8 Nisan 2013 Pazartesi

ÇOCUĞUN KONUŞMA GELİŞİMİNİ HIZLANDIRMAK İÇİN ÖNERİLER

1. Çocuğun zaman zaman kendi başına kalmasına izin verin.
2. Yaşına uygun bir biçimde çocukla oynayın.
3. Çocukla sürekli konuşmaya çalışın.
4. Çocuğun uyku, yemek, koruma ve benzeri ih...tiyaçlarına cevap verin.
5. Mümkün olduğu kadar çocuğun kendi yaşıtlarıyla vakit geçirmesine fırsat verin.
6. Dengeli ve çeşitli beslenmesini sağlayın.
7. Çocuğun kendine güvenini arttırın.
8. Sevgi ve huzur dolu bir aile ortamı yaratın ve çocuğa sevildiğini hissettirin.
9. Çocuğa konuşurken ses tonunuzu iyi ayarlayın.
10.Çocuk eline bir nesne aldığı zaman nesne hakkında bilgi verin.
11.Çocuğa hikaye okuyun ve ninni söyleyin.
12.Çocuğun başka insanlar ile iletişim kurmasını sağlayın.
13.Çocuğun televizyon karşısında uzun süre kalmasını engelleyin.
14.Çocuğun sürekli sosyal ortamlara katılmasını sağlayın.
15.Konuşmada zorluk çektiği noktalara çekmeyin.
Karınca ile Aslan( MUTLAKA OKUYUN)

Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…..
Çok çalışır… Çok üretir... Ve bunları keyif içinde yapardı.

Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan ken...diliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı. Bir gün karı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi. Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.

Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve karlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.

Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipmanlar için de artık bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.

Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.

Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üstyöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.

Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı.

Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.

Bunu üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve karlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.

Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı.

Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.

Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi. Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı...
TÜRKİYE’DE YAYINLANMIŞ EN İYİ 100 KİŞİSEL GELİŞİM KİTABI
Bize en çok sorulan sorulardan biri şöyle; “ Kendimi geliştirmek ve daha başarılı olmak için hangi kitapları okumalıyım?”
Bu soruya öyle bir cevap hazırlayalım ki, kapsamlı, olabildiğince tarafsız ve yararlı olsun istedik. Bu amaçla Türkiye’de yayınlanmış, çok sayıda insan tarafından okunmuş ve kişisel gelişim uzmanları tarafından beğenilen kitapların bir listesini oluşturduk.
Şu anda piyasada yaklaşık 2500 tane kişisel gelişim kitabı bulunuyor. Bu kadar kitap içerisinden 100 kitap seçmenin ve bu seçimi yaparken “adil” olmanın ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Bu listeyi kimler için hazırladık? Bir kitap okuyup hayatının değişmesini beklemeyen yada bir kitapla değişmeyecek kadar büyük bir hayat yaşayan kişilere, kesin ve net olarak hayatlarını değiştirebilecek bir okuma listesi hazırladık.
100 kitap okuyup hayatınızı %100 değiştirmek ister misiniz? Cevabınız “evet” ise, o halde aşağıdaki liste tam size göre! Her bir kitap hayatınızı %1 oranında değiştirse, toplamda %100 değişirsiniz.
Aşağıdaki listede yazılı yüz kitabı okuyup bitirirseniz hayata bakış açınızın kesinlikle değişeceğine inanıyoruz. Olur ki hayatınız değişmez ise o zaman bu 100 kitabı ikinci defa okuyun. Yine de hiçbir şey değişmez ise üçüncü defa okuyun. Yine hiçbir şey değişmez ise Katmandu’ya bir bilet alın. Saçınızı kazıtın. Budist rahip kadrosuna müracaat edin!
Kitapların tümünün satın alınması yaklaşık bir milyarlık bir bütçe gerektirebilir ama bu kadar kitabı okuduktan sonra da kesinlikle hayatınızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Seçim sizin!
Kitap seçilirken göz önüne alınan kriterler:
Satış sayısı
Orjinalllik ve özgünlük
Referans kitaplardan olmak
Etkileyicilik ve yoğunluk
Uygulanabilirlik ve pratiklik
Kişisel başarı için kullanılabilecek taktikler vermek.
Bu liste elbette en iyi liste değildir. Eklemeler yada çıkarmalar yapılabilir. Bir başkası da aynı tarzda bir liste hazırlayabilir. Siz sadece seçeneklerinizi hatırlatmak ve belirginleştirmek istedik. Seçim sizin!
Listeyi sizden gelecek öneriler doğrultusunda güncellememiz de mümkündür. Okuduğunuz ve çok beğendiğiniz, listede mutlaka yer alması gerektiğini düşündüğünüz kitapları bize iletebilirsiniz.
Tekrar ve son olarak vurgulayalım; bu listenin başında bulunan “en iyi” kelimelerine fazla takılmayın. Bu sadece bir liste. Bize göre en iyileri ve bizim bildiğimiz kadar en iyileri listeledik.
Listedeki kitapların en büyük özelliği, hepsinin tarafımızdan okunmuş olması ve ona verdiğimiz parayı hak ettiklerine bizi ikna etmiş olmalarıdır.
Unutulmamalıdır ki, hiçbir kitap her insan için çok yararlı ve güzel olamaz. Bu durum bu listedeki kitaplar için de geçerlidir. Kitap satın alırken bu listede bulunan kitaplardan size uygun olanlarını seçmek sizin becerinize kalmıştır.
İyi okumalar!
1. İNSAN MÜHENDİSLİĞİ / Nüvit Osmay/ Alfa Yayınları
2. İŞ BAŞINDA DUYGUSAL ZEKA/ Daniel Goleman/ Varlık
3. KİMİNLE, NE ZAMAN, NEREDE, NASIL KONUŞMALI/ Lary King/ İnkılap
4. GENÇ BİR İŞ ADAMINA/ Emre Yılmaz/ İlk Kaynak Yayınevi
5. HIZLI OKUMA /Mustafa Ruşen/ Alfa Yayınları
6. ETKİLİ İNSANLARIN 7 ALIŞKANLIĞI/ Stephen Covey/ Varlık
7. ZENGİN BABA YOKSUL BABA/ Robert Kiyosaki/ Kuraldışı
8. ATATÜRKÜN LİDERLİK SIRLARI/ Adnan Nur Baykal/ Sistem Yayınları
9. TÜRK USULÜ BAŞARI/ Mümin Sekman/Alfa Yayınları
10. YILDIZIN PARLADIĞI ANLAR/ Stefan Zweig / Can Yayınları
11. NEGATİF LİMANLARDAN POZİTİF SULARA/ Oğuz Saygın/ Hayat Yayınları
12. İÇE DÖNÜK KONUŞMANIN GÜCÜ/Shad Helmstetter/ Sistem Yayınları
13. YÖNETİMİN GELECEĞİ/ Melih Arat/ Mavi Ajans
14. TRANS VE DEĞİŞİM/ Richard Bandler- John Grinder / Alfa Yayınevi
15. KOT PANTOLUNLU YÖNETİCİ/ Murat Toktamışoğlu/ Mediacat yayınları
16. DEHANIN EL KİTABI/ Tony Buzan/ Sabah Yayınları
17. YA BİR YOL BUL YA BİR YOL AÇ YA DA YOLDAN ÇEKİL/ Mümin Sekman/ Alfa yayınları
18. DÜŞÜNCE ATLASI/ Nüvit Osmay/ Öncü Kitabevi
19. SHAKESPEARE’NİN YÖNETİM VE LİDERLİK SIRLARI/John Whitney/ Alfa Yayınevi
20. DÜŞÜN VE BAŞAR/ Muhammed Bozdağ/ Nesil Yayınları
21. İŞ YAŞAMINDA 100 KANGURU/ Şerif İzgören/ Academyplus
22. PROFESYONEL İŞ YAŞAMINDA KİŞİSEL İMAJ/ Özlem Çakır/ YKY
23. 80/20 İLKESİ/ Richard Koch/ Varlık Yayınları
24. BELLEK EĞİTİMİYLE ANIMSAMA YÖNTEMLERİ/ Tony Buzan/ Epsilon
25. FOTOĞRAFİK HAFIZA TEKNİKLERİ/ Melik Safi Duyar/ Yeni Stratejiler Yayınevi
26. SAHİP OLMAK YADA OLMAK/ Eric Fromm/ Arıtan Yayınevi
27. GİRİŞİMCİLİK TUTKUSU/ Michael Gerber/ Sistem Yayınları
28. İKTİDAR/Robert Greene/ Altın Kitaplar
29. KİŞİSEL ATALETİ YENMEK/ Mümin Sekman/ Alfa Yayınları
30. BİZİM DUYGUSAL ZEKAMIZ/Erdal Atabek/ Altın Kitaplar
31. DİKKAT VÜCUDUNUZ KONUŞUYOR/ Şerif İzgören/ AcademyPlus
32. LEONARDO DA VİNCİ GİBİ DÜŞÜNMEK/Michael Gelb/ Beyaz Yayınları
33. GENÇLERE TAVSİYELER/ Üzeyir Garih/ Hayat Yayınları
34. İNSAN İNSANA/ Doğan Cüceloğlu/ Remzi Kitapevi
35. İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ/ Üstün Dökmen/ Sistem Yayınevi
36. BEN DEĞERİ TİRYAKİLİĞİ/ A. Kadir Özer/ Sistem Yayınevi
37. DÜŞÜNMEK, ÖĞRENMEK, UNUTMAK/ Frederic Wester/ Arıtan Yayınevi
38. DÜŞÜN VE ZENGİN OL/ Napoleon Hill/Altın Kitaplar
39. BİR PIRILTIDIR YAŞAMAK/ İpek Ongun/ Remzi Kitapevi
40. İÇİNİZDEKİ LİDERİ GELİŞTİRMEK/ John Maxwell
41. BÜYÜK DÜŞÜNMENİN BÜYÜSÜ/ David Schwartz/ Sistem Yayınları
42. BAŞARI TAKTİKLERİ/ Edvard De Bono/ İlgi Yayınları
43. AZ SEÇİLEN YOL/ Scott Peck/ Akaşa Yayınları
44. NLP/Nil Gün/ Kuraldışı
45. YABANCI DİL ÖĞRENME YOLLARI/ ECE VAHAPOĞLU/ ALFA YAYINLARI
46. TÜKETİM KÜLTÜRÜ/Yavuz Odabaşı/ Sistem Yayınevi
47. BEŞİNCİ DİSİPLİN/Peter Senge/YKY
48. BAŞARININ YOLU/Yunus Bilge/ Güvender Yayınları
49. SINIRSIZ GÜÇ/ Anthony Robbins/ İnkılap Kitapevi
50. İÇİNDEKİ DEVİ UYANDIR/ Anthony Robbins/ İnkılap Kitapevi
51. BEDENİN DİLİ/Acar Baltaş/ Remzi Kitapevi
52. SÖZ SÖYLEMEK VE İŞ BAŞARMAK SANATI/ Dale Carnegie/ Kitsan
53. KİŞİSEL BAŞARI İÇİN 100 İPUCU/Steve Chandler/ Rota yayınları
54. YENİ KONUMLANDIRMA/Jack Trout/ Profilo Yayınları
55. BAŞARI ÜZERİNE SÖZ CEVHERLERİ/ İbrahim Refik/ Albatros
56. %100 DÜŞÜNCE GÜCÜ/Jack Addington/ Akaşa Yayınları
57. ÜSTÜN BAŞARI/Acar Baltaş/ Remzi Kitapevi
58. BEYİN GELİŞTİRME/ Marilyn Savant / İm yayınevi
59. YARATICI DÜŞÜNME/Nuray Sungur/ Evrim Kitapevi
60. KAZANMANIN YENİ DİNAMİĞİ/ Denis Waitley/ İnkılap Kitapevi
61. GENÇ BİLİM ADAMİNA ÖĞÜTLER/ P.B.Medawar/ Tübitak Yayınları
62. YARATICI İMGELEME/ Shakti Gawain/ Akaşa Yayınları
63. KÜRESELLEŞME VE YENİ EKONOMİ/Yaprak Özer/ Hayat Yayınları
64. NE HİSSETTİĞİNİZ KENDİNİZE BAĞLI/ Mckay Dınkmeyer/ HYB
65. DUYGUSAL VAMPİRLER/ Albert Bernstein/ Alfa Yayınevi
66. BİR LİDER OLABİLMEK/Warren Bennis/ Sistem Yayınevi
67. KESİN İNANÇLILAR/ Eric Hoffer/ İm Yayınevi
68. TÜRKİYEDE SİBERNETİK VE NLP UYGULAMALARI/ Tamer Dövücü/ Beyaz Yayınları
69. HAYAT YOLUNDA/ Taha Akyol/ Doğan Kitap
70. BAŞARMAK HEM KOLAY HEM ZORDUR/ Selçuk Yaşar/ Özel baskı
71. DEĞİŞİM KUŞAĞINDAKİLER/ Nejat Sezik/ Hayat Yayınları
72. OLUMLU DÜŞÜNME/ Vera Peiffer/ Alfa Yayınları
73. DÜNYANIN EN BÜYÜK SIRRI/ Og Magdino/ Epsilon Yayınevi1
74. KONUŞMA EĞİTİMİ/ Suat Taşer/ İleri Kitabevi
75. KİŞİLİK BULMACASI/florence Littauer/ Sistem Yayınevi
76. KESİNTİSİZ ÖĞRENME/ Mümin Sekman/ Alfa Yayınevi
77. HİTABET SANATI/ Nejat Muallimoğlu/ Avcıol Matbaası
78. REKABETÜSTÜ/ Edward De Bono/ Remzi Kitabevi
79. EN ÜSTTEKİLER/ Kazım Kılınç/ Ekovitrin Yayınları
80. KİŞİSEL İMAJ/Müjde Ker Dinçer/ Alfa Yayınevi
81. BABİLİN EN ZENGİN ADAMI/ George Clason/Arion Yayınevi
82. İNSANLARI ETKİLEME YOLLARI/ Robert Cialdini/ İmge Yayınları
83. ŞEYTANIN FISILDADIKLARI/ Emre Yılmaz/ İlkkaynak yayınları
84. HIZLI VE KOLAY ÖĞRENME/ Reha Oğuz Türkkan/ Alfa yayınevi
85. KULAĞINIZA KÜPE OLSUN/ Bülent Şenver/ Dünya yayınevi
86. DÜNYA DÜŞÜNCE ANTOLOJİSİ/ İsmail Özmen/ Saypa
87. BAŞARI İÇİN STRATEJİLER/ John Maxwell-Jım Dornan/Sistem Yayınları
88. NLP/ Hery Adler/ Sistem Yayınları
89. BAŞKASINA ÇALIŞARAK ZENGİN OLUNMAZ/ Robert Fritz/ Alkım
90. ZAMANA YÖNETİMİ/ Ray Joseph/ Epsilon Yayınevi
91. SAKLI HAYATLAR/ Cemal Kalyoncu/ Zaman kitap
92. DEĞİŞİM KÜLTÜRÜ/ Faruk Türkoğlu/ Arıtan yayınları
93. DEVRİMCİLER İÇİN KURALLAR/ Guy Kawasaki/ Mediacat kitapları
94. PRENS (HÜKÜMDAR) /Niccolo Machiavelli/ Alkım Yayınları
95. ETKİLİ İNSAN OLMAK/ John Maxwell-Jim Dornan / Sistem yayınları
96. İLETİŞİMSİZLİK BECERİSİ / Kadir Özer / Sistem Yayınları
97. OKUMA ZENGİNLİĞİ/ Roz Townsend / Sistem Yayınları
98. DÜNYANIN EN İYİ SATICISI / Og Mandino / Boyner
99. LİDERDEN LİDERLERE / Drucker Vakfı/ MESS yayınları
100. Yeni çıkacak kitaplardan biri!

Eti Puf Pasta

Eti Puf Pasta Malzemeler:
1,5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı süt
1 çay bardağı sıvı yağ
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 paket kakao
Eti Puf Pasta Kreması:
2 paket krem şanti
1 paket hazır vanilyalı cremelo
3 su bardağı sütle cremeloyu karıştırıyoruz
Eti Puf Pasta Üzerine:
Hindistan cevizi veya renkli şekerlemeler yada kekten geriye kalan parçalarla süslüyoruz.

Eti Puf Pasta Yapılışı:

Şeker ve yumurta iyice köpürene kadar mikser yardımıyla iyice çırpılır. başka bir kaba kakao, un, kabartma tozu ve vanilya karıştırılır Yumurtalı karışıma tel süzgeç yardımıyla unlu karışım yavaş yavaş eklenir ve tahta bir kaşık yardımıyla karıştırılır.Hamur pürüzsüz kıvama gelince geniş bir tepsiye dökülür 155-160 derecede önceden ısıtılmış fırında pişirilir. Kek pişerken crem ole ya da krem şanti üzerindeki tarifine göre hazırlanır, Kek piştikten sonra ılınınca çay bardağı veya su bardağının ağzı ile yuvarlak parçalar kesilir geriye kalan kek parçaları bir rondo yardımıyla çekilir un haline getirilir. Kesilen yuvarlak parçaların üzerine hazırladığımız crem oleli karışım dökülür her parçanın üzerine aynı işlem uygulanır eti puf şekli verilir. Un haline getirdiğimiz kenarlara bastırılarak bulanır. dilerseniz aynı işlem hindistan cevizine yada renkli şekerlemeler uygulanır ve bildiğimiz hepimizin çok sevdiği eti puf haline de getirilir. Buzdolabın’da bir kaç saat bekletilir.

Zencefilli Havuç Çorbası (Carrot Soup with Ginger):

Zencefilli Havuç Çorbası (Carrot Soup with Ginger):"What's for Lunch Honey?" sitesinden uyarlanmıştır.
4 kişilik
Hazırlık Süresi: 10dk
Pişme Süresi: 25dk
Servis Süresi: 5dk

Gerekli Malzemeler:
  • 6 adet iri Havuç (rendelenmiş halde)
  • 1 adet Soğan
  • 1 yemek kaşığı Zencefil (rendelenmiş halde)
  • 1 yemek kaşığı Tereyağ veya Margarin
  • 2 adet Sarımsak
  • 675lt Et veya Tavuk suyu
Sos için:
  • 4 yemek kaşığı Süzme Yoğurt
  • 1 adet Limon kabuğu rendesi


  1. İlk etapta limon aromasının ortaya çıkabilmesi için sos hazırlanması gerekiyor. Yoğurt ve limon kabuğu bir kabın içinde karıştırılır ve üstü kapatılarak buzdolabında bekletilir.
  2. Ocak üzerinde orta kademe sıcaklıkta bir kabın içine yağ ve soğan konur. Soğanlar yumuşayıncaya kadar kavrulur. Rendelenmiş zencefil ve sarımsaklar eklenerek 2-3 dakika kadar daha beraber pişirilir. Bu aşamada kokusu size acı gelecektir ama havuçların şeker oranı bu acılığa son verecek, merak etmeyin.

NOHUT SALATASI

Malzemeler

1 su bardağı nohut

Çeyrek demet maydanoz

Çeyrek demet dereotu

3-4 adet yeşil soğan

6-7 adet kornişon salatalık turşusu

2 adet kırmızı biber (közlenmiş de olabilir)

1 yemek kaşığı nar ekşisi

2-3 yemek kaşığı zeytin yağı

Yarım limon suyu

1 yemek kaşığı sirke

Sumak , kırmızı pul biber ve tuz


Yapılışı

Nohutu akşamdan ıslatalım..

Ertesi gün nohutlar yumuşayıncaya kadar haşlayalım, süzelim.

Haşlanmış nohut ve ince ince doğradığımız maydanoz, yeşil soğan ,kırmızı biber ve dereotunu

birleştirelim baharatlar ,tuz ,limon suyu ve nar ekşisi ile de tadlandıralım..

Salatamızı iyice karıştırıp servis tabağımıza alabiliriz.


*Malzemelerde ki 1 su bardağı nohut, miktar olarak haşlanmadan önceki miktardır..

*Nohutları haşladıktan sonra süzüp, buzdolabına poşetine koyarak, derin dondurucuda uzun süre saklamanız da mümkün..


.......Afiyet Olsun........

SİRİUS BARIŞ ROZARİSİ

1. İnsanlığın tüm gelişim tarihi, bu dünyanın kontrolü ve zenginliği için iktidar mücadelesi ve aralıksız savaşlardan oluşmaktadır. Aralıksız süre gelen cinayetler, zorbalıklar, savaşlar, afetler, acılar.

2. Başka bir dönem geldi. İnsanlığın bilinci bir sonraki bilinç seviyesine yükselmesi gerekir. Ve tıpkı Dördüncü Irk’ın, Beşinci Irk ile değişiminde olduğu gibi sürekli savaşlar ve çatışmalar oluyor.

 

3. Ama bu savaşlar daha da yıkıcı bir hal aldılar. Son Dünya savaşlarında milyonlarca kişi hayatını kaybetti ve günümüz kitle iletişim araçları sayesinde herhangi bir çatışmaya bütün ülkeler anında kendilerini onun içinde buluyorlar.

 

4. Dünya, bir tek kıvılcımla bile tüm gezegeni parçalara ayırmasına yeterli bir barut fıçısına benzemeye başladı. Bu şartlar altında her türlü şiddetten vazgeçme öne çıkmaktadır. Ve her şeyden önce kendi bilincinizde şiddetten vazgeçmeniz gerekmektedir.

 
5. Gecenin en karanlık vakti gün doğmadan önceki zaman gibi, son küresel savaşları da milyonlarca kurbanlarıyla birlikte sonsuza dek geçmişte kalmalıdırlar. Dünya artık başka bir küresel savaşı kaldıramaz. Bu nedenle size şiddetsizlik ve şiddetti reddetme Öğretisini vermeye geldim.

 

6. İnsanlığın gelişim evriminde, yüz binlerce yıl süren şiddet kullanılmaya izin verildiği belirli bir dönem vardı. Savaş ve çatışmalar sırasındaki cinayetlerin karmık sorumluluğu günümüzde olduğu gibi ağır değildi.

 

7. Ve şimdi size, gezegeninizin kozmik gelişimin yeni etabı gereği, yeni dönemde sadece fiziksel olarak cinayet işlediğinizde değil, bilincinizde, düşüncelerinizle düşmanlarınızı yok etmeye çalışmanız bile karmik borç edindiğinizi söylemem gerekir.

8. Yeni bir Çıkış zamanı gelmiştir. Dünya’ya gelen ve hala gelmeye devam eden Eski Beşinci ırkın yerine geçecek yeni insan ırkının Çıkışı. Ve bilincinizde Çıkış’ı gerçekleşme, bilincinizde eski ve geçmişte kalan her şeyden ayrılma zamanı gelmiştir.


9. Yeni ırkın insanlarına özgü özelliklerinden birisi de her şeyden önce şiddetin her türlü biçimini reddetmesi olacaktır. Ama şiddetin yakın zamanda Dünya’dan silinip gideceği anlamına gelmez. İnsanoğlunun şiddet ve savaşma duygusundan, her şeyden önce bilincinde vazgeçebilmesi için pek çok neslin değişmesi gerekecektir. Ve yeni bilince sahip insanların yaşadığı bölgeler ve eski bilinç ve eski düşünce tarzın hâkim olduğu bölgeler olacaktır.

 
10. Ve zamanla eski düşünce tarzının hâkim olduğu bölgeler bir biri ardına sulara gömülecektirler. Ve yeni ırkın insanlarının yerleşeceği yeni topraklar ortaya çıkacaktır. Ve bu insanlarla şimdiki yaşayan ırk arasında tek bir fark olacaktır– tamamen yeni bir bilinç ve bu ırkın her türlü şiddet ve savaşma duygusunun reddetmesi.


Savaşma duygusu İlahi bir duygu değildir


1. Bu dünya birbiriyle mücadele eden iki ayrı gücün çarpışma alanıdır. Ve bedenlenmede bulunan son bireyin bilincinde her türlü savaşma duygusu silinmediği sürece, savaş devam edecektir.


2. Savaşmaya hazır iki ordu hayal edin. Asker sıraları çarpışma düzenindedir. Yüzler gerilmiş. Her bir asker savaşmaya başlaması için komut bekliyor. Dünyadaki durumunuz işte bu askerlerin durumuna benziyor.


3. Şimdi ise bir mucizenin gerçekleştiğini hayal edin. Çarpışma alanın üstündeki karanlık bulutların arasında güneş ışını beliriyor, çarpışma alanını ve askerlerin gerilmiş ve asık yüzlerini aydınlatıyor.

 
4. Bir an için bile olsa bir mucize olabileceğini ve bulutlar arasında süzülen güneşin okşayıcı ışınları, askerlerin kalplerindeki tüm düşman duygularını çözebileceğini hayal edebilir misiniz? Askerlerin içsel hallerinin değişebileceğini hayal edebilir misiniz?

 

5. Çarpışmaya katılanların bilinci ve dış aklı daha ulvi bir karaktere sahip olabilmesi için her askerin yüreğinden tek bir düşünce, tek bir impuls yeterlidir.

6. Bilincinizde farklı, daha yüksek bir aşamaya geçtiğinizde, sizi düşmanlarınızdan ve rakiplerinizden ayıran her şeyin tüm anlamını yitirdiğini fark edebilirsiniz. Çünkü birden gözleriniz önünde açılan İlahi Hakikatin güzelliği ve her şeyi kapsayıcılığı, nefesinizi kesiyor.


7. Ve sizler artık hiçbir düşmanca duygu hissedemiyorsunuzdur. Çünkü yaşamın her parçasıyla birliğinizi hissediyorsunuz. Ve her canlı parçanın acısını hissediyorsunuz. Ve her tür savaşma duygunun, her türlü kin ve nefret duyguların İlahi duygular olmadıklarını anlıyorsunuz.

8. Ve bu olumsuz duyguların etkisinde kalan insanlar sadece acınabilirler. Bu insanlara yardım edebileceğinizi anlıyorsunuz. Onlara kendi Aşk duygunuzu, anlayışınızı hediye edebilir ve düşmanınıza Aşkınızı hissetmesine izin verecek İlahi Enerjiden bir parça verebilirsiniz.

9. Tıpkı güneşin bulutların arasında parladığında size ümit ışığı, sevgi ve merhamet duygusu verebildiği gibi, aynı şekilde siz de hayatınızda karşılaştığınız her insana yüreğinizin Sevgisini verebilirsiniz.

10. İnanın bana yalnızca Aşk dünyanızın tüm olumsuz belirtilerini kovabilir.
Dışınızda düşman aramayı bırakın

 

1. Siz hepiniz Ruhun savaşçılarısınızdır. Bu fiziksel dünyaya illüzyonlarla savaşmak için geliyorsunuz. Çünkü Tanrı’nın şimdiki planı böyledir.

 

2. Önceleri illüzyon ile bütünleşiyor, hatta bu illüzyonla kendinizi tamamen özleştirebilirsiniz. Ve işte bu illüzyondan ayrılmak, daha üst bir bilinç seviyeye geçmeniz gereken bir an geliyor.

3. Ve sizler, bu illüzyonu savunan güçlerin ve bu illüzyonu aşmayı çalışan güçlerin savaş arenasına dönüşüyorsunuz. Bu savaşın dünyanızda olduğunu zannediyor ama gerçekte her şey her birinizin içinde gerçekleşiyor. Bu etapta geçtiğiniz tekâmül bundan ibarettir- tüm savaşın içinizde olduğunu anlamanızdır.



4. Ve bu savaş içinizde devam ettiği sürece, bu fiziksel dünyaya tekrar ve tekrar bedenlenecek ve bu savaşı içinde sürdürdükleri benzer insanlar arasında kendinizi bulacaksınız. Ve tutkularınızla, eksikliklerinizle ve kusurlarınızla, onları tamamen yeninceye kadar savaşacaksınız.

5. İyilik Güçlerin ile karanlık güçlerine karşı yürüttüğü savaşın anlamı budur. Ama bu anlamı size şimdi veriyorum ve bu savaşın anlamı bilinç seviyenize göre veriliyorum. Bilinciniz, daha da berraklaştığında ve akılınız şeffaf bir kristal gibi olduğunda o zaman size savaş ile ilgili yeni bir bilgi ve yeni bir anlam vereceğiz.

 

6. Bu yüzden size tavsiyem- dışarıda bir savaş sürdürmekten vazgeçin, kendi dışınızda düşman aramaktan vazgeçin. Fiziksel planda size gelen herkes, titreşimlerinizin bunu yapmasına izin verdiği için gelmiştir.

7. Ve eğer bu kişi size zarar veriyor, sizi üzüyor ise bu kişiyi kişisel düşmanınız veya düşen bir melek olarak algılamamanız gerekir. O, size ya karmik borcunuzu ona geri vermeyi ya da size ders vermeye gelmiştir. Öğretimiz aracılıyla bizden aldığınız dersleri ne derece öğrendiğinizi kontrol emek için gelmiştir.

8. Ve her seferinde size zarar veren kişiden intikam almayı, onu cezalandırmayı istediğinizde, bu kişinin suretinde derslerimizi ne derece öğrendiğinizi sınamak için Maitreya’nın geldiğini anlamanız gerekir.


9. Kendi dışınızda, savaşmanız gerektiren bir şey yoktur. Ve eğer size gerçek düşmanınızı göstermemi isterseniz, aynaya yaklaşın ve ona bakın. Tüm bedensel istekleriyle, benciliyle, küstahlıyla, artık tüm Hakikati bildiğini ve bu Hakikati başkalarına da öğretebileceğini güveniyle, işte sizin gerçek düşmanınız.


10. Hakikati öğretebilmeniz için kendi üzerinde çok çalışmanız gerekir. Ve gerçek olmayan parçanızla savaşmalı, eşikteki düşmanınızı, egonuzu yenmelisiniz. Kendi bilincinizde zaferi kazanmalısınız. Bu savaştan galip olarak çıkmalısınız.



Düşmanlarınızı seviniz


1. Yoğun dünyanızdaki her Işık kaynağı karanlık güçlerini rahatsız ediyor ve Işık kaynağına karşı aktif eyleme sebep oluyor.

2. Ve her taraftan bu karanlık güçler size saldırmaya başladıklarında, 2000 yıl önce İsa’nın verdiği Öğretiyi hatırlayın. Ve eğer sizi sol yanağınızdan vurduysalar, tüm zamanların ve tüm halkların en güçlü silahını kullanın – diğer yanağınızı çevirin.


3. Düşmanlarınızı sevmeniz gerekir. Düşmanlarınıza şükretmeniz gerekir. Düşmanlarınız size karmik borçlarınızı geri ödeme imkânını veriyor ve düşmanlarınız ders almanızı ve testleri geçmenize fırsat veriyorlar.


4. Pek çok durumda size yönlenmiş tüm suçlamaları, saldırıları ve tehditleri tevazuuyla ve şükrederek kabul etmenizi çok zor olacağını biliyorum. Ama payınıza düşen her şeyi tevazuuyla ve tevekkülle kabul etmeye öğrenmelisinizdir.

5. Sizler ve yalnızca sizler çatışma durumlarında tartışmaları çözmekle görevlendirilmiş yetkili güçlerin ve organların yardımıyla kendinizi hangi seviyede koruyacağınıza karar veriyorsunuz. Fakat düşmanlarınıza karşı hiçbir olumsuz duygu hissetmemeye öğrenmeniz gerekir.

6. Size saldıran, gönlünüzü kıran, gücendiren, aşağılayan insanlar özünde mutsuzdurlar. Yüreğinde Tanrı olan bir insan hiçbir zaman başka bir insana zarar vermeye kendine izin vermez. ."


7. Bu yüzden düşmanlarınız size saldırdığı zaman yapabileceğiniz tek şey onları bağışlamanız ve onlar için dua etmenizdir. Çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bilinçleri kararmış ve bazen karanlık güçler tarafından tümüyle ele geçirilmiştir ve onlar gerçekten de ne yaptıklarını bilmiyorlar. Yalnızca bilgisiz bir kişi, kendi aracılıyla karanlık güçlerin hareket etmesine müsaade edebilir, ahlaksız davranışlar yapabilir ve kutsal masumlara zarar verebilir.


8. Bazen öyle oluyor ki, ateşi üzerinize almak ve diğer insanlar aracılıyla hareket eden ve onları saldırı ve şerri ataklar için kullanan karanlık güçlerin hedefi olmanız için Tanrı sizi seçiyor. Tanrı size test vermek ve aynı zamanda bu durumda ikiyüzlülük ve dindarlık maskelerini çıkartan ve canavar dişlerini gösteren güçlerin ortaya çıkmalarına imkân veriyor.

9. Kendinizi Tanrı’nın ilgisine bırakın. Tanrı, tüm koyunlarıyla ilgileniyor. Bedeninizi feda etmeye ama ruhunuzu korumaya hazır olun. Gerçek her zaman, bu dünyanın iğrençlikleri arasında en yüce duyguların bulunduğu yerdedir. Sizler sadece kendinizden, kendi tepkilerinizden sorumlu olduğunuzu hatırlayın. Ve diğer insanların tavırları size göre ne kadar haksız olursa olsun, onları bağışlayın.


10. Düşmanlarınızı sevin. Çünkü bazen yalnızca sizin sevginiz ve şefaatiniz, cahiliyetin ele geçirdiği ve ne yaptıklarını bilmeyen bu ruhların hayatını kurtarabilir. Düşmanlarız için dua etmeniz bazen İlahi adaletin elini durdurabilir ve bu ruha Yaşamaya devam etmesi için bir şans daha verir.



Sizler ruhsal savaşçılarsınız

 

1. Sizler bu dünyada savaşçısınız, sizler ruhsal savaşçılarsınız ve sürekli çarpışıyorsunuz. Bu savaş, illüzyonların ortaya çıktığı an başlamış ve o ancak evrenin var oluş dönemi bitiğinde ve yaratılan dünyaların küçüldüklerinde bitecektir. O zamana dek bir birine karşıt ve iç içe geçen aydınlık ve karanlık güçlerin savaşı sürecektir.


2. Sürekli hareket, sürekli çaba ve gelişmeye karşı sürekli muhalefet. Bedenlenmiş insanlık farklı bilinç seviyelere sahiptir. Ve farklı bilinç seviyedekiler, bu savaşı farklı anlıyor ve bu savaşta farklı biçimde yer almaya çalışıyorlar.



3. Gerçekten de her şey insanın bilincine göre belirleniyor. Orta çağda, İsa’nın mezarını korumak için gitmeye hazırlanan bir şövalyeye, dünyada gerçekleşen savaşı yanlış anlağını anlatmaya deneyin. Günümüzde intihar eden teröriste, dünyada gerçekleşen savaşı yanlış anladığını anlatmaya deneyin. Bu farklı kişilerin haklı olmadıklarını ikna etme çabalarınızın nasıl sonuçlanacağını tahmin edebilirsiniz.

4. Onların İlahi Gerçeğini algıladıkları seviye budur. Ve onlar, korumak için kendini adadıkları güçlerin zaferi için gerçekten hayatlarından çok şey feda etmeye, hatta kendi hayatlarını bile feda etmeye hazırdırlar. Problem şu ki bu insanların bilinç seviyeleri, gerçekte hangi güçleri korumaya adadıklarını belirler.



5. Ve eğer onlar Buda veya İsa bilincine sahip olsaydı, o zaman fiziksel veya düşünce ve duyguların daha ince planında her türlü savaşma belirtisi, illüzyonların çoğalmasına neden olduğunu anlayacaklardır.



6. Yaratılışın çerçevesinde savaşan bu iki güçten birisi illüzyonların çoğalmasına hedefleyen illüzyon güçleri ve diğeri illüzyonların küçülmesini hedefleyen Gerçek İlahi dünyanın güçleridir. Göklerdeki bu savaş yaratılan evren var olduğu ve yaratılan dünyalar var oldukları süre boyunca devam edecektir.

7. Bu savaşı günümüzde yaşayan insanların bilinç seviyesine indirgendiğinde, insanlar onu kendi bilinç düzeylerine göre algılıyorlar. Ve bu savaştaki eylemleri, geçmişte elde ettikleri enerjitik ve karmik birikimleriyle tümüyle uyumludur. Ve kendince haklı buldukları savaşta, İsa için kâfirleri öldürmeye hazır olan şövalyeler, bugün kelimelerle savaşıyor ve karanlık güçleri bağlamaya devam ederek onlara karşı biraz daha farklı araçlarla savaşmaya devam ediyorlar.



8. Ve eğer onlara Buda ve İsa’nın öğretilerinin bakış açısına göre yanlış hareket etiklerini söylersiniz size asla inanmayacaklardır. Çünkü bilinç seviyeleri öyledir. Elektronik kuşaklarındaki enerji kendisini tüketmesi gerekir ve o, bilinçleri bu dünyada gerçekleşen savaşı gerçek anlamını anlamaya başlayacak seviyeye yükselinceye kadar onlara tekrar ve tekrar çeşitli bedenlenmelerde geri dönecektir.


9. İnsanlığın bilinci, bu savaşın bilincinde izin verdiği müddetçe savaş devam edecektir.

10. Dünya, insan bilincinin sadece bir yansımasıdır. Buda’nın bilincine erişen bir birey, meditasyonlarda nirvana denilen duruma ulaşabilen bir birey, bu aşamada hiçbir savaşın olmadığını anlıyor. Bu aşamada sadece sevgi, uyum, mutluluk, sevinç vardır. İnsanın alt bilinç aşamaları tarafından gölgelenmemiş tüm İlahi özellikler.





Türk savunma sanayisi parmak ısırtıyor

Savunma sanayi sektöründeki ihracat yön değiştirdi. Sürpriz bir ülke öne çıktı
 
 
Türkiye'de bu yılın ilk çeyreğinde, savunma ve havacılık sanayi sektöründeki ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,5 artarken, gerçekleştirilen ihracatın yüzde 39'u ABD'ye yapıldı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) kayıtlarından derlenen bilgiye göre, Türkiye'de, savunma ve havacılık sanayi sektöründe ihracat yapan firmalar, Ocak-Mart performansını geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 11,5 arttırarak, 272 milyon 234 bin dolara yükseltti.
Türkiye'nin söz konusu dönemdeki ihracatının yüzde 0,8'ini kapsayan ''savunma ve havacılık sanayi'' sektörü, geçen yıl 1 milyar 262 milyon 371 bin dolar ihracat gerçekleştirmişti.
Sektörde bu yılın ilk üç ayında ihracat yapılan ülkeler arasında ilk sıralarda ABD, Bahreyn ve İtalya yer aldı. ABD'ye 105 milyon 269 bin dolar, Bahreyn'e 24 milyon 755 bin dolar, İtalya'ya 17 milyon 105 bin dolar ihracat yapıldı.
EN FAZLA İHRACAT ANKARA'DAN
Söz konusu dönemde savunma ve havacılık sanayi sektöründe en fazla ihracat 104 milyon 891 dolar ile Ankara'dan gerçekleşti.
Bu yılın mart ayında savunma ve havacılık sanayi ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre 10,2 oranında düşüşle 108 milyon 122 bin dolar oldu.
İLK SIRADA ABD VAR
Ülkeler bazında ise sektördeki ihracatta ilk sırada 42 milyon 529 bin dolarla ABD yer alırken, bu ülkeyi 24 milyon dolarla Bahreyn izledi. Geçen ay en fazla ihracat, 36 milyon 616 bin dolarla İstanbul'dan yapıldı

Yeni tür kuş gribi 6 can aldı


Çin'de yeni tür kuş gribine rastlandı

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Çin'deki yeni tür kuş gribine rastlanmasından sonra bazı önlemler alınmasını istedi.
FAO'dan yapılan yazılı açıklamada, belirlenmesi zor H7N9 virüsünün insanlara ve hayvanlara bulaşma riskini azaltmak için hijyen ve sınırlandırma önlemlerinin alınması gerektiği belirtildi.
Açıklamada çiftçilerin, üreticilerin, taşıyıcıların ve tüketicilerin ellerini yıkamasının ilk ve en iyi önlem olduğu vurgulandı.
Kanatlıların ve diğer hayvanların, yaşam alanlarından uzak tutulmasını isteyen FAO, virüsü kapmış hayvanla yakın temasın insan sağlığı için risk teşkil ettiğine dikkati çekti.
Kümes hayvanlarının diğer hayvanlardan uzak tutulmasını da talep eden FAO, yiyeceklerin iyi pişirilmesi, hasta ya da telef olan hayvanların etlerinin yenmemesi önerisinde bulundu.
Çin'de H7N9 virüsüne rastlanan 14 kişide 6'sı yaşamını yitirdi

Kalbi durduktan sonra hayata dönenler bütün bunları nasıl biliyor?

"Resüsitasyon" yani hayata döndürme araştırmaları yapan tanınmış bir yoğun bakım doktoru Dr. Sam Parnia, ünlü bilim dergisi New Scientist'ın ve Amerika'nın ulusal radyosu NPR'ın sorularını cevapladı.
2008 yılından bu yana Avrupa, Kanada ve Amerika'daki önemli tıp merkezlerinin katıldığı büyük bir projeyi yöneten Dr Parnia, çok sayıda bilim insanından oluşan ekibiyle birlikte hayata döndürülen insanların anlattıklarını ve beynin şuurla ilişkisini araştırıyor.
Kalbi durmuş, beyin fonksiyonları olmayan bir insan, modern tıbbi yöntemlerin kullanılmasıyla saatler sonra bile tekrar hayata dönebiliyor.
Genel anlamda anlatılanların çok huzurlu hissetme, çok parlak bir ışığın görülmesi, çok sıcak ve sevgi dolu, çok şefkatli olarak tanımlanan birinin kendilerine eşlik etmesi olduğunu söylüyor Parnia. Birçoğunun çocukluktan itibaren geçirdikleri hayatın kritiğinden söz ettiklerini belirtiyor; kalbini kırdıkları insanların neler hissettiğini hissettiklerinden bahsediyor. "Bu yüzden çoğu, döndüğünde hayatını bambaşka bir şekilde geçirmeye azimli oluyor." diyor.
"Şunu akıldan çıkarmamak lazım; ölmüş insanların beyinleri, o sırada CPR (kalp akciğer canlandırması) uygulanıyor olsa bile, tamamen fonksiyonsuz. Bu yüzden tam koma halindeler." diyen Parnia, anlatılanların ölmekte olan bir beynin ürünleri olarak açıklanılmaya çalışılmasına karşı çıkıyor. Bu teoriyi destekleyen bilimsel deliller olmadığını belirtiyor.
OLAĞAN DIŞI TECRÜBELER
2001 yılında, kalp doktoru Pim Van Lommel ve meslektaşlarının, önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’te yayımlanan araştırması bilim dünyasında yankılanmıştı. Hollanda'daki on hastanede, hayata dönmüş 344 kişiyi dinleyen araştırmacılar, 62’sinin vücuttan çıkma, ölmüş yakınlarını görme, tünelde ilerleme gibi olağan dışı tecrübeleri olduğunu belirlemişti. (Amerika'nın Virjinya Üniversitesi'nden Prof. Bruce Greyson'un, aynı tip araştırması da benzer sonuçlara ulaştı.)
Van Lommel ve ekibi The Lancet'deki makalelerinde bir hemşirenin anlattıklarına da yer verdi. Ambulansla hastaneye getirilen koma halindeki hastanın boğazına tüp sokulabilmesi için takma dişlerini çıkarıyor bu hemşire. CPR uygulanan hastanın kalp hızı yeterli düzeye ulaşınca yoğun bakıma alınıyor. Günler sonra, kendine geldiğinde hemşireyi gören adam, "şu hemşire takma dişlerimin nerede olduğunu biliyor" diyor. "Takma dişlerimi ağzımdan aldın o tekerlekli masaya koydun. Üstünde bir sürü şişe, altında kayan çekmecesi vardı. Oraya koydun dişlerimi." deyince hemşire çok şaşırıyor. Hasta CPR sürecinde, koma halindeyken vücudundan ayrılmış bir şekilde doktor ve hemşireleri yukarıdan seyrettiğini anlatıyor, odayı ve odadakileri detaylı olarak tarif ediyor.
Dr. Sam Parnia kalbi durmuş, beyin faaliyeti olmayan bazı insanların, hastanedeki kurtarma çalışmaları sırasında olanları görüp duyduklarını ifade ettiklerini ve anlatılanların doğruluğunu doktor ve hemşirelerin tasdik ettiğini söylüyor. Dr. Pim Van Lommel, ölmüş insanların vücutlarından çıkıp o sırada çevrede olanları anlatmasının, bu tür vakaların halisünasyon olamayacağını ispat ettiğini belirtiyor. Ayrıca kör insanların bile kurtarma çalışmaları sırasında olup biteni doğru bir şekilde anlatabildiğini dile getiriyor

SAYILARIN SEMBOLİZMİ


BİR
:

Bir sayısı sembolik olarak herkesin ilk defada söyleyebileceği gibi TEK olanı, MUTLAK olanı sembolize etmektedir.

İslam’da bir olan, tek olan Allah’tır. Allah sözcüğünün ilk harfi olan elif 1 şeklindedir ve ebcet hesabındaki değeri 1’dir.

Bir sayısının bir başka özelliği de kendinden önce başka sayı gelmemesidir. Kendinden önce gelen sıfır hiçliği sembolize eder. Bir ise hiçliği takip eder ve diğer sayılar ondan türer. Burada Bir’in yaratılıcılık işlevi de ortaya çıkar. Tarot destesindeki bir numaralı kart olan Büyücü de başlangıç ve yaratılış anlamındadır.


Bu bağlamda Yunan alfabesindeki alfa (
a) da başlangıcı temsil eder. İbrani alfabesindeki alef ise başlangıç olduğu gibi, bir inanışa göre diğer bütün harfler ondan türer.

Bir sembolizmi üretkenlikte de ortaya çıkmaktadır. Ataerkil toplumlarda üreme sembolü olan fallus da 1 şeklinde sembolize edilir.

Bazı yazarlar göre 1 ayakta duran insanı da sembolize etmektedir. Bir için başka sembol açıklamaları da vardır. Güneş de bir tanedir ve bu yüzden Mutlak Bir’in sembolü olarak Güneş de kullanılmıştır.





İKİ :


İki sayısının sembolizminde akla gelen kuşkusuz evrendeki düaliteyi sembolize ettiğidir.

İlk toplumlarda etraftaki en ulu kavramlar tekti ; Dünya, Güneş, Toprak Ana..gibi. Ancak erkeğin üremedeki rolünün ataerkil toplumlar tarafından ön plana çıkartılması evrendeki düailitenin de ön plana çıkmasına neden olmuştur. Dünya/öteki dünya , Güneş/Ay, Toprak Ana/Erkek Tanrı (Kybele/Attis gibi) düalite, hatta kadın/erkek, dişil/eril, sıcak/soğuk, gündüz/gece gibi ikilikler vurgulanmaya başlanmıştır.





ÜÇ :



“Allah’ın hakkı üçtür”. Küçüklüğümüzden beri duyduğumuz bu söz üç sayısının kutsallığı hakkında gereken bilgiyi vermektedir. Hıristiyan toplumda yetişen biri ise kutsal üçlemeden bu sayının kutsallığına aşinadır.

Üç sayısı eski toplumlarda gök-yer-yeraltı üçlemesi ile kutsaldı. Üçleme Mısır mitolojisinde İsis-Osiris-Horus şeklindedir. Yunan mitolojisinde ise bu Zeus-Poseidon-Hades (Gök ve yer-Deniz-Yer altı) şeklinde varolmuştur. Hristiyan inancında ise Baba-Oğul-Kutsal Ruh üçlemesine dönüşmüştür. (Bazı yerlerde Baba-Oğul-Meryem şeklinde). Bu üçleme İslam’da bazı mezheplerde Allah-Muhammet-Ali şeklinde görülmektedir.

Üçlemenin bir sembolik yanı da kutsal birleşme ve doğan çocuktur , bir başka deyişle baba-anne ve çocuk da bir üçlemedir.

Bir başka üçleme de Beden-can-ruh üçlemesi olarak gösterilebilir.

Sayı olarak üç kendisinden önce gelen iki sayının toplamı olarak da (1+2=3) önemlidir.

Üç sayısı sembolik anlamlarının bir bölümünü üçgen şekline de devretmiştir. Üçgen sembolizmi ile üç sayısının sembolizmi arasında benzerlikler vardır.




DÖRT :


Dört sayısının sembolizmi çok ilginçtir. Dört bir çok farklı şeyi ifade edebilir.

Bir masayı gözümüzün önüne getirebileceğimiz gibi en sağlam denge dört ayak üzerinde olur. Bir çok hayvan da dört ayağı üzerinde durmaktadır. İnsan da emeklerken dört ayağı üzerinde emekler. Böylece dört sağlamlığı düşündürtmüştür. Dilimizde varolan “dört elle sarılmak”, “gözünü dört açmak” gibi deyimler de yapılan işin sağlamlığını belirtmektedir.

Dört ayrıca dört temel yön ile de alakalıdır. Böylece etrafımızın dört parçaya ayrıldığını kabul edebiliriz. Aynen “dünyanın dört bucağı” deyiminde olduğu gibi.

Dört sayısı aynı zamanda dört elementi de (Ateş-Hava-Toprak_su) sembolize eder. Böylece dört, dünyanın yapı taşı olarak da yer alır.

Hıristiyanlıktaki haç, dört İncil, İslam’daki dört büyük melek, dört halife bu sembolizmle alakalıdır.





BEŞ :



Beş genelde yaşadığımız dünyayı ve insanı sembolize eder. Teozoflara göre günümüzdeki insanlık beşinci kök ırktır.

Beş, elimizdeki beş parmaktan dolayı da önemlidir. Eski mağara yerleşimlerine bakarsak insanların erleştikleri bölgelerde beş parmak izlerini de görürüz.

Beş sayısı dört elementle de ilgilidir. Eski çağlarda dört elementi bir arada tutan bir beşinci elementin varlığı düşünülmüştür.

Sembolizmde beş köşeli yıldız yaşamın sembolü olarak da kullanılmıştır.

Beş vakit namaz, İslam’ın beş şartı, beş ile ilgili sembolizme örnek olarak verilebilir.




ALTI :


Altı sayısının sembolizmi üzerinde düşününce kuşkusuz akla ilk gelen Süleyman’ın mührü olacaktır. İçiçe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşan bu şekil altı köşelidir. Çok eski çağlardan beri kullanıldığı düşünülmektedir.

Yukarı bakan üçgenin tekamül ederek tanrıya ulaşan ruhu, aşağıya bakan üçgenin ise toprağa dönüşü temsil ettiği düşünülmektedir. Bir başka açıklamaya göre ise yukarı çıkan ateşi ve aşağıya akan suyu sembolize etmektedir.

Altı sayısı 3+3 ‘tür. Bir özelliği de 1x2x3 olmasıdır. 6 sayısının ayrıca bölenlerinin {1,2,3} toplamı da kendisine eşittir. Böylece altı mükemmel bir sayı olarak düşünülmüştür.

Tanrının dünyayı altı günde yaratması da altının mükemmel olma özelliği ile alakalı olabilir.





YEDİ :



Yedi ile ilgili sembolizm her ana karşımıza çıkmaktadır.

Yedi sayısı ile ilgili sembolizmin kökeninde eskiden yedi gezegen olduğuna inanılması vardır. Dünya sabit, bütün gezegenlerin onun etrafında döndüğüne inanıldığı için bu gezegenler Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Ay ve Güneş’tir. Eskiden her gezegenin bir gök katında olduğu düşünülmekte olduğundan “Göğün yedi katı” deyimi o günlerden kalmadır. Aynı şekilde “yukarıda olan aşağıda olanla aynı olduğu” için yerin de “yedi katı” vardı. Bazı ezoterik öğretilerdeki yedi basamaklı inisiyasyon da sembolik olarak göğün yedi katına ulaşmayı ifade etmektedir.

Eskiden her gezegene bir kutsal gün olduğu için bir haftada yedi gün vardır. Haftanın günlerinden Pazartesi Ay, Salı Mars, Çarşamba Merkür, Perşembe Jüpiter, Cuma Venüs, Cumartesi Satürn , Pazar ise Güneş ile alakalıdır.





SEKİZ :



Sekiz , yedi kat gökyüzü inancının bir uzantısı olsa gerek tanrı katını temsil etmektedir. İslam’da sekizin Cennet’i temsil ettiği de düşünülmüştür. Ayrıca sekiz cennet ve yedi cehennem olduğu inancı da bu sembolizmle alakalıdır.

Hıristiyanlıkta ise gökyüzü tahtını sekiz melek taşır. Aynı inancın benzeri İslam’da da vardır.

Sekiz aynı zamanda tutulan yolda sonuna gelmeyi de, mükemmelleşmeyi de ifade eder. Budizm’deki sekiz yapraklı lotus çiçeği de sekiz aşamalı bir sistemin sembolüdür. Aynı şekilde Tapınakçılar arasında da sekiz aşamalı bir inisiyasyon sistemi de vardır.




DOKUZ :


Dokuz eski sembolizm de bir bitişi göstermektedir. Zaten tek haneli sayıların sonuncusudur. Dokuz üçün karesi olduğundan da bir erişilen noktayı , tamam olmayı göstermektedir.

Ancak dokuz sonun olduğu yerde başlangıcın da olması gibi başlangıcı da haber verir.

Eskiden göğün dokuz katı olduğu inancı da yaygındı. Buna göre dünya + 7 yıldız katı + sabit yıldızların olduğu kat , dokuz kat etmekteydi. İlginç olan bir başka husus da eski Türk inançlarında da göğün dokuz katı olduğuna inanılmasıdır. Aynı inanç Meksika’da da vardır. Aztekler yerin dokuz kat altı olduğuna da inanmaktaydı.




ON :


On en eski zamanlardan beri belki de ilk dört sayının toplamı olmasından ötürü mükemmelliği temsil ediyordu. (1+2+3+4=10)

İki elin parmaklarının sayısı olması da tamlığı ve mükemmelliği gösteriyordu.

Musa’ya gelen on emrin de bu sembolizmle alakası vardır. Ayrıca Zohar’da ifade olunduğu gibi evren on sözcükle yaratılmıştır.

Mayalarda on sayısı bir destenin sonu olduğu için sonu da sembolize etmekteydi. Ancak her kültürde olduğu gibi bu bitiş aynı zamanda bir başlangıcı da göstermekteydi.

Sayılar hakkına yazılacak çok şey var. 0,11,12,13,16,17,19,33,41 gibi sembolik yönü ağır basan bir çok sayıyı burada inceleyemedik. Bu sayılar da ancak başka bir araştırmanın konusu olabilirler.



KAYNAKÇA






ALLEAU René , La Science des Symboles , Editions Payot & Rivages, Paris, 1996

DURAND Gilbert, L’Imagination Symbolique, Presses Universitaires de France, Paris, 1964

ELIADE Mircea , Mitlerin Özellikleri (çev. Sema Rifat), Simavi Yayınları , İstanbul , 1993

ERSOY Necmettin ,
Semboller ve Yorumları , Kendi Basımı, İstanbul , 2000

JULIEN Nadia, Grand Dictionnaire des Symboles et des Mythes, Marabout, Alleur, 1997

JUNG Carl Gustav , The Archetypes and the Collective Unconcious, Routledge, London, 1996

JUNG Carl Gustav , Aion, Researches into the Phenomenology of the Self, Routledge, London, 1991

JUNG Carl Gustav (editor) , Man and his Symbols , Arkana, London, 1990

LARSEN Stephen, The Mythic Imagination, Bantam Books, New York, 1990

SCHIMMEL Annemarie,
Sayıların Esrarı (çev. Mehmed Temelli), Verka Yayınları, İstanbul, 1997

MEVLANA MESNEVİ


MAŞALLAH KAN” SÖZÜNÜN TEFSİRİ



Bunların hepsini söyledik ama Tanrı inayetleri olmadıkça Tanrı yolunda hiçiz, hiç! Tanrı’nın ve Tanrı erlerinin inayetleri olmazsa...melek bile olsa defteri kapkaradır. Ey Tanrı, ey ihsanı hacetler reva eden! Sana karşı hiçbir kimsenin adını anmak layık değil. Bu kadarcık irşat kudretini de sen bağışladın, şimdiye kadar nice ayıplarımızı örttün. Ezelde bağışladığın irfan katrasını, denizlerine ulaştır.
Canımdaki, bir katra ilimden ibarettir; onu ten havasından, ten toprağından kurtar! Bu topraklar, onu örtmeden; bu rüzgarlar, onu kurutmadan önce sen halas et! Gerçi rüzgarlar, onu kurutsa, mahvetse bile sen, onlardan tekrar kurtarmağa ve almağa kadirsin.

Havaya giden, yahut yere dökülen katra, senin kudret hazinenden nasıl kaçabilir? Yok olsa, yahut yokluğun yüz kat dibine girse bile sen onu çağırınca başını ayak yapıp koşar.

Yüz binlerce zıt, zıddını mahveder; sonra senin emrin yine onları varlık alemine getirir Aman ya Rabbi! Her an yokluk aleminden varlık alemine katar katar yüz binlerce kervan gelip durmakta! Hele her gece, bütün ruhlar, bütün akıllar, o ucsuz bucaksız derin denizde batar, yok olurlar. Yine sabah vakti, o Tanrı’ya mensup ruhlar ve akıllar, balıklar gibi denizden baş çıkarırlar.

Güz mevsiminde o yüz binlerce dallar, yapraklar; bozguna uğrayıp ölüm denizine giderler. Kara kuzgun; yaslılar gibi siyahlar giyinerek bağlarda, yeşilliklerin matemini tutar. Varlık köyünün sahibinden, yokluğa, “Yediklerini geri ver” diye tekrar ferman çıkar.

“Ey kara ölüm; nebattan, ilaç olacak otlardan, köklerden, yapraklardan ne yedinse geri ver!” (diye emredilir) Kardeş, bir an için aklını başına al! Sende de her an hazan ve bahar var. Gönül bahçesinin yemyeşil, terütaze, goncalar, güller, serviler ve yaseminlerle dolu olduğunu gör! Yaprakların çokluğundan dal gizlenmiş; güllerin fazlalığından kır ve köşk görünmüyor.

Akl-ı Külden gelen bu sözler de, o gül bahçesinin, o servi ve sümbüllerin kokusudur. Gülün olmadığı yerden gül kokusu geldiğini, şarap olmayan yerde şarabın kaynayıp çoştuğunu hiç gördün mü ki? Koku sana kılavuz ve rehberdir. Seni ta ebedi Cennete ve kevser ırmağına götürür.

Koku, göze ilaçtır, nurunu artırır. Yakub’un gözü, bir kokudan açıldı. Kötü koku gözü karartır. Yusuf’un kokusu ise göze nur verir. Yusuf değilsen bile Yakup ol; onun gibi matlubuna erişmek için ağla!

Hakim-i Gaznevi’nin şu nasihatini dinle de eski vücudunda bir yenilik bul: “Naz için gül gibi bir yüzün yoksa kötü huyun etrafında dönüp dolaşma, nazlanma! Çirkin ve sarı bir yüzün nazı da çirkindir. Gözün hem kör, hem de hastalıklı oluşu müşküldür.

Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme! Yakub’casına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma!

Dudunun ölümünün manası niyazdı. Sen de niyaz ve yoksullukta kendini ölü yap! İsa’nın nefesi seni diriltsin, kendisi gibi güzel ve mutlu bir hale getirsin! Baharların tesiriyle taş yeşerir mi? Toprak ol ki renk renk çiçekler bitiresin.

Yıllarca gönüller yırtan, kalblere elem veren taş oldun; bir tecrübe et, bir zaman da toprak ol!

MEVLANA MESNEVİ


BENLİĞİN ŞIMARTILMASI



Ten kafese benzer. Girenlerin, çıkanların, insanla dostluk edenlerin aldatmasıyla can bedende dikendir. Bu, “Ben senin sırdaşın olayım” der. Öbürü “Hayır, senin akranın, emsalin benim”der.
Bu der ki: “Varlık aleminde güzellik fazilet, iyilik ve cömertlik bakımından senin gibi hiçbir kimse yok.” Öbürü der ki: “İki cihan da senindir. Bütün canlarımız senin canına tabidir.” O da, halkı, kendisinin sarhoşu görünce kibirlenir, elden, avuçtan çıkmağa başlar. Şeytan onun gibi binlerce kişiyi ırmağa atmıştır!

Dünyanın lutfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokmadır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır! Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda meydana çıkar.

Sen “Ben o medihleri yutar mıyım? O, tamahından methediyor. Ben, onu anlarım” deme! Seni metheden, halk içinde aleyhinde bulunursa onun tesiriyle gönlün, günlerce yanar.

Onun; mahrumiyetten senden umduğunu elde edemeyip ziyan ettiğinden dolayı aleyhinde bulunduğu halde, O sözler, gönlüne dokunur, onun tesiri altında kalırsın. Medihten de bir ululuk gelir, dene de bak! Medihin de günlerce tesiri altında kalırsın. O medih canın ululanmasına, aldanmasına sebebolur.

Fakat bu tesir, zahiren görünmez, çünkü methedilmek tatlıdır. Kınanmak acı olduğundan derhal kötü görünür. Kınanmak, kaynatılmış ilaç ve hap gibidir; içer, yahut yutarsa uzun bir müddet ızdırap ve elem içinde kalırsın.

Tatlı yersen onun zevki bir andır, tesiri öbürü kadar sürmez.Zahiren uzun sürdüğü için de tesiri, gizlidir. Herşeyi, zıddıyla anla! Medhin tesiri, şekerin tesirine benzer; gizli tesir eder ve bir müddet sonra vücütta deşilmesi icabeden bir çiban çıkar.

Nefis çok öğülmesi yüzünden Firavunlaştı. Alçak gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama! Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi zahmet çekici ol, çevgan olma! Yoksa; senin bu letafetin, bu güzelliğin kalmayınca o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.

Evvelce seni aldatıp duranlar, o vakit seni görünce “Şeytan” adını takarlar. Seni kapı dibinde görünce hepsi birden “Mezarından çıkmış hortlak” derler; Genç oğlan gibi. Ona önce Tanrı adını takarlar, bu yaltaklıkla tuzağa düşürmek isterler. Fakat kötülükle adı çıkıp da zaman geçince bu kötülükte sakalı çıkınca; artık ona yaklaşmaktan Şeytan bile utanır.

Şeytan, adamın yanına bir kötülük için gelir; senin yanına gelmez. Çünkü sen Şeytan’dan da betersin. Şeytan, sen insan oldukça izini izler, ardından koşar, sana şarabını tattırırdı.

Ey bir işe yaramaz adam! Şeytan huyunda ayak direyip şeytanlaşınca senden Şeytan da kaçmaktadır. Eteğine sarılan kimse de, sen bu hale gelince senden kaçar!
KARŞILIKSIZ SEVGİ

Küçücük bir can…Anne karnında hayat bulan ;aslında doğumla başlayıp,ölene kadar sürecek olan bir mucize!...Yüce Yaradan’ın bizlere hem en güzel hediyesi,hem en kuvvetli terbiyecisi…Anne veya baba…Her ikisi için de aşkın,sevginin,merhametin,acının ve sabrın sınanması…Minicik bedeniyle,küçücük yüreklere sığabilen devasa bir sevgi…Vazgeçilemez ve neredeyse paylaşılamaz bir tutku,bir bağımlılık…

Tüm bunlar evlat sevgisini dillendirmede yine de yetersiz kalıyor.Çünkü bu sevgi anlatılamaz,yaşanır!...O evladın gözlerinde,küçük ellerinde,tatlı dillerinde hayat bulur…Yaşamın keşmekeşi içinde,sığınılacak bir limandır evlat!… Tüm yorgunluğunu,stresini alır…Öyle bir söz söyler,öyle bir hareket yapar ki bir anda her şeyi unutursun…Sorunlardan kararan kalbinde bir ışık yanar sanki…Mutlu olursun…

Yavruna ait her şey kutsal bir emanet gibidir senin için…Kesilen ilk saçlarını bir peçeteye sarıp saklarsın…Sonradan ne işine yarayacaklarsa?...En önemlisi de göbek mandalını bir türlü atamazsın..Ya çocuğum işsiz güçsüz olursa?En iyi üniversitenin bahçesine gömdürürsün onu…Çoğunlukla da bir cami duvarının arasına sıkıştırırsın…Ne kadar doğrudur bilinmez?Kuru bir et parçasından bile medet umarsın evladın için…En güzel günler,en güzel yarınlar onun olsun diye…

Her gece koynuna alıp uyumak istersin…Başını ellerinle okşamak,sıcak nefesini hissetmek ve sen dalıncaya kadar da saatlerce saçlarını koklamak istersin…Bambaşka bir duygudur bu…O’nun masum yüzünde Yaradan’ın kudretini görürsün…Bazen olur ki içindeki coşkun sevgi kabarır…Kendini tutamaz,poposuna bir ısırık atarsın…Ağladıkça daha sevimli olur sanki!...Ya da sımsıkı sarılır,ciğerine sokmaya kalkarsın…Tüm bunların ardından Yaradan’a bin kere,milyon kere şükredersin.Ve,o tadı,olmayanların da tatması için dua edersin…

Artık komşu çocuğunun yaramazlıkları batmaz gözüne…’’Çocuktur,doğası gereği yapacak tabii…’’diyebilirsin, düne kadar kızdığın velede…Sokakta görüp de,hiç tanımadığın yaşıt çocukların yüzlerinde kendi çocuğunu görürsün.İçin ılık ılık olur.Hele de uzaktaysa yavrun?...Her gün bir çimdik et koparırlar vücudundan,acı duyarsın…Bu aşk,ne ananınkine,ne sevdiğininkine benzer…Kor eder insanı,yanarsın!...

Işıklar kesildiğinde bile, sırf O korkmasın diye,en korktuğun karanlıklara dalarsın cesurca, mum bulabilmek için!…Hayat sinemasının aktörüyken,onunla yönetmenliğe terfi edersin…Çünkü hayatını yönlendireceğin bir baş oyuncu çoktan gelmiştir senin yerine…

Aşk,bağlılık,ya da annelik içgüdüsü…Adı her ne olursa olsun…Sonsuz bir sevgi ve fedakarlık hissi ile büyütürsün evladını…Defalarca aynı şeyi sorsa, sabırla cevaplarsın…Düştüğünde yüreğin toplanır,hastalandığında hep kaybetmek korkusuyla kaygılanırsın…Gecen gündüzün birbirine karışır…Belki de benim gibi ağlarsın…Hayatının merkezin de hep ‘’O’’ vardır.Herşeyi O’na göre endeksler, yaşantını sonsuz bir hizmetkarlık hissi ile O’na adapte edersin…Büyüyüp de kendi kanatlarıyla uçmaya başladığında bile sen hiç kabullenmezsin…Kaç yaşında olursa olsun,O senin küçük bebeğindir…

Bir gün bir bakımevine de bıraksa seni hiç hayıflanmazsın…’’Canı sağolsun.’’dersin hep …Kırılsan da küsemezsin hiç…ÇÜNKÜ SEN EVLADINI KARŞILIKSIZ SEVERSİN…

ARZU AKPINAR

3 Nisan 2013 Çarşamba

1 yılda 3 milyon kişi hava kirliliği kurbanı

Hava kirliliği her yıl milyonlarca can alıyor

Çin'de hava kirliliği son dönemde en üst düzeye ulaştı.
Başkent Pekin'de kirlilik Dünya Sağlık Örgütünce açıklanan kabul edilebilir oranının kat kat üstünde…
Araştırmalar Çin´de 2010 yılında 1 milyon 200 bin kişinin kirli havanın da etkisiyle öldüğünü ortaya çıkardı.
Bir Amerikan araştırma enstitüsü tarafından duyurulan sonuçlara göre aynı yıl dünyada hava kirliliğinden ölenlerin sayısı ise 3 milyon 2 yüz bin...
Kirli hava yüzünden Pekin'de görülen akciğer kanseri vakalarında son 10 yılda yüzde 30 artış görülürken, Çin, astım hastalığından ölen insan sayısında da dünyada birinci sırada yer alıyor.
Kirlilik arttıkça çözüm için çabalarda hız kazanıyor.
Son olarak, Şanghay belediyesi havanın kirli olduğu zamanlarda araç kullanımını yüzde 30 oranında azaltmayı hedefleyen bir projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Çin bir yandan hava kirliliği ile mücadele ederken diğer yandan artan H7N9 vakalarıyla uğraşıyor.
Şanghay şehrinde iki kişinin ölümünün ardından Çin´in doğu kesiminde bulunan Jiangsu eyaletinde dört kişi de daha H7N9 virüsüne rastlandı.
Hastane yetkilileri hastaların karantinaya alındığını açıkladı.
Yeni vakalarla beraber Çin genelindeki sayının yediye yükseldiği bildirildi.
H5N1 virüsünden sonra insanda ilk olarak rastlanan H7N9´un da yayılarak bir kabusa dönüşmesinden endişe ediliyor.
Çin Sağlık Bakanlığı bu virüs için henüz bir aşı geliştirilmediğini açıklamıştı.

Japonya'da Türk ayranına yoğun ilgi

Japonya'nın ünlü süt şirketi piyasaya Türk ayranı sürdü


Japonya'nın önde gelen süt ürünleri şirketi Megmilk'in 2 hafta önce piyasaya sürdüğü Türk Ayranı, Japonlardan yoğun ilgi görüyor.
Gazete ve televizyonlarda Türk ayranına ilişkin haberler yer alırken, ürünü deneyen Japonlar da ayranın bağımlılık yapabileceğini söylüyor.
Megmilk'in İçecek Planlama Grubu'ndan Ai Ohta, Japonların ayrana gösterdiği ilginin kendileri de şaşırttığını söyledi.
2 SENELİK BİR ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜ
Ai Ohta, Türk Ayranı'nı Japonlar damak tadına uygun hale getirmenin 2 senelerini aldığını belirtti.
Diğer ürünlere göre hazırlık aşamasının daha uzun sürdüğünü kaydeden Ohta, "Öncelikle ayranı çıkarmaya çalışan takımdan birini, Türkiye'ye gönderdik. Özellikle yoğurt kültürünü Türkiye'de incelemesini ve nerelerde kullanıldığını kendi gözleriyle görmesi için. Türkiye'de araştırmalar yaptı. Japonya'da ise Türk lokantalarına gidip buradaki ayranları denedik. Bunların ardından Japonların, sevebileceği bir ayranı nasıl yapacağımızı düşündük. Bu aşamalar nedeniyle normal üretim periyodundan daha uzun zaman aldı." diye konuştu.
Ayrandaki tuz oranını tutturmanın kendileri açısından zor olduğunu itiraf eden Ai Ohta, Türkiye'deki tuzlu içecek anlayışı ile Japonlarınınkinin çok farklı olduğuna dikkat çekti.
Ohta, "Bu tuz yoğunluğunu Japonların sevebileceği bir orana çekmek gerekti. Japonlar için en uygununu bulmak için çok zorlandık." ifadelerini kullandı.
TÜRK BAYRAĞI VE ÇİNİ DESENİ
Megmilk'in piyasaya sürdüğü ayran, kutu tasarımıyla da ilgi çekiyor. Çini deseni bulunan kutuda Türk bayrağı da mevcut.
Ayrıca geleneksel bakır bardak da kutuda yer alıyor.
Planlama Bölümü'nden Ai Ohta, geleneksel bakır bardağı kullanmaya baştan karar verdiklerini ancak diğer unsurları Türkiye Büyükelçiliği ile çalışarak yerleştirdiklerini söyledi.
Ohta, "Türkiye'de çok fazla kullanılan çini motifi de kullanıp Türksel bir hava oluşturmak istedik." ifadelerini kullandı.

ÖPÜCÜK HASTALIĞI

 

Öpücük hastalığı yani infeksiyöz mononükleoz (İM), daha çok çocuk ve genç erişkinlerde rastlanan; boğaz ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme ile kendini gösteren bir hastalıktır. Ebstein Barr virüsü (EBV) tarafından oluşturulan enfeksiyon, tükürük ve boğaz salgısıyla çıkarılır, yakın temasla (öpücük), kan yolu ile veya enfeksiyonlu eşyalarla kişiden kişiye geçer. Yakın temasla sık bulaştığı için "öpüşme hastalığı" olarak da adlandırılır.

İM, kötü hijyene sahip ve kalabalık bölgelerde yaşayanlarda, daha çok buluğ çağında ve küçük çocuklarda görülür. Gelişmiş ülkelerde ise 15-19 yaşlar arasında daha sıktır. Hastalık, okul ve askeri birliklerde daha yaygın olup; ayrıca aile içi geçiş de sıktır. Bazı toplumlarda, annenin ağzında öğüttüğü gıdaları daha sonra bebeğine verdiği ailelerde daha kolay ortaya çıkar. İnfeksiyöz mononükleoz, her iki cinsiyette ve yılın her mevsiminde görülür.

EBV'nin konakçısı oldukça sınırlıdır. Virüs'ün enfekte edebileceği iki hücre tipi olup, bunlar; B lenfositler ve epitel hücreleridir. Virüs, tükürük ve salya ile çıkarılarak ve yakın temas ile bulaştırılarak, boğaz mukozasından vücuda girer. Önce boğaza ve tükürük bezi hücrelerine daha sonra da gırtlakta bulunan duyarlı B lenfositlere ulaşır. EBV, kan verilmesi ve kemik iliği nakli ile de bulaşır ancak bu yolla bulaşma sık değildir.

Belirtiler:

Hastanın yaşı, klinik belirtilerde önemlidir. Özellikle çocukluk çağında; lenf bezlerinde büyüme, bademcik iltihabı gibi tipik bulguların yanı sıra; boğaz iltihabı, kulak iltihabı, karın ağrısı ve ishal gibi belirtilere de neden olabilir. Genç ve erişkinlerde ise; yüksek ateş, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde şişme ve kanda atipik hücreler görülür. Genellikle 3-5 gün kadar süren halsizlik, iştahsızlık, bulantı ve sigaradan tiksinme, batında dolgunluk hissi, kas ağrıları, ateş basması, üşüme, titreme, terleme gibi belirtileri görülebilir. Hastalar en sık boğaz ağrısı şikayeti ile doktora başvururlar.

Hastaların büyük bir çoğunluğunda öğleden sonra 40°C'yi bulan ateş görülür. Ateşli dönem ortalama 10-14 gün kadar sürer. Bedemcikler büyük, boğaz kızarık görünümlü ve bezen beyaz zar ile kaplı olabilir. Boğaz ağrısı şikayeti 7-10 gün kadar devam eder. Bazı hastalarda yumuşak-sert damak birleşim yerinde 1-2mm. çaplı kırmızı lekeler görülebilir. Bazı hastalarda göz etrafında şişlik görülebilir. Olguların çoğunda arka boyun kısmında lenf bezi büyümesi vardır. Bazı hastalarda karaciğer ve dalak büyümesi görülebilir. Bazı hastalarda ise; gövde, el ve ayakların üst tarafında döküntüler görülebilir. Ampisilin kullananlarda yaygın döküntü ortaya çıkabilir ve ilacın kesilmesi ile bu döküntüler kaybolur.

Hastaların yüzde 90'ında karaciğer enzimleri normalin 2-3 katına çıkar. Yaşlılarda ender görüldüğü için, hastalığın tanısı hayatın geç dönemlerinde güçlükle konulur. 40 yaşın üzerindeki toplumun yüzde 6'sı EBV infeksiyonuna yatkındır. Yaşlı kişilere gençler ve çocuklara göre belirti ve bulgular daha farklıdır.

Tanı ve tedavisi:
Hastalığın tanısı klinik bulgular yanında, kan tahlilleri ile konur.

Ortalama 1-4 haftada kendiliğinden iyileşen olgularda büyük ölçüde destekleyici tedavi yapılır. Hastaya, ateşinin olduğu ilk 2-3 hafta süresince istirahat önerilir. Parasetamol, ateş ve ağrılar için verilebilir. Reye sendromuna yol açabileceğinden aspirin tercih edilmez. Hastalar dalak rüptürlerine karşı, 3-4 hafta süreyle riskli hareketlerden kaçınmalıdır.

Hastalığın komplikasyonları oldukça nadir olup, en sık görülen komplikasyonlardan biri, bir nevi kansızlık olan otoimmün hemolitik anemidir. Bazı hastalarda; bedemciklerde büyüme, boğazda lenfoid hiperplazi ve beyaz zar oluşumuna bağlı üst solunum yolu tıkanıklığı gelişebilir. Dalak yırtılması çok nadir; ancak akılda tutulması gereken bir komplikasyonudur. Nörolojik koplikasyonlardan olan beyin iltihapları bu yolla ölümlerin en önemli nedeni olmasına rağmen; vakaların büyük kısmı iyileşme ile sonlanır.
Hastalık ile ilgili olarak aşı çalışmaları vardır, ancak henüz uygulanan bir bağışıklama yolu yoktur.
Prof. Dr. Yavuz Baykal Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü

1. Sınıf Çocuğuna Ders Çalıştırma, Ödev Yaptırma




1. Ödev ve ders konusunu tatsız bir gündem haline getirmeyin. Ödev sık kullandığınız kelimelerden biri olmasın.


DERS ÇALIŞMA PROGRAMI

2. Şöyle iyi bir program yapalım ve güzelce uygulayalım diye düşünmeyin. Bu işin sırrı program yapmakta değil, programa uyma isteği duyacak çocuk bulabilmekte. Yoksa "hadi yavrum, hadi yavrum" larla ömür geçirir, yorgun düşeriz.

Çocuğun programa uyma isteği duyabilmesi için de, program yapılırken kendisinin de dahil olması ve kararlarda payının bulunması önemli.

Bu iş için aile toplantısı yapabilirsiniz. Şimdiye dek hiç aile toplantısı yapmamış olabilirsiniz, belki bu size komik bile gelebilir ama sorunları çözebilmenin yolu birlik olmaktan geçer. (Çocuğunuzun ödevini yapmadığı esnada, ona ödev yapması gerektiği ile ilgili nasihatlar etmek boşuna oluyor. Ayrı, sakin ve sorunsuz bir zaman ayırıp konuşmak daha iyi sonuç verir. )

AİLE TOPLANTISI

3. Öğretmen yavaş yavaş ödev vermeye başladığında, eşinizle konuyu konuşup aile toplantısında nelere dikkat etmek gerektiğini önceden belirleyin:

a. Toplantıda, ödev konusunun önemli olduğunu sezdiren ama çocuğu korkutmayan bir konuşma ile giriş yapabilirsiniz. Örneğin: "Biliyorsun öğretmenin evde yapılmak üzere ödevler vermeye başladı. Biz annenle konuştuk, ödevlerin hangi zamanlarda yapılacağı ile ilgili senin fikrini almak istedik. Sen hangi zamanlarda ödev yapmak için daha rahat olacaksan o zamanları belirlemek ister misin?" gibi bir konuşma ile başlayabilirsiniz. Cümlelerinizi "ister misin, ne dersin" gibi cümlelerle bitirirseniz emr-i vaki yapmamış olursunuz, çocuk daha istekli katılır. Mesela çocuk birşey önerdiğinde "Hmm, şöyle yapalım o zaman" yerine, "hmm şöyle yapmak ister misin o zaman" gibi cümleler kullanın, son sözü çocuk söylesin. Kendiyle ilgili kararı kendi kabul etsin ve sorumluluk duygusu gelişsin.

b. Aile toplantısında kendi fikir ve önerilerinizi çocuğa kabul ettirmek değil, gerçekten çocuğu dinlemek ve onun fikrini önemsemek konusunda eşinizle birlikte samimi olun.. Bizler zaten fikirlerimizi çocuğa kabul ettirmeye çalışma konusunda eksik değiliz, çocukları "duyma/dinleme" konusunda eksiğiz. Çocuklar kendilerine söz verilirse, yetişkinler kadar olgun bir şekilde kendileriyle ilgili kararlar alabilir ve uygulayabilirler.

c.
Çocuğun size güven duyması ve istekli olması için ilk önce onun sözlerini ve isteklerini dinleyin. Ve kabul edin. Mesela okuldan gelince şu zamana kadar ödev yapmak istemiyorum dediyse, "O zamana kadar dinlenmek istiyorsun" diyin ve çocuğu anladığınızı gösterin.

d.
Çocuğun söylediklerinde sizin programınıza uymayan noktalar varsa, çocuğun tüm söyledikleri bittikten sonra söyleyin. Senin isteklerinde benim planlarıma uymayan şunlar şunlar var. Örneğin "Akşam yemeğinden önceki telaşlı anımda, senin ödevlerinle ilgilenmek benim için zor olur." gibi. Bunlarla ilgili ne yapabiliriz diye sorabilisiniz.


5. Çocuğun ödev programını onun isteğiyle belirledikten sonra, ödev zamanlarıyle ilgili sorumluluğu çocuğa bırakın. Ödevin saatini hatırlatmak, "hadi artık vakit geçiyor" gibi ittirmelerle uğraşmayın. Başlarda unutsa bile bırakın çocuğunuz ödevini kendi düşünmeyi öğrensin. Rahatsız olduğunuz noktalar varsa da, bir sonraki aile toplantısında dile getirebilirsiniz. Örneğin; "Ödev saatini hatırlamadığında sana ben hatırlatmak istemiyorum, bu konuda ne yapabiliriz ya da bir hatırlatıcı işaret belirlemek ister misin" gibi.

ÖDEV YAPILIRKEN


4. 1. sınıf çocuğu en fazla yarım saat dikkatini verebilirmiş ve ödev yapabilirmiş. En fazla yarım saat, herkes için standart bir süre değil bu. Kimisi için 10 dk. kimisi için 15. Çocuğunuz henüz oyun çocuğu. Bunu her zaman özellikle aile toplantısında hatırda bulundurun. Ödev zamanlarını 2-3 parçaya ayırabilirsiniz.

5. Radyoda dinlediğim bir psikolog, özellikle sessiz ve birşey anlatmayan çocukların, ödev yaparken rahatlama ihtiyacı duyduklarında konuşmaya ve açılmaya başladıklarını söyledi. Çocuğa "hadi şimdi ödevini bitir de sonra konuşuruz bunları" gibi rahatlamasını engelleyecek biçimde muamelede bulunmamak gerekiyor. Hem siz de çocuğunuzdan bilgi almaya başlarsınız kendisiyle ilgili bazı konularda. Fırsatı değerlendirin. Örneğin, okulda ilk defa tuvalete gittiğini çok değişik bir deneyim gibi anlatıyorsa, onu ilgiyle dinleyin. Soru yağmuruna tutmadan, sadece anlattıklarını ve duygularını anlamaya çalışın. Çocuğun rahatlayıp ödevine geri dönmesini bekleyin. Dönmese bile ara vermek istiyor diye düşünün.

6. Çocuğun ödevinde çok fazla aşırı yol gösterici ve yönlendirici olmayın. Yazmakta zorlandığı bir harf için, şöyle yap elini böyle kaldır kalemi böyle tut gibi emirler yağdırmayın. Bu gibi emirler ödevi çocuk için eğlenceli olmaktan çıkarır ve başaramıyorum duygusu verir. Çocuk tekrar tekrar yazarak öğrenir. Harfi bir kere gösterin. Eğlenceli hale getirmek için harfi bir hayvana benzetebilir, ya da oyun gibiymiş gibi gösterebilirsiniz. Gerisini çocuğa bırakın.

ÇOCUK ÖDEV YAPARKEN AİLE NE YAPAR


7. Çocukların ödev yapmak istememesinin en büyük nedeni, çocuk ödev yaparken ailenin çay içmek, TV izlemek, bilgisayar oyunu oynamak gibi çocuğa daha cazip gelen eğlencelerle meşgul olmasıymış. Çocuğa empati yapmak gerekli. Her Allah'ın akşam bizim bitirmemiz gereken sıkıcı bir iş varken, hane halkı keyfinde gülmesinde durumuna katlanmak gerçekten sinir bozucu.

Sait Çamlıca'nın bu durum için "eğitim saati" tavsiyesi vardır bilirsiniz. Yani çocuğun ders yaptığı dilimde, ev halkı da birşeyler okuma gibi şeylerle meşgul olur. Kitap dergi okuyabilir, gazete karıştırabilirsiniz. Hatta gazetede bulmaca çözebilirsiniz. Önemli olan ekranı olan TV ve bilgisayar gibi elektirikli aletlerle değil de, kağıtla muhatap olmanız. Bu uygulamanın çok faydası görülebilir. Sadece akşamları okumak için ilgi alanınızla ilgili bir dergiye abone olabilirsiniz. Dizi saatine denk geliyorsa bile, dizilerinizi sonradan internetten izleseniz ölmezsiniz.
Hangi çay, neye iyi geliyor?

Piyasada bir çok bitkisel çay var. Peki bunların neye faydası olduğu hakkında bilginiz var mı?

SİYAH ÇAY
... Kahvaltının baştacı siyah çay ile başlayalım. Fazlası zarar ama kıvamında tüketilmesi yarar. Fakat önce bir uyarıda bulunalım, kahvaltıda çayı yumurta ve pekmez gibi demir yönünden zengin besinlerle beraber tüketmeyin. Çünkü siyah çay, demir bağlama özelliğine sahip olduğundan, özellikle de aşırı ve koyu içilirse kansızlığa yol açabilir.

Siyah çayın yararlarına gelince;
-Çayın, vücuttaki zararlı maddeleri yok eder.
-İshali durdurur.
-Böbreklerin daha iyi çalışmasını sağlar.
-Çaydaki teobromin ve teofilin maddeleri de idrar sökücü özelliğe sahiptir.
-Çay banyoları, sıcak çay emdirilmiş temiz tülbent veya pamukla yapılan kompres ve pansumanlar, göz ve ciltteki bazı rahatsızlıkları giderir, dış derideki hemoroid memelerini küçülttüğü ve ağrıları dindirir.

YEŞİL ÇAY
-Kalp damar hastalıklarını azaltıyor.
-Kolesterol ve yağ değerlerini iyileştirerek, tansiyon ve kan şekerini ayarlıyor.
-Damar sertliğinden koruyor.
-Kılcal damarları büzerek ödem oluşmasını önlüyor.
-Diş çürümesini ve kemik erimesini engelliyor.
-Alerjiyi gidererek bakteri ve grip virüsü ile savaşıyor.
-Migreni geçiriyor.
-İdrar söktürücü özelliğinden dolayı zayıflama rejimlerinde kullanılıyor.
-Yorgunluk ve uyku halini ortadan kaldırıyor.

NANE ÇAYI
-Mide ve bağırsak gazlarını gideriyor.
-Sindirim sistemi rahatsızlıkları, ishal, bulantı ve kusmaya iyi geliyor.
-Karaciğer yetersizliğini gideriyor.
-Kalp ritim bozukları, bağırsak spazmı, astım, grip, bronşit, baş dönmesi, dil tutukluğu, felç, çarpıntı, başağrısı, ateş ve soğuk algınlığına iyi geliyor.
-Enerji vererek hafızayı kuvvetlendiriyor. Ancak mide ülseri ve gastriti olanların fazla kullanmaması tavsiye ediliyor.

KUŞBURNU ÇAYI
-Doğal C vitamini içeriyor.
-Enfeksiyon ve soğuk algınlığına karşı direnç veriyor.
-Hemoroid, gribal enfeksiyonlar için yararlı.
-Kolesterol ve yorgunluk derdine çare oluyor.
-Varis, romatizma ve dolaşım bozukluklarına iyi geliyor.
-Özellikle ilkbaharda kullanılması öneriliyor.
-Kolesterol ve yorgunluk derdine çare oluyor.
-Varis, romatizma ve dolaşım bozukluklarına iyi geliyor.
-Özellikle ilkbaharda kullanılması öneriliyor.

PAPATYA ÇAYI
-Diş ağrısı, hazımsızlık, gaz, mide spazmı ve krampları ile sinir sistemi problemlerine bağlı huzursuzluk ve uykusuzluğa iyi geliyor.
-İştah açıyor.
-Özellikle çocuklarda, sinire ve gerginliğe bağlı mide problemlerinde rahatlıkla kullanılıyor.
MELİSA ÇAYI
-Tansiyonu düşürüyor ve idrar söktürüyor.
-Yatıştırıcı özelliğinden dolayı spazmı önleyerek, sindirime de yardımcı oluyor.
IHLAMUR ÇAYI
-Ateşli soğuk algınlıklarının kısa sürede iyileşmesini sağlıyor. Öksürük ve bronşite iyi geliyor.
-Gevşetici, sakinleştirici ve terletici özellikleri bulunuyor. Kış aylarında sıkça kullanılması tavsiye ediliyor.
O'NA DAİR SİSTEM VE ENERJİ Sayfa 183

Bilincin dışarı doğru akıyor, bu bir gerçek, bir inanç sorunu değil. Bir nesneye baktığında, bilincin nesneye doğru akar. Örneğin, bana bakıyorsun. Bunu yaptığında kendini unutursun, bana odaklanırsın. O zaman enerjin bana doğru akar, gözlerin bana doğru yönelir. Bu ilginin içten dışa dönmesidir. Bir çiçek görürsün ve büyülenirsin, çiçeğe odaklanırsın. Kendini unutursun, sadece çiçeğin güzelliğiyle ilgilenirsin. Bu işleyişi biliyoruz, her an olur. Güzel bir kadın geçer ve birden enerjin onu izlemeye başlar. Işığın böyle dışarı doğru akışını biliriz. Ve dışarı doğru akış hikayenin sadece yarısıdır. Işığın dışarı doğru her akışında, sen arka plana düşersin, kendine ilgisizleşirsin.

Aynı anda hem özne hem de nesne olabilmen ve bunun yanında kendini de görebilmen için ışığın geri dönmesi gerekir. O zaman kişisel farkındalık ortaya çıkar. Genelde, yalnızca bu yolun ortasında, yarı canlı, yarı ölü yaşarız, durum budur. Işık yavaş yavaş dışarı akmaya devam eder ve asla geri gelmez. Şunu görüyorsun, bunu görüyorsun, enerjiyi hiçbir şekilde gören kişiye döndürmeden sürekli görüyorsun. Gündüz dünyayı görüyorsun, gece rüyalar görüyorsun, sürekli nesnelere bağımlı kalmaya devam ediyorsun. Bu enerji israfıdır.


Taocu inanışa göre, enerjiyi geri döndürmenin gizli ilmini öğrenirsen, ilgin dışa döndüğünde kullandığın bu enerjiyi kaybetmek yerine çok daha belirgin bir hale getirebilirsin. Bu mümkün: konsantrasyon yöntemlerinin hepsinin asıl hüneri budur.


Bir gün, sadece bir aynanın önünde durarak küçük bir deney yap. Aynaya bakıyorsun, aynada kendi yüzün, aynada kendi gözlerin. Sonra bir an için bütün işlemi tersine çevir. Aynadaki yansımanın sana baktığını hissetmeye başla, sen yansımaya bakmıyorsun, yansıma sana bakıyor. Çok tuhaf bir boşlukta olacaksın. Taocu kitaplarda sözü edilmese de, ayna meditasyonu bana herkesin kolaylıkla yapabileceği en basit deney gibi görünüyor. Sadece banyondaki aynanın önünde durarak, önce yansımaya bak: sen bakıyorsun ve yansıma senin nesnen. Bu ilginin dışa dönmesidir: aksettirilmiş yüze bakıyorsun, kendi yüzüne tabi ki, ama bu yansıma senin dışında bir nesne. Sonra konumu tamamen değiştir, işlemi tersine çevir. Yansıma olduğunu hissetmeye başla ve şimdi yansıma sana bakıyor. Anında bir değişim olduğunu, büyük bir enerjinin sana doğru aktığını göreceksin. Bunu yalnızca birkaç dakikalığına dene, canlanacaksın ve çok büyük bir güç içine girmeye başlayacak. Korkabilirsin bile, çünkü bu hiç tanımadığın bir şey; tam bir enerji çemberini daha önce hiç görmedin.
Başlangıçta ürkütücü olabilir, çünkü bunu daha önce hiç yapmadın ve hiç bilmediğin bir şey; çılgınca gelecek. Sarsılabilirsin, içinde bir titreme yükselebilir ya da kafa karışıklığı hissedebilirsin, çünkü şimdiye kadar yönün hep dışarı doğru oldu. İçe yönelişin yavaş yavaş öğrenilmesi gerekir. Ancak çember tamamlanmıştır. Meditasyonu birkaç gün yaptığın takdirde, gün boyunca kendini çok daha canlı hissettiğini görerek şaşıracaksın. Sadece birkaç dakika aynanın önünde durarak enerjinin geri dönmesini sağlayacaksın ve o zaman çember kapanacak. Çember tamamlandığında büyük bir sessizlik vardır. Tamamlanmamış çember ise huzursuzluk yaratır. Çember kapandığında, huzur yaratır, seni merkeze getirir. Merkezde olmak, güçlü olmaktır ve o güç, senin gücündür. Bu yalnızca bir deney; o zaman bunu birçok şekilde deneyebilirsin.


Bir güle bakarken, önce bir süre güle bak, birkaç dakika, sonra işlemi tersine çevirmeye başla; gül sana bakıyor şimdi. Gülün sana ne kadar çok enerji verebildiğini gördüğünde şaşıracaksın. Aynı şey ağaçlarla, yıldızlarla ve insanlarla da yapılabilir. En iyisi bunu sevdiğin kadın ya da erkekle yapmandır. Yalnızca birbirinizin gözlerine bakın. Önce diğer kişiye bakarak başla, sonra diğer kişinin enerjiyi sana geri gönderdiğini hissetmeye başla; armağan geri geliyor. Kendini yeniden dolmuş hissedeceksin, yıkanmış, banyo yapmış, yeni bir enerji çeşidinin tadını çıkardığını hissedeceksin. Bu alıştırmadan yenilenmiş, canlanmış olarak çıkacaksın.
Fırında Kuru Fasulye nasil yapilir
400gr kuru fasulye
2adet soğan
1kaşık şeker
1kaşık salça
1kaşık sirke
sucuk
½ çay kaşığı tarçın
½ çay kaşığı kırmızı biber
sıcak su
tuz

Fırında Kuru Fasulye nasıl yapılır ?
Fasulyeyi akşamdan ıslatıp ertesi gün bol suda haşlayın. Üzerinde biriken köpüğü ayırırsınız. Fasulyeyi süzüp fırın kabına aktarın. Soğanları çok ince piyazlık doğrayıp fasulyeye katın ve karıştırın. Salçayı sulandırıp üzerinde gezdirin, suyunu ayarlayın. Dilimlenmiş sucukları ve baharatı serpin. sirkeyi karıştırın. 160-170dereceli fırında 1saat pişirerek sıcak olarak servis edin.

Taze Meyveli Tart nasil yapilir

Tart Hamuru için Malzemeler:
3 su bardağı haşlanmış Amerikan Pirinci
4 yemek kaşığı şeker
1 adet yumurta (çırpılmış)

İçi için:
250 gr. Az yağlı eritme peyniri
4 yemek kaşığı yağsız yoğurt
4 yemek kaşığı pudra şekeri
1 çay kaşığı vanilya özü

Üstü için:
1 kahve fncanı kayısı veya şeftali
2-3 su bardağı meyve (çilek, kuşburnu, ahududu, dilimlenmiş kivi ve üzüm taneleri)

Taze Meyveli Tart nasıl yapılır ?
Pirinç, şeker ve yumurtayı orta boy bir kaseye koyun. Bu karışımı bir pizza tepsisine elinizle bastırarak yerleştirin. 220 derecedeki fırında yaklaşık 10 dakika pişirin. Sonra soğumaya bırakın. Pişen tartın içini doldurmak için; Eritme peynirini ve yoğurdu orta büyüklükte bir kaseye alın ve hafif haşlayıp kabarana kadar çırpın. Pudra şekerini vanilyaya ilave edin ve iyice karışana kadar çırpmaya devam edin ve tartın üzerine yayın. En üstünü doldurmak için; Kayısıları büyük bir tencereye koyun su ile birlikte pişirin. Suyunu süzüp soğutun. Meyvelerin bozulmadan durmaları için tartın üzerine ince bir tabaka halinde bir fırça yardımı ile jöle sürün. Sonra meyveleri dıştan içe doğru tartın en üstüne yerleştirin. Üzerini örtün ve servis yapmadan önce 1-2 saat buzdolabında bekletin.

8 Kişilik

Her servis 257 kalori, 6 gr. Protein, 8 gr. Yağ, 41 gr. Karbonhidrat, 1 gr. Lif, 48 miligram kolesterol, ve 432 miligram sodyum içerir.