermemizi söyledi. Hepimiz neşe ile yedik. Kutbuz Zaman duasını yaptı. Akşam bir çömlek güveci yaptık. Güveç sünnetlendikten sonra derhal yarıldı. Kutub herhalde bunda pek büyük bir ibret levhası sezdi ki, cümlemize hitaben; "Ey ma'şer-i ehlullah, bu çömleğin yarılmasındaki hikmet nedir?" dedi. Herkes birşey söylüyordu:Bazısı; Bu çömleğin yarılmasına saik şudur: Çömlek lisanı hal ile diyor ki; "Allah'ın velilerinin elleri benim içime girdi. Artık bu şeref bana kafidir. Ben çatlamasam içine soğan, sarımsak korlar. Bu şereften mahrum kalmamak için, b uzevki ilelebed yaşamak için çatladım" dedi..Kutub. "ya Muhyiddin, sen ne dersin?" dedi. İşin zahiri değil batıni kısmına nazarımı atfedere:"Çömlek lisan-ı hal ile bize; bir kalbin içine Allah muhabbeti girdikten sonra başka bir muhabbet koyacaksanız benim gibi çatlayınız" diyor..dememle kutub çok memnun oldu. Beni takdir ve tahsin ile beraber, "benim de fikrim budur" dedi.

Muhyiddin İbn Arabi k.s

Benim , Hz. Peygamberin dile getirip davranışından sabit olan güvendiğim sünnete göre nafilenin rekatları şunlardır :
Fecirde iki rekat ( sabah namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Gündüzün başında dört rekat ( duha / kuşluk namazı , güneş doğduktan 45 dk. sonra kılınma vakti girer )
Öğleden önce dört rekat ( öğle namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Öğleden sonra dört rekat ( öğle namazının farzından sonra kılınan sünnet namaz )
İkindiden önce dört rekat ( ikindi namazı farzından önce kılınan sünnet namaz )
Akşamdan önce iki rekat ( akşam namazı farzından önce kılınan sünnet namaz. Malesef günümüzde terk edilen sünnetlerdendir. )
Akşamdan sonra altı rekat ( akşam namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz / evvabin namazı da denilir. )
İçinde vitirle beraber geceleyin on üç rekat ( vitir namazı ve gece namazı )
Cuma namazından sonra dört rekat ( Cuma namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz )
Bunlara yapılan ilave , iyilik üstüne iyilik , nur üstüne nurdur.
' Namaz en hayırlı iştir ' Hz. Muhammed (S.A.V)
Fütuhat c4 , s136 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Şari , namaz kılanı iki secde arasında oturduğunda " Allah'ım ! Beni bağışla , bana merhamet et , beni rızıklandır , benim yaramı onar " demeyi emretmiştir.
Fütuhat c4 , s157 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)

Allah'a, Zât'ında Allah olarak ibadet edenlerin sayısı çok azdır. Herkes nefsinde kurduğu kadarıyla O'na ibadet eder. Bu sırrı iyi anla! '

Muhyiddin İbn Arabi k.s


Bilim akıldan gelir yanılabilir, ilim haktan gelir değişmez gerçektir.(son zamanlarda yumurtanın kollestorolü etkilemediğinin çıkması)

Tevekkül, inanç, sabır, kararlılık ve doğruluk hakka götüren 5 gerekliliktir

iddia sahibi sınanır.

Senin halka dönük bir zahirin, hakka dönük bir batının vardır. Hak ne zaman senin zahirinde zuhur ederse, halk nezdindeki saygınlığın ortadan kalkar. Bu senin için mutluluktur. Çünkü seni hak ile baş başa bırakmış olurlar. Kul hakkın nezdinden ayrıldığında, ona hizmet edilir ve saygı gösterilir. Hakkın yanına girdiğinde, çok özel kişilerden başka kimse onu bilmez, saygı göstermez. M.İ.Arabi




Melekler , çığlıkla ağlanmadığı sürece , cenazeyle birlikte yürür. Bir çığlık olduğunda ise , o zaman melekler cenazeyi terk eder.
Fütuhat c4 , s240 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)

Allah , velilerini sever. Seven ise sevdiğini üzmez. Dünyada , O' nun velilerinden daha çok eziyet ve bela gören yoktur. Onlar , Allah'ın peygamberleri , nebileri ve tabileri hakkında manaları korunmuş kimselerdir.. Onlar , Allah'ın sevdiği kimselerken bu belayı nasıl hak etmişlerdir ? Allah şöyle der : " Onları sever , onlar da Allah'ı sever. " (Maide-54)
Bela bir iddiayla birlikte olabilir. Bir şeyi iddia etmeyen , iddiasının doğruluğuna delil getirmekle sınanamaz. İddia olmasaydı , bela da olmayacaktı. Şu var ki peygamber , delil nedeniyle sorumlu tutulmaz , çünkü o , bir iddiada bulunmamıştır. Bu nedenle de olumsuzlayana delil getirmek gerekmez denilmiştir. Halbuki gerçek böyle değil ! Aksine olumsuzlamayı iddia ederken de delil gerekir. Bir konuda olumsuzlamayı iddia etmek , iddianın sabit olması demektir. Bu durumda olumsuzlayan kişi , bu iddiası yönünden delil getirmekle yükümlüdür , çünkü o , bir şeyi ispatlamaktadır.
Allah kullarından dilediklerini sevdiğinde , onlara bilmedikleri yönden sevgisini verir. Onlar da nefslerinde Allah'a ait bir sevgi bularak ' Allah'ı seven ' olduklarını iddia etmişlerdir. Allah ise , seven olmaları bakımından onları sınamışken sevilen olmaları yönünden kendilerini nimetlendirmiştir. Allah'ın nimetlendirmesi , onları sevmesinin bir delilidir. " Kesin delil Allah'a aittir. " (En'am-149). Allah'ın onları sınaması ise O' nu sevme iddialarından kaynaklanır. Bu nedenle Allah sevdiği yaratıklarını sınamıştır.
Fütuhat c8 , s235 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)




Allah'ın kullarını herhangi bir imtihanla ve fitneyle sınaması, onların tasarrufta bulundukları işlere dair taşıdıkları iddialardan kaynaklanır. Onlar, söz konusu fiilin gerçekte veya kazanım yoluyla onlara ait olduğunu iddia ederler. Allah onlara yaratıcı- ilahi eli öğretmiş olsa ve kendi nefislerini fiildeki araçlar mesabesinde görüp bundan başka bir şeyin olamayacağını bilselerdi, Allah onları sınamazdı. Demek ki Allah kullarını böyle bir bilgiye ulaşsınlar diye sınar, onlar da bu iddiadan vazgeçerek mutlu olurlar. Bu bağlamda bir kısmına Allah hidayet ederken bir kısmı hakkında delalet hükmü kesinleşmiştir.
Fütuhat - c15,s363 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)


Dostum! Hiç mi insafın kalmadı? Peygamberin getirdiği bilginin sırlarına vakıf olmak, velilerin firavunları ve Allah'ın salih kullarının deccalları olan fakihler ve akılcılar içinde de mevcut değil midir? Allah, kendisine farz kılınan şeyle amel eden herhangi birimize şunu der: Allah, emrini yerine getiren kimseye öğretir ve amellerinin meydana getireceği bilgilerin öğretim işini üstlenir. Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkunuz, o size öğretir. Allah her şeyi bilendir." Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkarsanız, size bir furkan verir."
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
İman nurundan kaynaklanmayan ferasete itibar edilmez !
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
Hz. Peygamberden gelen kutsi bir hadiste Allah'ın şöyle söylediği aktarılır : " Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. Benim hakkımda iyi zanda bulunsun. " Hadiste Allah belirli bir vakit belirlememiştir. Allah hakkındaki zannın , O 'nun günahları affettiği, bağışladığı, sildiği şeklinde bir bilgi olmalıdır.
Bu bilgiye seni davet eden ise şu ayeti kerime olmalıdır . " Ey kendilerine haksızlık eden kullarım ! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. " (Zümer 39/53)
Fütuhat c18 , s182 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)


Duyu tanıktır , hüküm veren ise akıldır. Hükümdeki hata hüküm verene nispet edilir.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)

Kimin iddiası yoksa, sınanma ve denenmeyle muhatap değildir. Allah bize " Ben sizin Rabbiniz değil miyim? " diye sorana kadar bizi sınamamıştır. Bu soruya karşılık biz " Evet ! Bizim Rabbimizsin " demekle Rabbimiz olduğunu kabul ettik. O' nu Rabbimiz olarak ikrar etmek, kendisine kulluk edeceğimizi de ikrar etmemiz demektir. Kulluk özü gereği efendiye itaati gerektirir. Öyleyse bunu iddia ettiğimizde , iddiamızda doğruluğumuzu denemek üzere Allah bizi yükümlü tutmuştur.
Fütuhat 12. cilt, sf 336 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)



Allah seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur.
..Ataullah İskenderani.

Kendi bakışını ve değerlendirmeni Allah'ın yaratıkları hakkındaki bilgisine tercih etme ve üstün tutma !
Allah (dilediği kişiyi) Müslümanların işlerini deruhte etmesi üzere görevlendirir ve yönetici yapar. Bu itibarla yöneticiler ve valiler zalim bile olsalar , Allah'ın onlarda bilmediğin bir sırrı vardır. Allah'ın onlar vasıtasıyla uzaklaştırdığı kötülükler ve onlar vasıtasıyla meydana gelen hayır ve maslahatlar, zalim olduklarında bile zulümlerinden daha çoktur. Buna rağmen insanlar genellikle kendi bakışlarını, Allah'ın yaratıklarındaki fiiline tercih eder ve üstün tutarlar. Şeytan onlara gelir , haksız eleştirilerini idarecilerine yöneltmelerini sağlayarak onları görevlendirenin Allah olması nedeniyle doğruyla aralarına perde çeker ve Hz. Peygamberin şu buyruğunu kendilerine unutturur : " Bir el itaatten ayrılır ve emre ve ehline karşı koyarsa, şeytan o cemaate girer. " Şeytanın oraya girmesi , bu ve benzeri hadisleri tevil etmek demektir. Aynı zamanda şeytan onlara şu hadisi de unutturur. Hz. Peygamber şöyle der : " Yöneticiler zulmederse sizin lehinize ve onların aleyhinedir ; adil davranırlarsa sizin ve onların lehinedir. " Allah Kur'an ile saptırmadığı kimseyi sultan vasıtasıyla saptırabilir. Bu meseleyi açıklamak sadedinde sadece Hz. Adem'in halifeliği hakkında meleklerin Allah'a itirazı bulunsaydı , yeterli olurdu. Dikkat ediniz ! Hz. Peygamber zekatın tamlığının bir tezahürünü de sadaka toplayıcının - haksızlık etse bile - senden razı olarak geriye dönmüş olması olarak zikretmiştir. Kastedilen zekatı toplayan kişidir. Bu kapı insanların habersiz kaldığı ve nefislerinin yüzüne kapamış oldukları bir kapıdır. Bir hususta düşüncesi olan herkesin bir nasibi vardır , fakat Allah'ın katında neyin bulunduğunu bilemez. Bu konuda Allah'tan gelen pek çok delil gördük.
Birini kınarken , Allah'ın kınadığı şekilde niteliği kınaman lazımdır , yoksa kendine karşı ihlaslı davranırsan o nitelikle niteleneni kınama !
Birini överken hem sıfatı ve hem onunla nitelenen kimseyi övmelisin ; zira Allah seni bu nedenle över.
Fütuhat-ı Mekkiyye c18, s280 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)

DUA

Yarabbi, hiç bir vasıtaya dayanmaksızın sana tevcih olabilmem imkanını bana ver. lç alemlerimi her fırsatta görebileyim. Beni yaratmak lütfunda bulunarak kıymetlendirdin, bu kıymetim eksilmesin, her an artsın. Nurum sönüp, benliğim kararmasın. imkanlarım daralmasın. Tekamül yollarımın üstünde engeller kalmasın. Beni yersiz ve değersiz duraklamalardan koru. Yanlış planlar tanziminden esirge. İzan, idrak ve iktidarımı yükselt. İlim okyanuslarında içim yıkansın. Lütfuna layık olabilme ve bana bahşettiğin kıymete değebilmek saadetinden mahrum olmayayım. İsmini anmak, seni düşünmek cesaretinde bulunduğum için beni affet.
Ezeliyetin, ebediyetin ve kemalin haliki olan allahım, lütuflarının karşılığı yoktur. Sana duyduğum minnet sonsuzdur. Her şey, senin emrinle başlar. Ve her şey sana nazaran sıfırdır. Ey Mutlak Ekmel olan Allah'ım, ben aczim yüzünden, seni ancak böyle düşünebilirim. Bu, benim dar rüyet zaviyemin müşahadesidir. Çünkü mahlukatının, senin hakkındaki idrakleri ancak iktidarları nisbetindedir. Mutlaklığının, mutlak olarak idraki, mutlak olarak imkansızdır. Her kemal, sana nazaran noksandır. Her noksan, eğer senin tensibinle meydana getirilmiş ise, O muhakkak gizli bir kemal-i layetenahi ile doludur. Bu senin esrarı kudretinin bir hikmeti ve uluhiyetinin bir azametidir.
Yarabbi, haddimin hududunu tecavüzden her an menedile­yim Senin büyüklüğün karşısında hiçliğimi idrakten mahrum kalmayayım. İşte nihayet bütün ruhumla susuyorum. Hudutsuz kainatlarda tekamül etmeme imkan ve müsaade verdin. Bunun dışında senden istenebilecek ne olabilir ki!. .. Kusurlarımı bağışla. İyi ve kötü diye vasıflandırabileceğim her hareketim, hatta bütün mevcudiyetim İlahi iradenin icabı içindedir. Ben intibak ettiğim alemlerin kanun ve icaplarının seyrine arz olunarak senin büyük nizamını tahakkuk ettirmiş bulunuyorum.

Gavsı Azam Abdulkadîri Geylânî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı

Gavsı Azam Abdulkadîri Geylânî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı

TÜRKÇESİ: Allahümme salli ve sellim alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin essâbiki lilhalki nûruhu Ve rahmeten lil' âlemîni zuhûrûhu Adede men medâ min halkike Ve men beka ve men saîde minhum ve men şekâ Salâten testâgrikul adde ve tuhîtu bil haddi Salâten lâ gâyete lehâ velâ mühteha velâ inkidâe Salâten dâimeten bi devâmike Ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim teslimen kesiren misle zâlike.

MÂNÂSI: ALLAH'ım! Nûru mahlûkattan önce yaratılan (ilk halk), zuhûru âlemlere rahmet olan Efendimiz ve Sahibimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'e; geçmiş ve gelecek mahlûkatın sayısınca, kullarından saîd (ehli tevhid, mutlu) olanlar ve şâki (inkârcı, bedbaht, mutsuz) olanlar sayısınca salât-ü-selâm getir! Rahmetini ihsân eyle, teslimiyet ve istikamet ulaşımımıza vesile kıl! Öyle bir salât ki sayılar, içinde gark olsun (sayıları, adedleri yutsun) ve hadleri (hudud, sınır) ihata etsin (kapsasın, içine alsın). Öyle bir salât ki sınırı (gayesi) ve sonu (nihâyeti) olmasın, asla kesilmesin! Senin sonsuz ebedîliğiyin devâmınca bir salât! Ailesine ve ashabına da böylece, çokca, tam bir şekilde selâmla, selâmette kıl rahmet ihsân eyle!