13 Kasım 2013 Çarşamba

İzin Ver Olsun

İzin Ver Olsun – Mustafa Kartal
05/11/2013 Geliştirici: Sevinç Gürsözer
izinverolsunİZİN VERME SANATI “Ben ne isem oyum ve bu durumdan mutluyum. Sen kimsen, O sun. Belki benden farklısın. Ama bu da çok güzel.”

Kişi, İzin Verme Sanatındaki rolünü istemli olarak anlayıp uyguladığında, her şey kendisi için bir araya gelir. Çekim Yasası, kişi öyle olduğunu anlasa da, anlamasa da vardır ve değişmez. Her zaman karşılık verir ve her zaman düşünülen şeyle uyuşan kesin sonuçlar getirir. İzin Verme Sanatının dikkatli bir şekilde uygulanması, hislerin farkında olmayı ve düşüncelerin yönünü seçebilmeyi sağlar. Kişi bu yasayı anladığında ortaya çıkan durumu isteyerek mi, yoksa tesadüfen mi yarattığının farkına varır.

Sırasıyla Çekim Yasasını, sonra İstemli Oluşturma Bilimini ve en son İzin Verme Sanatını öğrenmek gerekir. Çünkü ilk ikisini anlamadan, İzin Verme Sanatı anlaşılamaz.

İzin Verme Sanatının özeti “Ben ne isem oyum ve bununla mutluyum ve keyifliyim. Ve sen kimsen, osun ve belki de benden farklısın ama bu da çok güzel”. Çünkü aramızdaki farklar dramatik ölçülerde bile olsa, ben, istediğim şeye odaklanabiliyorum. Olumsuz duygular yaşamıyorum. Çünkü bana huzursuzluk veren şeylere odaklanmayacak kadar bilinçliyim. İzin Verme Sanatını uygulayan birinin “Bu dünyaya herkesi, benim kendi doğrularımın peşinden sürüklemek için gelmedin” anlayışında olması gerekir. Bu yüzden İzin Verme Sanatı bu evrenin sürekliliği için esastır. Siz, sizin bakış açınızdan kendi büyümenize izin vermiyor olabilirsiniz. İzin vermediğiniz zaman kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Aynı şekilde bir başkasına izin vermediğiniz zaman da kendinizi kötü hissedebilirsiniz.

Sizi rahatsız eden bir durum görüp, onu durdurmak ya da değiştirmek için hiçbir şey yapmamaya karar verdiğinizde, duruma hoşgörülü yaklaşmış olursunuz. Bu izin vermek disiplininden çok farklıdır. İzin vermek, olaylara bakmak için bir yol bulma sanatıdır. Aynı zamanda sizin bilinçaltınızla ilişkinize de izin verir. İzin vermek, zaman-mekan gerçekliğiniz içindeki verileri gözden geçirip iyi hissettiren şeylere odaklanmakla mümkündür. Duygusallık Rehberlik Sisteminizi, düşüncelerinizin yönünü belirlemenize yardımcı olması için kullanılır.

Başkalarının Düşüncelerinden Korunmalı Mıyım?

Bir şeyin size nasıl ulaştığını anlamazsanız, ondan korkarsınız. Siz düşüncelerinizle davet etmediğiniz sürece, başkalarının sizin deneyiminize gelemeyeceğini anlamazsınız, onların yaptıklarıyla ilgili endişeler duyabilirsiniz. Ancak siz düşüncelerinizle duygusallaşarak büyük beklentilere girmediğiniz sürece, hiçbir şeyin sizin deneyiminize gelemeyeceğini anlarsınız, istemediğiniz deneyimleri üzerinize çekmezsiniz.

Bu fiziksel dünyada, uyum içinde olduğunuz şeylerden, uyumsuzluk içinde olduğunuz başka şeylerden ve bir de ikisinin arasında, her şeyden biraz vardır. Ancak bu sürekli değişen bir şey olduğu için, siz buraya aynı fikirde olmadığınız şeyleri yıkmak ya da yok etmek için gelmediniz. Buraya gelme sebebiniz, ne istediğinizi her an, her gün, her yıl belirtmek ve düşüncenizin gücünü ona odaklamaktır. Özetle “Çekim Yasası” gücünün, onu size çekmesine izin vermektir.

Başkalarının Davranışlarına Karşı Savunmasız Değiliz

Kişilerin; diğerlerinin yaptıklarına izin vermemelerinin sebebi, Çekim Yasasını anlayamadıkları için istemedikleri deneyimlerin kendi yaşamlarına sıçrayabileceğine inanmalarıdır. Onlar istemedikleri tecrübeler yaşarken ya da başkalarının yaşadıklarını izlerken, hiç kimsenin bu tecrübeleri isteyerek yaşayamayacağını varsaydıkları için tehdidin gerçek olduğuna inanırlar. Eğer başkaları bunu yaşıyorsa, bu durumun kendi tecrübelerine de sıçramasından korkarlar. Çekim Yasası anlaşılmadığında kişi kendini çaresiz ve savunmasız hisseder. Dışarıya karşı duvarlar örer. O çaresizlikle karşı önlem alır. Ama hiçbir faydası olmaz. İstenmeyen olaylara karşı direnç, daha fazlasını deneyimlemesine neden olur.

Önemli olan dünyayı tüm çelişkilerden arındırmak değildir. Çünkü kurtulmak istediğiniz tüm çelişkiler, olup bitenin giderek büyümesine yol açar. Bunları bildiğiniz zaman, var olan sayısız çeşitliliğin ortasında, mutlu yaşam sürmenin mümkün olduğunu anlarsınız. Yalnızca Evrensel Yasaları anlayıp uyguladığınız zaman, deneyimleyebileceğiniz kişisel özgürlüğünüzü bulacaksınız.

İlk iki yasa anlaşılıp uygulanıncaya kadar, İzin Verme Sanatının anlaşılması ve uygulanması zordur. Çünkü başkalarının yaptıklarının ve söylediklerinin sizi etkilemesi gerekmediğini anlayana kadar, başkalarına izin vermeniz mümkün değildir. Çünkü benliğin özünden gelen duygu öyle güçlüdür ki, kendinizi korumak isteyeceğiniz için, insanların o duyguyu uyarmasına izin vermez, veremezsiniz.

Bu yasalar, daimidir. Hep var olacaklar. Bu yasalar, evrenseldir, her yerdedir. Öyle olduklarını bilseniz de, bilmeseniz de mutlaktırlar. Onların varlığını kabul etseniz de, etmeseniz de onlar mevcuttur. Ve siz bilseniz de bilmeseniz de, yaşamınızı etkilerler.

Başkalarına Hoşgörülü Davranmak, İzin Vermek Değildir

Bir başkasının olduğu ya da sunduğu şey, sizin için bir tehdit değildir. Çünkü sizin yaşamınızın kontrolü zaten sizin elinizdedir. “Ben neysem oyum ve başkalarının da oldukları insan olmalarına izin veriyorum” diyen İzin Verme Sanatı, istemediğiniz her türlü deneyimden ve onaylamadığınız her türlü deneyimlerin olumsuz tepkisinden uzaklaştıracak bir özgürlük sağlar.

“İzin veren olmak iyidir”, sözü genellikle çoğu kişi tarafından doğru anlaşılmaz. Çünkü izin vermek, hoşgörülü olmak demektir. “Siz, ne iseniz o olacaksınız yani sizin standartlarınıza göre uygun olan ne ise o olacaksınız ve hoşunuza gitmese de, herkesin ne istiyorsa o olmasına izin vereceksiniz” anlamını taşır. Biraz mutsuz olsanız da, onlar için üzülseniz de, hatta kendiniz adınıza korksanız da ne olursa olsun, kişilerin olmak istediği şeyi olmalarına hoşgörü göstererek izin vereceksiniz.

Sadece hoşgörü gösterdiğinizde, izin veriyor sayılmazsınız. İkisi birbirinden çok farklıdır. Hoşgörü gösteren bir kişi olumsuz duygular yaşar. İzin veren isen, olumsuz duygu hissetmez. Buradaki özgürlük, olumsuz duygu yaşamamaktır, bu yüzden de arada büyük bir fark vardır. Olumsuz duygular içersindeyken özgürlüğü deneyimleyemezsiniz.

Hoşgörü, başkaları için avantaj gibi görünebilir. Çünkü siz onları yapmak istedikleri şeyden alıkoymazsınız. Ancak hoşgörü, sizin için bir avantaj değildir. Çünkü siz hoşgörülü olurken, hala olumsuz duygular hissedersiniz ve dolayısıyla olumsuz bir duyguyla çekersiniz. İzin veren olduğunuzda, bu istenmeyen şeyleri deneyiminize çekmez ve mutlak özgürlüğün ve mutluluğun tadını çıkarırsınız.

Sorunları mı Gözlemliyorum? Çözüm mü Arıyorum?

Kişinin gözlem alanına sorun yaşayan kişiler giriyorsa, sorunlu olan kişilere bakmak veya onları görmemezlikten gelmek yerine eğer onlara yardımcı olmak istiyorsanız, gözünüzü derde değil, yardıma dikmeniz gereklidir. Çözüm aradığınız zaman, olumlu duygu hissedersiniz ama soruna baktığınız zaman, olumsuz duygulara takılırsınız.

Başkalarının ne olmak istediğini gördüğünüzde ve sözleriniz ya da düşünceleriniz aracılığıyla onlara sahip olmak istedikleri şeye doğru yönlendirdiğinizde onlara büyük yardımınız dokunabilir. Ama yoksulluk ya da hastalık içinde kıvranan birini gördüğünüzde ve o istemediği şey hakkında ona acıdığınızda ya da sempati duyduğunuzda, siz de aynı olumsuz duyguyu hissedersiniz. O anda bu duruma olumsuz katkı sağlarsınız. Başkalarıyla, istemediklerini bildiğiniz şeyler hakkında konuştuğunuz zaman, onların istemedikleri şeyleri daha fazla yaratmalarına ve üzerlerine çekmelerine yardımcı olursunuz. Çünkü istenmeyen şeyleri çeken titreşimleri harekete geçirirsiniz.

Hastalıkla savaşan arkadaşlarınız varsa, onların iyi olduklarını hayal edin. Çünkü onların hastalıklarına odaklandığınızda, sizde kendinizi kötü hissedersiniz. Düşüncelerinizi iyileşme olasılıklarına yoğunlaştırdığınızda, mutlu olursunuz. Onların iyiliklerine odaklanarak, onların iyi olduklarına hayal ederek arkadaşınızın iyileşmesine katkıda bulunabilirsiniz. Elbette arkadaşlarınız iyileşmek yerine, hastalıklarına odaklanabilir ve hasta kalabilirler. Eğer arkadaşlarınızın, sizin içinizde olumsuz duygular uyandıracak şekilde sizi etkilemesine izin verirseniz, onların, istenmeyene karşı gösterdikleri etki, daha fazla güçlenir.

İzin Verme Sanatını Yaşıyorum

Kişinin, kendi yaşam deneyiminde alması gereken derin mesajın öğrenildiği yer, İzin Vermek sürecidir. Bu süreç öğrenirken aynı zamanda öğreten bir zaman dilimidir. Ama siz öğretmeye başlamadan önce, öğrenmelisiniz. Genelde bu konuda şöyle düşünceler dile getirilir: “Birisi benim hoşlanmadığım şeyler yapıyor; bu durumda onun istediğim bir şey yapmasını nasıl sağlayabilirim?”

Burada tam olarak anlaşılması gereken şudur: Tüm dünyanın aynı şeyi ya da sizin sevdiğiniz şeyi yapmasını sağlamaya çalışmaktansa, kendinizi, herkesin istediği gibi olma, yapma ya da istediğine sahip olma hakkına izin veren bir pozisyona sokmanız çok daha akıllıca olacaktır. Bu durumda siz, düşüncelerimizin gücüyle, yalnızca sizinle uyumlu olan şeyleri çekersiniz.

İzin Verme Sanatı, Sağlığımı Nasıl Etkiler?

“Gelecekte sağlıklı bir bedene sahip olacağınızı hayal ederek, şu andaki durumunuzun iyileşmesini sağlayabilirsiniz”

İstediğiniz bir şey konusunda bir karar verdiğiniz zaman, İstemli Oluşturma İşleminin yarısını başardınız demektir. Bu durumda istediğiniz şeye düşüncenizi duyguyla birlikte yönlendirmiş olursunuz. İstemli Oluşturma denkleminin diğer yarısı ise izin vermektir. “İstiyorum ve izin veriyorum, dolayısıyla oluşuyor” dediğinizde, istediğiniz her ne ise onun oluşumunu hızlandırmış olursunuz. Ona direnmeyerek, onu başka düşüncelerle kendinizden uzaklaştırmayarak, size gelmesine izin veriyorsunuz.

İzin verme evresindeyken, olumsuz duygu hissetmemeye dikkat etmelisiniz. Dolayısıyla bir şeye sahip olma niyetini ortaya koyup onunla ilgili olumlu duygular hissettiğinizde, ona izin verme evresine geçer, sonra da ona sahip olursunuz.

Hastalık yerine sağlığa sahip olmak için, sağlık konusunu fazla düşünmemelisiniz. Bedeniniz hastalandığında, hastalığı fark etmek kolaydır. Oysa ki şu anda olanın ötesine bakmak için istek, dikkat ve arzu gerektirir. Gelecekte sağlıklı bir bedene sahip olacağınızı hayal ederek ya da eskiden sağlıklı olduğunuz zamanları hatırlayarak o andaki düşüncenizi, arzunuzla uyumlu hale getirebilirsiniz ve sonra da durumunuzun iyileşmesine izin verebilirsiniz. Önemli olan daha iyi hissettirecek düşüncelere ulaşmaktır.

Hiçbir Zaman Bitmeyecek Bir Yolculuk

“Olumsuz gelişmelerin sebebi, geçmişte düşündüklerinizin şu andaki istediklerinizle uyuşmamasındandır“

İzin Verme Sanatını anlamak ve izin veren kişi olmak için niyet etmek işin özüdür. Anlaşılması gereken bir başka şeyde bu yolculuğun hiç bitmeyecek oluşunun, varılacak son bir noktanın olmayacağının ve son sözün hiçbir zaman söylenemeyeceğinin bilinmesidir. Ama aynı zamanda her zaman şimdiki anda olduğunuzun bilincinde olmalısınız. Herkes içinde bulunduğu evrenin nasıl işlediğini ve yasalarını anlamayı merak eder. Yaşamın nasıl geliştiğini ve kaderin nasıl oluştuğunu bilmek ister. Bu yüzden üzerinize doğru yürüyen kişilerin size nasıl ve neden geldiklerini anlamak istersiniz. Böylece üzerinize yürüyen kişilerin tacizlerine karşı kendinizi savunmasız ya da kurban gibi hissetmezsiniz.

İki farklı zaman diliminin tam ortasında olduğunuzu anlamalısınız. Bu iki zaman, daha önce yarattığınız dünya ve şimdi daha net anlayarak yaratma sürecinde olduğunuz dünyadır. Deneyiminizde olan bazı durumların olumsuz gelişmesinin sebebi, geçmişte düşünerek şekillendirdiklerinizin şu anda isteklerinizle pek uyuşmamasındandır. Bu yüzden, siz bu geçiş evresindeyken huzursuzluk hissedersiniz. Ama ne istediğiniz konusunda daha kararlı oldukça, kendinizi daha huzurlu hissetmeye başlayacaksınız. Geçmişte yarattığınız kargaşanın büyük kısmı artık yaşamınızdan uzaklaşacak.

Olumlu duygu oluşturmak için yaptığınız, düşündüğünüz ya da söylediğiniz şeylere odaklandığınızda, kendinize izin vermiş olursunuz. Bir başkasının deneyimini izlerken olumlu duygu konumunda olduğunuzda da, başkalarına izin veriyor olursunuz. Aynı şekilde, kendinizle ilgili olumsuz bir duygu hissettiğinizde kendinize izin verme konumunda olamadığınızı bilmelisiniz.

İzin veren olmak için, olumlu duygu oluşturma konusunda pratik kazanmanız gerekir. Yani dikkatinizi verdiğiniz şeyleri kontrol edebilmelisiniz. Bu, her şeyi belli bir formata uygun olarak takip edeceğiniz anlamına gelmez. Herkesin ve her şeyin sizin olmalarını istediğiniz şekilde olmaları anlamına da gelmez. Sonsuz olasılıklar içinde gözlem alanınıza giren her şeyden, sadece sizinle uyum içersinde olanları kendinize çekebilirsiniz, anlamına gelir. Bu durumda diğer olasılıklar sizin tarafınızdan tetiklenmediği için size çekilmez ve dolayısıyla size gelmezler. Gördüğünüz gibi bu izin vermektir.

İzin Verme, tüm yaşamınızın en görkemli evresidir. Bir kere izin veren olmayı başardığınızda, dengenizi bozacak ve sizi üzecek hiçbir olumsuz duygu yaşamayacağınız için, hep yükseleceksiniz. Burada adımlar asla geri gitmez. Siz sonsuza dek, görkemli bir şekilde ileri ve yukarı ilerlersiniz.

Mustafa Kartal

İzin Ver Olsun (Ray Yayıncılık)

OSMANLILIK GERİ Mİ GELİYOR?

“Osmanlılık” akımı aynı şekilde türk Tarihinin Osmanlı imparatorluğu döneminde saptırılma ve unutulmaya bırakılma tarzında da büyük bir etkiye sahip oldu. İmparatorluk, Anadolu ve Rumeli’den müslüman türkler ve hristiyanlar, kendi türk yapılarını az çok unutmuş unsurlar ve türk-olmayan unsurlardan oluşmuştu. Osmanlı Devletinin politikası, İslamiyet ilkesine yeni bir ulusal oluşum olarak tanıtmayı istediği Osmanlılığı ekleyerek, İmparatorluğun sunduğu tuhaf durumu ve bunun bileşiminden kaynaklanan homojen yapı eksikliğini iyileştirmeyi amaçlıyordu. İşte bu sebeple “Türk” terimi neredeyse tamamen tarih kitaplarından kayboldu, aynı şekilde, Devletin en yüksek görevlerini türk-olmayan unsurlara tahsis etmek de giderek bir gelenek haline geliyordu. Gerçekten de, yaklaşık bir yüzyıl süren bu akımın sonunda, Saray ve çevresinden oluşan bir ulus örneği, ulus minyatürü ortaya çıktı –ve bu örnek, bu tür bir tecrübenin ruhtan ve idealden yoksun bir halkı tehlikeye attığını kanıtladı.
Osmanlı hanedanlığı, islamiyetten önceki Türklerin varlığını unutulmaya mahkum etmeyi istediği gibi, kendisinden önce bir türk Devleti ya da ulusundan söz edilmesine de katlanamıyordu. Bu akım, özellikle Tanzimattan sonra, Devlet adamları ve osmanlı entelektüelleri tarafından öyle çok aşırıya götürüldü ki, büyük bir vatansever olarak görülen tarihçi ve şair Namik Kemal şöyle yazmakta tereddüt etmemişti:

“Bizler bu Osmanlı kabilesinin ihtişamlı torunlarıyız –ki bir kabileden dünyanın muzaffer bir Devletini yarattılar. “

Tıpkı sayısız diğerleri gibi Namık Kemal bu dizelerde, abartılı bir üslupla, Osmanlı ismini alan yeni türk İmparatorluğunun bir kabilenin ve bir ailenin kalıntılarının eseri olduğunu tekrarlıyordu ve bir türk ulusunun varlığını, Osmanlı hanedanlığından çok önce kökleri Anadolu ve Rumeli’ye dayanan bu büyük türk ırkının varlığını yadsıyordu. Şimdilik çok daha eskilere dayanan tarihle ilgilenmeyelim. Anadolu’nun bir uçtan diğerine, bu denli kısa bir sürede yapılmaları hayret uyandıran parlak Selçuklu uygarlığının muhteşem anıtlarıyla süslendiğini düşündüğünüzde; ve yüzyıllar boyu, tam da İstanbul’un surlarında başlayıp ve Orta Avrupanın sınırlarına kadar uzanan istilaları, ayrıca bunların yarattığı ard arda Devletleri ve uygarlıkları düşündüğünüzde, her seferinde milyonlarca insanın, Hun, Avar, hazar, Bulgar, Magyar, Peçenek, Oğuz ve Kuman türklerinin yardımıyla gerçekleşmişti, yeni büyük İmparatorluğun ünlü osmanlı efsanesi “450 çadırdan” doğduğuna dair gülünç iddianın, İmparatorluğun kökenine dair, Devlet tarafından benimsenen resmi bir versiyonu olarak sınıfların resmi kitaplarına sunulabilmesine yol açan cehaletin derinliği ve aptalca bir körleşmeye karşı hayrete düşmekteyiz. Bizim kendi kuşağımız Monarşinin son yirmibeş yılı boyunca bu şaşırtıcı eğitim yönteminin şahidi ve konusu olmadı mı?
1918 Anayasasının ilan edilmesiyle birlikte, Osmanlılığın diğer bir deyişle osmanlı hanedanının çevresinde çeşitli unsurlardan oluşan bir Osmanlı ulusu yaratma ütopyası, gerçekleşmiş oluyordu. Gerçekten de Türkler ve türk-olmayan unsurlar, her biri kuşkusuz belirli bir bakış açısını izleyerek mutlakiyetin yıkılmasını, otuz yıllık bir sürgünden sonra Anayasnın geri dönüşünü ve tüm osmanlı unsurlarının temsil edileceği bir osmanlı meclisini biraz şaşkın bir memnuniyetle karşılamıştı. Hocalar ve rahipler birbiriyle kucaklaşıyor, Rum ve Ermeni patrikleri Şeyh ül-İslam ile birlikte uzun süre ayrılığın üzüntüsünü yaşamış ve birdenbire buluşan üç dostun manzarasını sunuyordu, öte yandan “komitacı” Türk, Rum, Bulgar, Ermeni, Arnavut ve Araplar da ortak bir ideali gerçekleştiren arkadaşlar gibi birbirini kutluyordu. Böylece bu manzara, “osmanlı ulusunu” gerçekleşen bir olgu kılıyordu. Osmanlılık politikası ve özellikle Tanzimattan sonra gelen Devlet adamları ve entelektüellerin çabaları dolayısıyla boşuna değildi. Anayasa, örneğin çeşitli unsurlar arasında karşılıklı sevgi ve bu unsurların ülke işlerinin yönetiminde buldukları memnuniyet gibi en sağlam temeller üzerinde osmanlılık yapısını yükseltmeye başlamıştı.
Fakat bu rüya kısa ömürlü oldu. Beş ay ancak geçmişti ki bu kutlamanın davetlileri bir rahatsızlıkla uyandı ve bu dönemde olup biten her şeyi ölçüsüz bir sarhoşluğun çılgınlıkları olarak gördü. Bunun üzerine, rahatsızlığını gidermek ve taze hava solumak için herkes osmanlılık zihniyetinin kristal sarayından kendini dışarı attı –ve bu da bir “elveda” demeden gerçekleşti.
Gazi Mustafa Kemal’in türk tarihini bulduğu durum işte budur.

FASİKÜL 1– SAYFA 1
Çeviri: Anita Tatlıer

PARADAN NE ANLAR DEMEYİN

PARADAN NE ANLAR DEMEYİN



Çocuklara erken yaşta parasını doğru harcama ve para kazanmanın önemi ile ilgili bilgi vermek ve doğru davranış kazandırmak, yetişkin yaşamında haklarını koruyabilmesine, paranın değerini bilmesine ve kendi dürtülerini kontrol edebilmesine yardımcı olmak demektir.

Para hepimiz için, karar verme, kendimizi yönetme, dürtülerimizi kontrol etme ve seçenekleri değerlendirme becerilerimizle ilgili bilgi veren bir araç olarak görülür. Çocuklarda ise para dediğimizde harçlıklar, bayram harçlıkları, kumbara gibi kavramlar çağrışım yapmakla birlikte, farklı demografik özelliklere sahip ortamlara da bağlı olarak çok para harcayan, hiç para harcamayan, para kavramını bilen veya geç öğrenen çocuklar vardır. Bu doğrultuda, çocuğa paranın ne olduğunu ve nasıl kullanıldığını öğretmek kişilik gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Çocuk-Ergen Psikoloğu Aynur Sayım, çocuklarda para kavramı hakkında önemli bilgiler veriyor.

Üç-dört yaşlarından itibaren çocuklara paranın ne olduğu ve ne işe yaradığı öğretilmeli

Uzman Psikolog Aynur Sayım, “Üç-dört yaşından itibaren çocuğa paranın ne olduğu, ne işe yaradığı anlatılmalı ve sonraki yaşlarda da paranın miktarı yavaş yavaş öğretilmelidir” diyor. İlkokul birinci sınıftan itibaren para alışverişi sırasındaki ilişkiyi yaşaması ve öğrenmesi açısından, önce günlük harçlıklarla başlayıp sonra iki günlük, üç günlük ve haftalık harçlık vererek elindeki parayı zamana yaymayı öğretmek gerektiğine vurgu yapan Sayım, “Aileyle birlikte çıkılan alışverişlerde çocuğa da sorumluluk vermek suretiyle elindeki parayı hesaplaması öğretilebilir” dedi. Ailelerin bu konuda kendi beklentisini oluşturması gerektiğini, çocuğun ihtiyacı olduğu miktarı belirlemelerini ve bu miktarın ne çok fazlasının ne de azının verilmesini dile getiren Sayım çocuğa ihtiyacından az harçlık vermek bazı davranış sorunlarına yol açabileceği gibi fazla harçlık da dürtülerini bekletmeyi, ertelemeyi öğrenememesine neden olabileceğini belirtti.

Çocuklara verilen harçlık kendilerine olan güveni arttırıyor

Verilen harçlığın, çocuğun kendine olan güvenini artıracağına, sorumluluk almayı öğrenmesine yardımcı olacağına, hesap yapma becerisini geliştirip elindeki parayı idare etme yeteneğini geliştireceğine, ihtiyaç belirlemesi ve planlama konusundaki önemine dikkat çeken Sayım, çocuğun başkalarının emeğine saygı göstermeyi öğreneceğini de vurguladı. “Çocuklar para biriktirmeye özendirilmelidir” diyen Sayım kumbara almanın para biriktirip hedef belirleme konusunda çocuğa yol göstereceğini belirtti.

Sürekli, “Param yok” şeklindeki söylemlerde bulunmayın

Anne ve babanın parayla ilgili tutumlarının ve yaklaşımlarının çocuğa model olacağı yönünde aileleri uyaran Sayım, çocuğun bir şey istemesi durumunda “Param yok” şeklindeki söylemler yerine “Şu an uygun değil. Paramızı diğer ihtiyaçlarımız için kullanacağız” gibi cevaplar vermeleri gerektiğini söyledi. Sayım, “Sürekli ‘Param yok’ diyen ailelerinin çocukları hem parayı doğru kullanmayı öğrenemiyor, hem de maddi durumlarıyla ilgili endişe yaşamaya başlıyor” dedi. “Çocuğu ödüllendirmek ya da cezalandırmak için para kullanılmamalıdır” diyen Sayım, “Ödüller övgü, hediye ya da zaman paylaşımı gibi cezalar da mahrum etme şeklinde düzenlenmelidir” diye açıklıyor.


by kadınadası

TESETTÜR SÜRÜŞÜ

TESETTÜR SÜRÜŞÜ

Yıllar içinde şunu öğrendim, ben ne dersem diyeyim senin benim yazdıklarımdan anlayacağın kendi kapasitenle doğru orantılı.



Aradan geçen yıllara rağmen, köşe yazısı yazdığım onca yayına rağmen hala “neden yazacağım değil yazıcam diyorsun” diyenler var mesela, hala “konuşma diliyle yazmak benim yöntemim” kısmını anlatamadım. Buradan yola çıkarak –girizgah yapacağım ama- bir işe yaramayacağını biliyorum.



Yine de;



Şimdi okuyacağınız yazının din, dil, ırk konusuyla ilgisi yok. Tamamen bir trafik sorunsalı okuyacaksınız. Kimsenin inancına, duruşuna, yaşam alanına, fraksiyonuna, tercihlerine dalmak gibi bir derdim yok. Ailem değilseniz beni ilgilendirmiyor ne yaptığınız... Gerçekten...



XXX



Farklı zamanlarda trafikte yaşadıklarımı yazıyorum. 18 yaşımdayken ehliyet aldım, ondan beri de araba kullanıyorum (40 yaşımdayım) ve trafikte türlü çeşit hadise yaşıyorum. Özellikle kadın şoförlerden ve minibüs şoförlerinden sıklıkla şikayet ettiğimi de bilen biliyor. Bir şey değiştirebiliyor muyum? Elbette hayır, ama söylenip rahatlıyorum işte...



Dümdüz yolumda gidiyorum sevgili okur. Sağa sinyal vermeye başlıyorum, belli ki sağa dönecem dimi? Ancak ben sinyal vermiyormuşum gibi bir araç direksiyonunu kırıp beni “sağlıyor” ve neredeyse çarpışıyoruz. İkimiz de kornalara abanıyoruz. Araç bir müddet gidiyor, camları koyu renk olduğu için içini göremiyorum. Ben sağa geçiyorum ancak bir şerit daha sağa geçicem tekrar sinyal veriyorum ve az evvel beni sıkıştıran araç tekrar önümü kesiyor ve çarpışmamak için ani fren yapıyorum, o da aynı şekilde...



Bahçeşehir’in içindeyiz, daha “gerçek trafiğe” çıkamadık, birbirimizi öldürmezsek çıkıcaz ama bu arabayla aynı yolda gidebilmemiz için önce konuşarak anlaşmamız gerektiğini düşündüğümden arabadan iniyorum.



Diğer araba camını indiriyor ve içerde bir kadın var. Tesettürlü...



Çoktan bağırıcam ama kadının tesettürlü olduğunu görünce duraklıyorum. Çünkü konumuz trafik kuralları ancak ne dersem diyeyim “pis ulusalcı faşist” olmaktan kurtulamayacağım gibi bir önyargı içindeyim. Elimden geldiğince sakin bir şekilde;



Ben: Şu görmüş olduğunuz aynalar arkaya bakmak, yanları kontrol etmek için. Bunlara bakarsanız arkanızda sinyal vermekte olan aracı görüp önünü kesmezsiniz.

Sürücü: Baktım ama görmedim

Ben: Mümkündür, kör noktanızda kalmış olabilirim, bu –aynalarda araç kontrol sistemi yoksa- olan bir şey. Bu sebeple başınızı hafifçe döneceğiniz yana çevirip o tarafımda bir araç var mı diye kontrol etmeniz gerekiyor ki arkanızda sinyal vermekte olan aracı göresiniz.

Sürücü: Size mi sorucam nasıl araba kullanıcağımı hanımefendi? Siz arkadan geliyorsunuz yola bakın araya girmeyin.

Ben: Ben araya girmedim hanımefendi. Siz döneceğinize dair hiçbir işaret vermediğiniz için benim içime doğamadı aynı tarafa döneceğimiz.

Sürücü: Görmedim diyorum arkadaşım neyi uzatıyorsun?



Beni tanıyorsunuz (tanıyan tanıyor yani) düşündüğüm şeyi söylemezsem boğazımdan sıkıyorlar gibi oluyorum.



Ben: Neden göremediğinizi biliyorum bunu size söyleyip benzer şeyler yaşamanızı engelleyebilirim ancak beni yanlış anlamanızdan endişe ediyorum.

Sürücü: ........

Ben: Siz beni yanlış anlayacaksınız ama ben yine de söyliycem. Çünkü belli ki bu yolu birlikte kullanmaya devam edicez ve ben yarın sabah da benzer bir şey yaşamak istemiyorum. Başörtünüzün şakaklarınıza gelen kısmını –en azından araç kullanırken- bir miktar içeri kıvırırsanız yan görüşünüz açılacak ve sağdan soldan geçen arabayı –çok geç olmadan- görebileceksiniz. Ancak şu anki haliyle örtünüz yüzünüzden o kadar öndeki yanları kapatıyor ve bu araba kullanırken çok tehlikeli bir şey.

Sürücü: ..............

Ben: Bunu bir düşünün. İyi yolculuklar.



Dedikten sonra arabama geri döndüm. Yolumuza devam ettik.



Bu yazıyı yazdım çünkü buradan da bu ikazı paylaşmak istedim. Dini inanışlar çerçevesindeki davranış biçimleri beni ilgilendirmiyor, herkesin kendi bileceği iş.



Ancak sağdan ve soldan yüzün önüne geçen ve yan görüşü tamamen kapatan örtünme modeli araç kullanırken çok tehlikeli olabiliyor. Araç kullanırken örtünün o kısımlarını az içeri alır ve aynalarla birlikte hafifçe geriye bakarak (görüşü açtıysanız kafayı komple sağa sola çevirmek gerekmiyor) arkanızı kontrol ederseniz yolda kimsenin önünü kesmezsiniz. Bu arada döneceğiniz yöne sinyal vermeyi de unutmazsanız kimse size göbekten çarpmaz kolay kolay.



Şakaklarınızı görünce fena halde tahrik olacağını düşündüğünüz erkek sürücülerden endişelerinizi anlıyor ve saygı duyuyorum elbette.



Ancak araba kullanan tüm erkekleri hadım edemeyeceğimize göre, etrafınızı görebilecek şekilde araba kullanmak trafik kazalarını önlemek için iyi bir fikir olabilir.



Hadi selametle...


by kadınadası

ÇOCUKLAR ASTIMLA KISITLANMASIN

ASTIMLA KISITLANMASIN

21. Yüzyılın salgın hastalıklarından biri olan ve özellikle her 10 çocuktan birinde görülen alerjik astımın, aileleri olumsuz etkileyen hastalıklardan biri olduğunu belirten Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, “Astım, tekrarlayan bronş daralması ile seyreden bir hastalıktır. Daha çok çocuklarda görülen astım hastalığının %90 nedeni alerjidir”dedi.

Günümüzde her 10 çocuktan birinin alerjik astımının olduğunu belirten Prof. Dr. Yonca Tabak, doğum süreci ile birlikte bağışıklık sistemindeki dengenin sağlanmasının gerektiğine ve normal doğan bebeklerde alerjik astım görülme olasılığının daha az olduğuna dikkatleri çekti.

Astım Hayatınızı Kısıtlamasın

Çocuklarda astım hastalığının bütüncül tedavi gerektirdiğini ve bununda dört basamaktan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Yonca Tabak “ Çevre düzenlemesinden ilaç tedavisine, dilaltı damla aşı tedavisinden, reflü kontrolüne kadar tüm bu dört basamaktan biri eksik kaldığında bile astımın erişkin hayata uzaması olasılığı artar.” diyerek tedavinin önemini belirtti.

Astımın Dört Dörtlük Tedavisi Nasıl Olmalıdır?

Çevre düzenlemesi: Alerjik olunan maddeden ve alerji dışı astım atağı tetikleyicilerinden uzak durmak tedavinin ilk adımı olmalıdır. Çocuklarda en sık alerji ev tozu akarlarına karşı gelişir. Bu nedenle alerjik astımı olan çocukların evinden halıların uzaklaştırılması, yatak ve yastığa akar geçirmeyen özel alerji kılıfları takılması gerekir. Çocuğun evinin hiçbir yerinde sigara içilmemelidir.
İlaç tedavisi: Alerjik astımı olan çocukların ilk planda hızlı etki eden sprey ilaçlarla atak geçirmeyecekleri hale getirilmesi gerekir. Bu ilaçlar çok düşük doz, kana karışmayan kortizon içerir. Uygun dozda kullanıldığında yan etki riski olmaz. İlaçların başlanıp kesilme kararı alerji uzmanınca verilmelidir. Alerji konusunda kökten çözüm sağlandıkça ilaçlar yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.
Dilaltı Damla aşı tedavisi: Alerji bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasına bağlı gelişir. Alerji kökten çözülmedikçe astım devamlı ilaçla baskılanmak zorunda kalınır. Alerjinin kökten çözümü aşı tedavisidir. Çocuklarda aşı tedavisi yan etki riski olmaması nedeniyle dil altı damla olarak tercih edilir. Uygulama ailelerce evde yapılır. Tedavi süresi 3-5 yıldır.
Reflü kontrolü: Astım doğası gereği çocuklarda yüzde 80 mide başı gevşekliği ile seyreder. Mideden yukarı soluk borusuna ve akciğerlere kaçan mide asidi astımı kötüleştirir. Bu nedenle reflüden koruyucu beslenme astım tedavisinin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Reflüyü artırıcı kakaolu çikolata, kek ve benzeri gıdalardan kaçınmak, gece yatmadan önce en az iki saat süt de dahil olmak üzere çocuğa yemek yedirmemek gerekir.


BY kadınadası

31 Ekim 2013 Perşembe

MESNEVİ HİKAYE 16

PİR KİMDİR? PİR İN SIFATLARI



Ey Hak Nuru Hüsameddin! Bir iki kağıdı fazla al da pirin sıfatlarını anlatayım. Gerçi vücudun nazik ve çok zayıf , fakat sensiz cihanın işi yoluna girmiyor. Gerçi ışık ( gibi nurlu, latif) ve sırça ( gibi ince ve nazik) oldun. Fakat gönül ehlinin başısın, onlara muktedasın.
Mademki ipin ucu senin elindedir, senin isteğine tabidir; gönül gerdanlığının incileri de senin ihsanıdır. Yol bilen Pirin ahvalini yaz; Piri seç, onu yolun ta kendisi bil. Pir, yaz mevsimidir; halk ise güz ayı...Halk, geceye benzer, Pir aya...

Genç ve terü taze talihe Pir adını taktım. Fakat o, Halk tarafından Pir olmuştur, günlerin geçmesiyle değil. O öyle bir Pirdir ki iptidası yoktur, ezelidir. Öyle tek ve eşsiz inciye eş yoktur. Eski şarap esasen kuvvetlidir, hele “ Min ledünn” şarabı olursa...

Piri bul ki bu yolculuk, Pirsiz pek tehlikeli, pek korkuludur, afetlerle doludur. Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme!

Ey nobran! Pirin gölgesi olmazsa gulyabani sesi, seni sersemleştirir, yolunu şaşırtır. Gulyabani, sana sana zarar verir, yolundan alıkor. Bu yolda nice senden daha dahi kişiler kaybolup gittiler. Yolcuların yollarını şaşırdıklarını, kötü ruhlu İblisin onlara neler yaptığını Kuran’dan işit!

Onları ana yoldan yüz binlerce yıl uzak olan yola götürdü, felakete uğrattı, çırçıplak bıraktı. Onların kemiklerine, kıllarına ( onlardan kalan eserlere) bak da ibret al; eşeğini onların yoluna sürme. Eşeğin başını çek, onu yola sok, doğru yolu bilen ve görenlerin yoluna sür.

Onu boş bırakma, yularını tut; çünkü o, yeşilliğe gitmeği sever. Gaflet edip de bir an boş bıraktın mı çayırlara doğru fersahlarca yol alır. Eşek yol düşmanıdır, yeşillik görünce sarhoş olur. Onun yüzünden nice ona kul olanlar telef olup gitmişlerdir.

Eğer yol bilmezsen eşeğin dileğine aykırı yoldur. Kadınlarla meşverette bulunun, ne derlerse aksini yapın. Şüphe yok ki onlara aykırı hareket etmeyen helak oldular. Heva hevesle, nefsin isteğiyle az dost ol. Çünkü seni Tanrı yolundan çıkaran, yolunu şaşırtan, heva ve hevestir.

Cihanda bu heva ve hevesi, yoldaşların gölgesini kırıp öldürdüğü gibi hiçbir şey kıramaz, yok edemez.

Peygamber, Ali’ye dedi ki: “ Ey Ali! Tanrı aslanısın, kuvvetlisin, korkmazsın, yüreklisin. Fakat aslanlığına dayanma, güvenme. Ümit ağacının gölgesine sığın! Hiç kimsenin rivayetlerle, masallarla yoldan ayıramayacağı akıllı bir kişinin gölgesine gir.

Yeryüzünde onun gölgesi Kafdağı gibidir, ruhu da Simurg gibi çok yükseklerde uçmakta, yücelerde dolaşmakta. Kıyamete kadar onu övsem, söylesem tükenmez. Bu övüşe bir kesim, bir son arama.

Güneş, insan suretiyle yüzünü örtmüştür, insan suretinde gizlenmiştir; artık sen anlayıver. Doğrusunu Tanrı daha iyi bilir. Ya Ali! Sen, Tanrı yolundakini bütün ibadetler içinde Tanrıya ulaşmış kişinin gölgesine sığınmayı seç. Herkes bir çeşit ibadete sarıldı, kendisi için bir türlü kurtulma çaresine yapıştı.

Sen, akıllı bir kişinin gölgesine kaç ki gizli, gizli savaşan düşmandan kurtulasın. Bu, senin için bütün ibadetlerden daha iyidir. Bu suretle yolda ilerlemiş olanların hepsini geçer, hepsinden ileri olursun. Bir Pir ele geçirdin mi hemen teslim ol; Musa gibi Hızır’ın hükmüne girip yürü.

Ey münafıklık nedir, bilmeyen! Hızır’ın yaptığı işlere sabret ki Hızır” Haydi git, ayrılık geldi” demesin. Gemiyi kırarsa ses çıkarma; çocuğu öldürürse saçını başını yolma. Mademki Hak, onun eline “kendi elimdir” dedi; “Yedullahi fevka eydihim” hükmünü verdi; Şu halde Tanrı eli, onu öldürse de yine diriltir. Hatta diriltmek nedir ki? Ona ebedi hayat verir.

Bu yolu, nadir olarak yapayalnız aşan bile yine Pirlerin himmetiyle aşmış, varacağı yere onların sayesinde ulaşmıştır. Pirin eli, kısa değildir, gaiptekilere de erişir. Onun eli, Tanrı kabzasından başka bir şey değildir ki. Gaipte bulunanlara böyle bir hil’ati verirlerse huzurda bulunanlar şüphesiz gaiptekilerden daha iyidir. Gaiptekileri bile doyururlar, onlara bile ihsan ederlerse artık konuğun önüne ne nimetler koymazlar?

Huzurlarında hizmet kemeri bağlanan nerede, kapı dışında bulunan nerede? Piri seçip ona teslim oldun mu, nazik ve tahammülsüz olma; balçık gibi gevşek ve sölpük bir halde bulunma. Her zahmete, her meşakkate kızar, kinlenirsen cilalanmadan nasıl ayna olacaksın?”

Tarçınlı Milföy Çıtırları

Tarçınlı Milföy Çıtırları
Malzemeler :
1 adet dikdörtgen milföy
4 tatlı kaşığı toz şeker,BAL
1/2 çay kaşığı tarçın
1-1,5 yemek kaşığı dövülmüş ceviz
Hazırlanışı :

Milföylerin üzerini fırça ile iyice ballayın.

Karıştırma kabına toz şekeri ve tarçını koyup, karıştırın. Daha sonra milföy hamurunu tezgaha serin. Her tarafını tarçınlı karışım ile sıvayın. Ardından üzerine dövülmüş ceviz serpiştirin. Her iki taraftan dikkatlice yuvarlayarak, ortada birleştirin.

Rulo şeklinde sardığınız milföyü, 10-15 dakika kadar buzdolabında bekletin. Akabinde buzdolabından alıp, 1 parmak genişliğinde kesin. Kestiğiniz parçaların üzerlerine elinizle hafif bastırarak, katların yapışmasını sağlayın.

Dökülen şeker ve tarçın karışımını hamurun her iki tarafına bulayabilirsiniz.

Hazırladığınız tarçınlı milföyleri yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırına verin. Üzerleri kızarana kadar pişirin.

Pişen tarçınlı milföy çıtırları fırından alıp, soğumaya bırakın. Ardından çayın yanında servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun

Çikolatalı Mısır Gevrekli Kurabiye


Çikolatalı Mısır Gevrekli Kurabiye
Malzemeler :
250 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
2 adet yumurta
1 su bardağı pudra şekeri
2,5 su bardağı nişasta
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Alabildiği kadar un
Bulamak İçin:
Mısır gevreği
Bir kutu nutella
3-4 yemek kaşığı sıvıyağ
Hazırlanışı :



Karıştırma kabına yumurtaları kırın. Üzerine tereyağı, nişasta ve pudra şekeri ekleyin. Elinizle karıştırın. Daha sonra kabartma tozu, vanilya ve azar azar un koyun. Ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurun.

Yoğurma işlemi bittikten sonra hamurdan cevizden daha küçük parçalar kopartın. Elinizde yuvarlayın. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizin. Önceden ısıtılmış 160-170 derecelik fırına verip, pişirin.

Kurabiyeler pişerken biraz genişleyebilir, bu nedenle aralıklı yerleştirin. Kurabiyelerin rengi çok değişmediğinden dolayı pişme sırasında dikkat edin.

Diğer tarafta nutellayı bir kaba alıp, benmari usulü eritin.

Benmari Yöntemi: Büyük bir tencere içine su eklenir, kaynayınca altı kısılır. İçine daha küçük bir tencere konulur ve bu tencerenin içine su temas ettirmeden eritilecek malzeme konulur.
Akabinde eriyen çikolatayı ocaktan alın. Koyuluğunu açmak için sıvıyağı ekleyip, karıştırın. Başka bir kaba da mısır gevreğini elinizle parçalayarak koyun.

Kurabiyeler piştikten sonra fırından alın. Soğumaya bırakın. Kurabiyeleri önce çikolata sosuna akabinde mısır gevreğine bulayın. Servis tabağına alın. Çikolatalı mısır gevrekli kurabiyeleri 1-2 saat dinlendirdikten sonra çayın yanında servis edebilirsiniz.

Afiyet olsun

14 Ekim 2013 Pazartesi

YÜKSEK TİTREŞİMLİ KELİMELER LİSTESİ


YÜKSEK TİTREŞİMLİ KELİMELER LİSTESİ




Geçtiğimiz günlerde daha iyi bir moral için kendimi motive etmeye çalışırken aslında dünyevi arzularımın, titreşimimin belirli bir seviyenin üzerine çıkmasına izin vermediğini fark ettim. Yanıltıcı olmamak için şunu söylemeliyim ki, yaşamın her anı kutsal ve şimdidedir. Ve bizlerin dünyevi amaçlara batmış olmamız yaşamı tam tersine değerli kılar. Fakat bazen kendimizi tazelemek için nasıl kıra, sinemaya, tatile gidiyorsak içsel dengemizi yitirdiğimizde de huzuru ve bütünlüğü hissetmek için bazı molalara ihtiyaç duyabiliriz. Bunu yapmanın yolu bazılarınız için sıkı bir kahkaha veya dans etmek olabilir. Zaten o kadar da basit olmalıdır. Ama ben bundan daha fazlasını istemenin sakıncası olmadığını düşünüyorum ve daha yüksek titreşimlere ulaşmanın bir yolu olarak bu yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Türk toplumu olarak –bende dahil- birbirimize (en çok kendi kendimize) karşı nezaketin ötesine geçmemiz gerekiyor. Birbirimizden güzel şeyler duyarsak bunu başarabileceğimizi biliyorum.

İnternette araştırmamı yaparken Presley Love’ın blogunda (http://presleylove.wordpress.com/2013/05/26/high-vibrations-words-list/) aşağıdaki Yüksek Titreşimli Kelimeler listesini buldum. Yüksek titreşimli kelimeler için pek çok talep aldığını ve 2 günde bulduğu kelimeleri, 20 dakikalık bir beyin fırtınası çalışması neticesinde düzenlediğini anlatıyor. Şansım için Presley’e bir teşekkür borçluyum.

Tamamını Türkçeye çevirdiğim bu kelimeler, okuduğunuzda umarım sizi daha yüksek titreşimlere taşıyacaktır. Elbette bu listede farklı kültürlere ait bazı kelimeler var. Ancak hiçbirini silmedim. Kelimeleri dilimize çevirirken, kültürümüzde uygun düşmek kaygısı taşımadan, anlamlarından uzaklaştırmamaya özen gösterdim. Türkçe olarak duymayı isteyebileceğiniz kelimeyi de bulmaya çalıştım. Örneğin Alluring, “çekici” olarak Türkçeleştirilebilir, ben ise “albenili” olarak çevirmenin hoş olacağını düşündüm. Bir başka örnek Blessed’i “kutsal” olarak çevirdim ama siz “Mübarek” olarak okuyabilirsiniz. Eğer isterseniz bu kelimeleri uygun gördüğünüz karşılıklarla seslendirebilirsiniz. Ayrıca kelimeleri içsel olarak da duymanız için size bir sürprizim var. Onları sessiz subliminal kayıt tekniği ile mp3 haline getirdim ve aşağıda linkini veriyorum. Dinlerken kelimeleri duymayacaksınız (kulaklığı kaliteli olanlar bazı fısıltı veya cızırtılar duyabilirler) ancak iç kulağınızda yankılanacaklar ve titreşiminizi düşüren negatif düşüncelere çarpacaklar. Bu kaydın önemli bir farkı, sizi yormadan tüm kelimeleri çabucak duyacak olmanız. Oysa tek tek okumak uğraş verici olabilir. Ayrıca sessiz kayıtlar bilinçli zihninizi by-pass ederek, olumlamaları bilinçaltınıza direkt aktarmasına sebep olur. Bu da kaydın iki katı işe yaraması anlamına gelir. Kayıtta Türkçe ve İngilizce kelimeleri birlikte kullandım. Her kelimeyi Türkçe olarak dört defa kullandım, İngilizce olanları da… Türkçe olumlamalar iki kulağa (sola ağırlıklı) %80 oranında ulaşıyorlar. İngilizce olumlamalar ise iki kulağa (sağa ağırlıklı) %20 oranında ulaşıyorlar. İngilizce kelimeleri de özellikle kullanmamın sebeplerinden biri ingiliz dili fonetiğinin aşağıdaki kelimelere yüklediği anlamların harika oluşudur. Diğer bir sebebi ise dinleyicilerin bazılarının İngiliz dilinde aşağıdaki kelimelerle anlam ve duygu bağı kurabileceklerini düşünmemdir. Ne de olsa İngilizce öyle ya da böyle günlük yaşantımıza girmiş bir dildir. Hangi dil olursa olsun bu kelimeleri hayatınızda TEK BİR SEFERDE ve BİRLİKTE duymanın kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Presley’in ağzından kısaca onları nasıl dinlemeniz gerektiğinden de bahsedeyim;

“bir kelime seçin ve mantra gibi kullanın, kelimenin anlamı ve derinliği üzerinde medite olun,

kişisel olumlamanızı esinlenerek yazın, daha iyi ifade etmek için herhangi bir kelime hakkında bir yazı yazın (dergi ya da blog olabilir),

bu kelimeleri sanatın yaratıcı çalışmalarında deneyimleyin.

İstediğiniz en yüksek titreşim özünde ~duygularınızla eşleşen arzularınızı kelimeler kullanarak, niyetinizi ve kalbinizi merkezlemek için ortaya bir şey söylemek KELİME SİHRİ’ndeki güçtür. Olumlamaların sihri bunda yatıyor! Sihrin bu küçük mücevherlerini kullanarak harika zaman geçirin! Ve lütfen bu listeye eklemek kaydı ile ne hissettiyseniz bir kaç kelime yorum yapın.”

“Sadece listeyi okumak titreşiminizi yükseltecektir… bu, sabah günün doğuşunu izlemeye benziyor” – (¯`v´¯)✿´´¯`•.¸⁀°♡ love n bless, Presley

Benim Notlarım:

1-Lütfen kaydı gece yatmadan hemen önce veya sabah erken saatlerde dinleyin. Moralinize nasıl etki ettiğine dikkat etmeye çalışın. Gün içinde size tuhaf gelen bir duygu veya düşünce oluştu mu? Kaydı evinizde ya da iş yerinizde kulaklı ya da kulaklıksız dinleyebilirsiniz. Herkese dinletmenizin bence sakıncası yok. (Yine de bu güzel sözleri duymak istemeyen kişilerin özel haklarına saygı duyun) Çevrenizde pozitif bir değişim oldu mu? Bir anda duygulanan ya da sözlerini açıkça ifade edenler var mı? Ya siz nasıl hissediyorsunuz?

2-Daha ileri giderek kaydı çiçekler, hayvanlar, yiyecek ya da içme suyunun yanında çalıştırın. Neler olacağını ben de merak ediyorum…

3-İlk satırda göreceğiniz dört renk Presley’in işi değil ne yazık ki. Renkler de bilinçaltında yüksek ve düşük titreşimlere sahiptir. Onları kayda ben ekledim. Bu dört renk yüksek titreşim ihtiva eder. Pek çok kişinin Kırmızının şans getireceğine inanması ya da siyah rengin yakıştığını düşünmesi bu yüzdendir. Kırmızı kök çakra rengidir ve taç çakranın beyazı ile morunun bir kontrastıdır. Gri, bir karışım olduğu için titreşimi yüksektir. Siyaha da beyaza da yakındır. Kahverengi ise derimizin rengidir. Büyümenin ve dünya enerjisinin rengi…

by erdinç

Yüksek Titreşimli Kelime Listesi;

Siyah… Gri… Kahverengi… Kırmızı…

A – Bolluk… Bol… Uyanış… Diziliş… Yükselen… Yükseliş… Farkında… Canlı… Serüven… Gaye… Albenili… Hakiki… Öngörü… Uyum… Yakışıklı… İlginç… Beceri… İtaat… Simya… Uğurlu…

B – Mesut… Güzel… Hayırsever… Parlak… Denge… İtimat… Engin… Sevimli… Dua… Harikulade… Mert… Gelişim… Güzellik… Oluş… İnanan… Parlak fikir… Aidiyet… Kutsanmış… Doğum… Sihirli şarkı…

C – Yaratılış… Yaratıcı… Söyleşi… Samimi… Merkezli… Şefkatli… Dingin… Evrensel… Alımlı… Büyüleyici… Merhamet… Yürekli… Becerikli… Bereket sepeti… Merak… Değişim… Seçimler… Kutlama… Bağışlama… Neşeli… Festival… Berraklık…

D – İlah… Tanrısal… Nefis… Tatlı… Hayal… Sevimli… Keşif… Hareketli… Dinamo… Şaşırtıcı… Dans…

E – Aydınlanma… İrfan… Hevesli… Rahat… Zarafet … Eğlenceli… Engin… Genişleme… Enerjilendirme… Güçlendirme… Heves… Coşkun… Coşku… Destan… Sihirli… Zarif… Haz… Canlılık… Coşkunluk… Dokunaklı… İfadeli… Heyecanlı… Gelişen… Ebedi… Yüceltmek… Çalışkan… Çekici… Gözalıcı… Büyüyen…

F – Tuhaf… Şaka… Masalsı… Özgür… Sebat… Affetme… Özgürlük… İnanç… Şenlik… Akıcı… İçtenlik… Etkileyici… Rayiha… Kısmet… Şanslı…

G – Şükür… Büyüme… Hediyeler… Cömertlik… Nezaket… İyilik… Tanrı/Tanrıca… Şanlı… Görkemli… Heyecanlı… Cevher… Kibarlık… Lütuf… Gelişim… Rehberlik… Bağışlama… Azamet… Büyüklük…

H – Ahenk… Sağlıklı… Kalp… İyileşme… Mutluluk… Umut… Kalpten… Şeref… Dürüstlük… Allah… Sarılma…

I – İlhamlı… Coşturan… İlhamsal… Aydınlatılan… Tasavvur… Marifet… Cazip… Sonsuz… Sezgisel… Telkin… Benim…

J – Sevindirici… Sevinçli… Mücevher… Cümbüş…

K – Çiçek Dürbünü… Nazik… İyi Kalpli… Benzer… Öpüş… Bilgi…

L – Aşk… Işık… Özlü… Sınırsız… Aydınlık… Sevecen… Kahkaha… Şirin… Gamsız… Şans… Hürriyet… Hafiflik… Sevimlilik… Şiirsel… Lezzetli…

M – Dikkatli… Ustaca… Heybet… Büyü… Esrarengiz… Gizemli… Büyüleyen… Tefekkür… Ay Işını… Hareket… Mucize… Mucizevi… Eylem… Müzikal… Farkındalık…

N – Asil… Nirvana… Selam… Hoş… Doğa…

O – Tarafsız… İyimserlik… Birlik… Tek Millet… Varlıklı… Bolca… Seçenekler… Özgünlük… Ommmm… Aman Tanrım!..

P – Eşsiz… Tutkun… Niyet… Azim… Saflık… Arındırma… Barış… Keyifli… Asıl… Sebat… Eğlence… Geniş Açılı… Ödül… Esans… Cennet… Şakacı… Parlatılmış… Zevk… Müthiş… Başarı… Manzara… Varlık… Şiirsel… Denge… Tempolu…

Q – Özlü… Nicelik… Hızlı…

R – Parıldayan… Onarmak… İfşa… Törensel… Çılgınlık… Mest… Hoşnut… Gerçek… Hürmet… Gençleştirme… Dinlenme… Rahatlama… Yansıma… Bereket…

S – Sakin… Sükunet… Üstün… Dinç… Tesadüf… Eşzamanlı… Hayali Cennet… Başarı… Parıldama… Muhteşem… Kutsal… Tensel… Seksi… Çekicilik… Paylaşım… Samimiyet… Manevilik… Özel… Kıvılcım… Dayanıklılık… Tatlım!.. Neşe… Güvencede… Güvenli… Kuvvetli… Olağanüstü… İhtişam… Parti… Birliktelik… Akşam… Rahatlatıcı… Pırıltılı… Gülümseyen Başarı… Gündoğumu… Olağanüstüfevkalademsi …

T – Baştan çıkaran… Huzur… Hazine… Dönüşüm… Üstün… Doğru… Hakikat… Minnettar… Dönüştürücü… Ebedi… Zamansız… Çok fiyakalı… Etkili… Dönüştürmek… Şefkat…

U – Birlik… Evren… Anlayış… Tek… Birleşmiş… Canlandıran… V – Enerjik… Yaşam Dolu… Erdem… Çeşit… Görüş… Gereklilik… Kıymetli… Titreşim… Zafer…

W – Şahane… Bilgece… Akıl… Çok yaramaz… Çok hoş… Esprili… Ateşlilik… Kazanmak… Mucize… Harika… Sempatiklik…

X – Harikalar ülkesi…

Y – Gençlik… Karşıtlık… Evet… Yaşasın…

Z – Lezzet… Heves… Zen… Bölge… Harikulade Dünya… Gösterişli…

11 Ekim 2013 Cuma

Cehennem Köprüsü Üzerindeki Sekiz Durak

Cehennem Köprüsü Üzerindeki Sekiz Durak





Kul cehennem köprüsü üzerinde sekiz durak mahallinde durdurulur ve çeşitli sorgulara tâbi tutulur:

Birinci Durak:

Bu durakta kula imandan sorulur. Şayet imanını kurtaran mümin ise orada tutulmaktan kurtulur. İmanını kurtaramaz ise aşağı cehenneme yuvarlanır.

İkinci Durak:

Birinci duraktan kurtulan ikinci durağa gelir ki, burada abdestten ve namazdan sorguya çekilir. Bunlarda kusurlu görülür ise cehenneme düşer. Şayet abdesti, rükûu ve secdeleri ile namazı tamam bulunur ise kurtulur.

Üçüncü Durak:

Bu durakta zekattan sorulur. Şayet dünyada iken zekatını tam vermiş ise buradan kurtulur. Şayet vermemiş ise cehenneme düşer.

Dördüncü Durak:

Bu durakta oruçtan sorguya çekilir. Şayet orucunu tamam tutmuş ise buradan da kurtulur.

Beşinci Durak:

Bu durakta hacdan ve umreden sorguya çekilir. Bunları dünya hayatında iken yerine getirmişse kurtulur.

Altıncı Durak:

Bu durakta kendisine verilen emanetlerden sorguya çekilir. Şayet emanete hıyanet etmemiş ise kurtulur.

Yedinci Durak:

Burada gıybetten, söz gezdirmekten, bühtan ve iftira atmaktan sorguya çekilir. Şayet gıybet edip anlatılanları yapmamış ise kurtulur.

Sekizinci Durak:

Bu durakta haram yemekten sorulur. Şayet haram yememiş ise kurtulur. Eğer haram yemiş ise cehenneme düşer…

10 ADIMDA KENDİNİZİ SEVMEK


10 ADIMDA KENDİNİZİ SEVMEK




Tüm eleştirileri bırakın.

Eleştiri asla bir şeyi değiştirmez. Kendinizi eleştirmeyi reddedin. Kendinizi tamamen kabul edin. Herkes değişir. Kendinizi eleştirdiğinizde değişim olumsuz olur. Kendinizi takdir ettiğinizde, değişiminiz daima pozitif olur.



Kendinizi korkutmayın.

Düşüncelerinizle kendinizi dehşete düşürmeyi durdurun. Bu yaşamak için korkunç bir yoldur. Size zevk veren bir görüntü bulun (sarı güller ya da şelale gibi) ve hemen korkutucu düşüncelerden zevk veren düşüncelere geçin.



Nazik, iyi ve sabırlı olun.

Kendinize nazik olun. Kendinize iyi davranın. Yeni düşünce yolları öğrenmek için kendinize sabırlı olun. Kendinizi gerçekten sevilen biri gibi şımartın.



Zihninize nazik olun.

Kendinden nefret sadece kendi düşüncelerinden nefret etmektir. Sahip olduğunuz düşüncelerden dolayı kendinizden nefret etmeyin. Düşüncelerinizi yavaşça değiştirin.

Olumlama: Sahip olduğum düşünceler yüzünden kendimden nefret etmeyi hemen terk ediyorum.



Kendinizi övün.

Eleştiri içsel bilgeliği böler. Övgü onu yükseltir. Yapabildiğiniz kadar kendinizi övün. Her küçük şeyde nasıl iyi olduğunuzu kendize söyleyin. Bazen sendeleyecek, eskiye sıkışacak, sağlıksız inançlara ya da kendinize zarar verici kalıplara geri döneceksiniz; kurtulmanın bir süreç olduğunu hatırlayın. Pes etmeyin ve dövünmeyin. Bunun yerine öğrenme eğrisinin asla düz olmadığını ve yola geri dönebileceğinizi hatırlayın. Yükselmekle hata yapmak arasında fark yoktur.



Kendinizi destekleyin.

Kendinizi desteklemenin yollarını bulun. Arkadaşlarınıza ulaşın ve onlara size yardım etmeleri için izin verin. En çok yardıma ihtiyacınız olduğu anda yardım istemek güçlendirir.



Olumsuzluklarınız için sevgi duyun.

İhtiyacı karşılamak için onları yarattığınızı bilin. Şimdi bu ihtiyaçları karşılamak için yeni yollar buluyorsunuz. Yani eski kalıpları sevgiyle bırakın.



Vücudunuza özen gösterin.

Beslenme hakkında bilgi edinin. Optimum enerji ve canlılık için vücudunuzun ne tür bir yakıta ihtiyacı var. Ne tür egzersizlerden keyif alırsınız. İçinde yaşadığınıza değer ve saygı verin.



Ayna çalışması.

Sık sık gözlerinizin içine bakın. Kendiniz için bu büyüyen sevgi hislerini ifade edin. Aynaya bakarken kendinizi affedin. En az günde bir defa “Seni seviyorum, seni gerçekten seviyorum!” deyin.



Şimdi yapın.

İyiyi, kilo kaybetmeyi, yeni bir iş ya da yeni bir arkadaşlık için beklemeyin. Şimdi başlayın ve elinizden gelenin en iyisini yapın!

zihninizi temizleyin

Ne kadar zaman önce dolaplarınızı temizlediniz? Çoğumuz elbiselerle dolu dolaplarımızın ya da hayatımızda var olan gereçlerin yaşamımızın bir parçası olduğunu unuturuz. Ve pek çoğunu aldıktan sonra unuturuz. Diğerinin yerine bir şey aldığımızda dolaplarımızda yer kalmaz. Ekleriz ama eklediğimizi eksiltmeyi unuturuz.

Dolaplarımız aklımızın sembolleri olarak kabul edilebilir. Darmadağınık bir dolap dağınık bir zihin anlamına gelebilir. Zihnin dolaplarını boşaltmak için “Zihnimin dolaplarını boşaltıyorum” olumlaması işe yarayabilir. Dolaplardan her şeyi çıkartın ve kendi kendinize sorun, “Bu şey işe yarar mı hâlâ?” ya da “Bunu son altı ayda ya da geçtiğimiz yılda kullandım mı?” “Bu yıpranmış şeyi değiştirmekten korktuğum için mi saklıyorum?”

Yeni bir yer açmak için (yeni giysiler ya da yeni düşünce ve fikirler olsun) eski ve çağ dışı olanları bırakmanız gerekir. Bu, fiziksel şeyler için olduğu kadar zihinsel fikirler için de geçerlidir.

Dolaplarınızı temizlerken neler hissettiğinizi izleyin. Neşeyle ve yaşamınıza yer açmanın beklentisi içinde mi yapıyorsunuz. Yoksa ruhsal sisteminizde “sahip değilim” düşüncesini tutuyor, evrenin bolluk dahil olmak üzere herkes için kullanılabilir olduğuna inanamayarak mı yapıyorsunuz?

Olumlama: Zihnimin dolaplarını boşaltıyorum. Yaşam okyanusu zenginliği cömertçe harcar. Bir şeye ihtiyacım olduğunda sağlanacaktır, biliyorum.

Evren Hakkında En Şaşırtıcı Gerçek


Evren Hakkında En Şaşırtıcı Gerçek




Astrofizikçi Dr. Neil DeGrasse Tyson, TIME magazinin bir okuyucusunun sorduğu “Evren hakkında bizimle paylaşabileceğiniz en şaşırtıcı gerçek nedir?”sorusunu şöyle cevaplamış;

En şaşırtıcı gerçek; dünyadaki yaşamı oluşturan atomların “bilgi”sidir. İnsan bedenini meydana getiren atomlar yıldızların çekirdeklerindeki aşırı sıcaklık ve basınçta yakılarak hafif elementlerden ağır elementlere çevrilen potada izlenebilir.

Yüksek kütleye sahip olan bu yıldızlar, ilerki yıllarda değişken, kararsız olurlar birbiri ile çarpışıp patlarlar ve zenginleşmiş ateşleri galaksinin öbür ucuna kadar yayılır. Bu zenginlik karbon, nitrojen, oksijenden ve yaşamın temel bileşenlerinden meydana gelir. Bu bileşenler, gelecek nesil güneş sistemlerini, yıldızları ve yörüngelerinde gezegenleri meydana getirecek olan yoğunlaşan, çarpışan gaz bulutlarının parçası haline gelir. Böylece bu gezegenler yaşam için gereken bileşenlere sahip olurlar. Dolayısıyla gece gökyüzüne baktığımda, biliyorum ki; “evet, bizler bu evrenin parçasıyız, bu evrenin içerisindeyiz”. Ama belki de bu iki gerçekten daha önemlisi “evren bizim içimizde!”

Bu gerçeği düşündüğümde, bakıyorum da pek çok insan kendini küçük hissediyor. Çünkü kendilerini küçük, evreni büyük görüyorlar. Ama ben büyük hissediyorum. Çünkü atomlarım bu yıldızlardan oluşuyor. Bağlantısallık boyutu var. Bu gerçekten de yaşamınızda istediğiniz bir şey; bağlantıda olduğunuzu, ilişkide olduğunuzu hissetmek istiyorsunuz. Etrafınızda olup biten aktivitelerin ve olayların bir katılımcısı gibi olmak, hissetmek istiyorsunuz. İşte bu da bizim tam ne olduğumuzu gösterir, canlı ve yaşayan…

YÜKSEK TİTREŞİMLİ RENKLER – Laura Bruno


YÜKSEK TİTREŞİMLİ RENKLER – Laura Bruno



İnanın ya da inanmayın, tüm renkler (hatta kırmızı, siyah, kahverengi ve gri) yüksek titreşimler taşırlar. Bu sadece bakış açınıza bağlıdır. Bir çok kişi Siyah hakkında “olumsuz” bir renk olduğunu düşünür, aslında o tüm renkleri içerir. Hiç şüphe yok ki siyah yoğun enerji sunar ancak aşağıya çeken yerine kucaklayan renk olarak düşünmelisiniz. Zaman zaman, siyahı kötü olarak algılarız bunun sebebi bizim sonuçlara çok yakın ya da bağlı olmamızdır. Öncelikle geri adım atın ve güzelliğiyle tanışmak isteyin. Birliğin farkındalığından yaklaşıldığında siyah, karanlıkla çevrelenmiş başkalaşımların bir fırsatı, kutsal boşluk ve tüm bunların derin gizemi olarak gelir.



Gri, hiçbirşeyin sadece siyah ya da beyaz olmadığını hatırlatır bize. Belki de herhangi bir renkten daha fazla griden korkarız çünkü ikiliğin “apaçık” dünyasının ötesine taşımak için bize meydan okur. Gri bizi alacakaranlık saatine alır, kayan şekiller ve formların altında yatan akışkanlığı açığa çıkartır. Dünya gezegenini ilk defa yaşanabilir yapan, nem taşıyan, yaklaşan sis veya karanlık gökyüzündeki, sulu güçtür. Gri; bulutların arasından günışığının akışını gördüğümüzde, o büyülü anların vaadini verir.



Kahverengi, daha çok aura üzerinde bir leke ya da bulut olarak anlaşılabilir, ayrıca ışığın gücünü tutar. Pek çok tohumun kahverenginin tonlarında oluştuğunu düşünün. Bu kilit, sonunda aktif, büyüyen hayata patlayan yaşam gücü enerjsidir. Güneşe maruz kalınca insan derisi, pek çok ağaç kabuğu, çikolata gibi nemli zengin toprak, kahverengidir. Kahverengi bizi dünya enerjisine bağlar ve tüm hayatımızı sürdüren gizli güç olduğunu hatırlatır.



Kırmızı, sık sık taç çakranın beyazı ya da moruyla zıtlaşan kök çakranın rengidir. Bazen insanlar bir aurayı mor ya da mavi gördükleri ölçüde “iyi ya da kötü” olarak okurlar. Yine, bakış açımız renkler hakkında karar verdirir ve doğruluğunu zayıflatır. Kırmızı bizi dünyaya çapalar ve insan formumuzu korurken yüksek manevi boyutlara genişlememize izin verir. Güçlü kökler olmadan, maksimum ruhsal gelişimimizi sürdüremeyiz. Beyazın, tüm renklerin birleşiminden; morun, mavi ve kırmızının (üçüncü göz ve boğaz ile kök çakranın) karışımından geldiğini hatırlayın.



İşte “Sessizlik Sen Olur” filminden tüm zamanların en sevdiğim sözü:

“Beyaz ışık siyahın boşluğu ile buluştuğunda, gri olmaz. Evrenin tüm rekleri yapar.”



“Düşük titreşimli renklerle” karşılaştığınızda kendi beyaz ışığınızı yakın ve sonra tekrar bakın. Daha çok gökkuşağı yakalayacağınızı garanti ediyorum!

Abdülkadir Geylani Hazretlerinden Kuran Duası

Abdülkadir Geylani Hazretlerinden Kuran Duası





Allah’ım, bize İslam hidayeti verdiğin, hikmeti öğrettiğin, Kur’an’ı bellettiğin için sana hamd olsun..

Allah’ım, biz istemeden sen bize Kur’an’ı öğrettin. Biz onu bilme yoluna girmeden sen bize anlattın. Biz onu tanımadan, fazlınla onun şerefi ile bize özellik kazandırdın.

Allah’ım, bizim gücümüz dışında, kuvvetimize kalmadan fazlından bize bir lütuf, bir ihsanın olacak ise, bize Kur’an’ın hakkına riayet etmeyi öğret. Allah’ım, onun ayetlerini ezberlemeyi nasip eyle. Onun muhkem ayetleri ile ameli nasip eyle. Müteşabih ayetlerine dahi iman nasip eyle. Onun gösterdiği yolda hidayete erelim. Onda gelen mucizelerden, yapılan misallerden ibret almayı bize nasip eyle. Onun tasdikinde bizi şüpheye düşürme. Onun niyeti ile yola düşerken, içimize karışıklık verme..

Allah’ım, bize Kur’an’dan büyük faydalar ihsan eyle. Âyetlerde bizim için bereket ihsan eyle. Bilhassa, onun hikmet taşıyan öğütlerinde bizim için uğur ihsan eyle..

Bu amelimizi ve bütün amellerimizi kabul buyur. Sen gerçek manada duyan ve bilensin. Bizim tevbelerimizi kabul buyur. Sen tevbeleri kabul buyuran merhametlisin.

Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, Kur’an’ı gönlümüzün baharı eyle. Kalplerimizin şifası eyle. Hüzünlü halimizi gideren eyle. Dertlerimizin ve kederlerimizin alıcısı eyle.. Bizi yöneten, bize önder, bizim için sana delil, nimetlerle dolu cennetine götüren eyle.

Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, Kur’an’ı kalplerimize ziya, gözlerimize cila, hastalarımıza şifa kıl. Günahlarımızı temizleyen eyle. Bizi cehennemden kurtaran eyle..

Allah’ım, Kur’an’ın şerefine bize cennet hulleleri (cennet elbiseleri) giydir, onun hürmetine bizi gölgelere yerleştir. Onun şerefine bizi nimetlere daldır. Azapları bizden al. Kur’an hürmetine, kıyamet günü bizi umduğuna nâil olanlardan eyle. Nimetler verildiği zaman şükredenlerden eyle. Belalar geldiği zaman sabırlı kullarından kıl. Şeytanlık hevesine kapılanlardan olmayalım. Dini bırakıp dünyaya dalanlardan olmayalım. Sonra, ziyana uğrayanlardan oluruz..

Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, emirlerini hakkıyla yerine getiremediğimiz için Kur’an bizim için yokluk vesilesi olmasın. Sırattan ayaklarımız kaymasın. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) kıyamet günü bizden yüz çevirmesin, bizi kendi halimize bırakmasın.

Ey Rabbımız, halikımız, ey rızık verenimiz, Resûlullah (s.a.v) efendimizi bizim için şefaatçı ve şefaatı makbul olanlardan eyle. Bizi, Resûlullah (s.a.v) efendimizin kevser havzına ulaştır. Onun şarabından kadeh kadeh bize içmeyi nasip eyle. Kanalım, sinerli olsun. O kadar ki, ondan sonra bir daha susamayalım.

Orada rüsvâ olmayalım, geri çevrilmeyelim. Küfre giren olmayalım. İnkarcı olmayalım. Kendisi gazaba uğramışlardan ve sapmışlardan olmayalım.

Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, bize Kur’an’dan faydalar ver. Onun makamını yükselttin. Onun erkanını sağlam kıldın. Onun saltanatını teyid ettin. Onun uğurunu ve bereketini açıkladın. Onun dilini Arap lisanı üzerine fasih eyledin.

Kur’an senin kitaplarının en güzelidir. Kelamların en açığıdır. Helali ve haramı en güzel şekilde beyan edendir. Onun manası sağlamdır. Delilleri açıktır. Bir şey katılmaktan ve noksandan korunmuştur. Kur’an’da cennet vaadi vardır, azap haberi vardır. Onda korkutma vardır, tehdid vardır. Kur’an’a ne sağından, ne solundan, ne önünden, ne de ardından batıl yaklaşamaz. Zira o Hakim Hamid zattan gelmiştir.

Allah’ım, Kur’an hürmetine bize şeref ver, ziyade ihsanlar eyle. Bizi saadet iyiliğine kavuştur. Bizi irşada götüren ameller işlemeyi nasip eyle. Sen yakınsın, duaları kabul buyuransın.

Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, bizi Kur’an’ı tasdik edenlerden eyledin, onun hakikat olduğunu bilenlerden kıldın. Bizi nasıl böyle kıldıysan, onu okumakla faydalanan, onun lezzetli hitabını duyan, onda olanlardan ibret alan, onun hükümleri ile derlenip toparlanan eyle. Keza, onun emirleri ve yasakları önünde boyun eğen eyle. Onun hatmini yapmakla da bizi umduğuna nâil olanlardan eyle. Sevabını bulanlardan olalım. Bu sebeple hemen her gördüğümüz şeyde seni zikredelim. Bütün işlerimizde de sana dönenlerden olalım.

Allah’ım, bu gecemizde hepimizi bağışla. Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, bizi Kur’an ezberledikleri zaman ona saygı göstermeyi bilenlerden eyle. Onu duydukları zaman, şanına tazim edenlerden eyle. Onun huzurunda durdukları zaman, ona karşı iyi edep sahibi olanlardan eyle. Ondan ayrı kaldıkları zaman hükmünü işleyenlerden eyle. Onun yakınında durdukları zaman, yakınlık hakkını yerine getirenlerden eyle.

Onlar Kur’an okumakla sırf kerem olan rızanı umarak okumuşlardır. Bu vesile ile pek güzel makamlara ulaşmışlardır.

Allah’ım, Kur’an hürmetine bizi cennet derecelerinde yükselenlerden eyle. Kıyamet günü peygamberine ulaşanlardan eyle. Kur’an’la öbür alemde karşılaştığında, Kur’an kendisinden razı olanlardan eyle. Kur’an’ı kendisine şefaatçi bulanlardan eyle..

Rahmetine sığınırız ey merhametliler merhametlisi..

Allah’ım, “Âmin!” diyenlere bereketler ihsan eyle..

(Âmin….)

Kaynak: Günyet’üt-Tâlibin / Abdülkadir Geylani (k.s)

3 Ekim 2013 Perşembe

ŞİİR

Ayaküstü Yaşanmış Ölümsüz Aşk Hikayeleri

Her durakta ölümsüz bir aşk edinecegim
Bir bakıştan bir duruştan
Çağrışımın sonsuz hazından
Unutulmaz bir sevgili daha birakacağım ardımda
Belki de yaşanabilecek en uzun serüveni terk edeceğim
Daha otobüsün ilk basamağında
Kim bilebilir ki?
Sonrayı, sonrasını kim bilebilir?
Gizli gizli veda edeceğim ona, görmeyecek
Ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim
Otobüs camına bağrında kanlı bir ok ile
Bir aşk levhası çizecek, ah min-el!
Bu da ötekiler gibi kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden
Yaşayıp gidecek

Eklenme Tarihi: 29.05.1999

Murathan Mungan

ŞİİR GÜZELDİR

Adı Dua Olan Sevgilim
Yedi rekât günah kıldım bedeninde
Dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
İhmalin uzak meleğine teninde aldandım
Yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
Tarih kadar yalnız,
aşka âşina, acıya unutkandım

Er yüzlerde tavaf ettim bunca yıl kalb evini
Kırk yemin kurutmuştur sanırken içimin pınarlarını
İnanmadığım Allah'a
Senin yüzünde inandım
Adı dua olan sevgilim
Yandım yandım yandım

Sessizliğe borcum var birkaç kelime,
Sessizliğe borcum var birkaç feryat,
Sessizliğe borcum var birkaç çığlık,
Sustum, yıllarca sustum kan içinde
Ödeyemedim borcumu onca şiirle
Adı dua olan sevgilim
Yandı ruhumun gömleği
Yedi deryalar içinde
Aştım aştım aştım

Aslında sen yoktun
Yalnızca bir duayı sevdim ben
Varlığın yalanımdı
Aşktım aşktın aşktı
Geçti gitti hepsi
Geçti gitti işte
Dudaklarım kilitli
Yasin yasin yasin

Çok şükür ölmeden
Son duamı ettim ben
Allah beni tek etti
Kendi dağımı kazdım defterime
Gün geldi burdan da gittim

HAYDİ EKMEK TE YAPALIM SICACIK.

Gelelim malzemelere:

  • 1 adet yaş maya
  • 1 kg. tam buğday unu
  • 1/3 çay bardağı zeytin yağı
  • 1 kaşık tuz
  • 1 kaşık şeker
  • 1 çay bardağı süt
  • Alabildiği kadar ılık su
Un tuz ve şeker koyduğumuz kabın ortasına mayayı yerleştiriyoruz.
Ilık su, süt ve zeytin yağını ilave edip, kulak memesi kıvamından bir tık daha sert hamur elde edene kadar yoğuruyoruz.
Hamura şekil verip, ince bir süzgeç yardımıyla azcık unlayıp, üzerine bıçakla istediğimiz gibi çizik attıktan sonra 50 derece fırında yarım saat kadar hamuru dinlendiriyoruz.
180 derece fırında yaklaşık 45 dakika ekmeği pişiriyoruz. Dış kabuğu sertleşmiş mi diye kontrol edebilirsiniz arada açarak.

Pişmeden önce hamurun İçine zeytin, ceviz, baharat, kuru domates ne isterseniz atabilirsiniz fark tatlar için.

Malzemeden eminsiniz ve temizliğinden, yapımı da zor değil; e o zaman ev yapımı ekmeğiniz afiyet olsun!

kütür kütür bir lahana turşusu olsa da yesek.

Anneciğim çok güzel yapar. Elleri dert görmesin.

Malzemeler:

  • Lahananın sert olan iç yaprakları
  • 3 adet havuç
  • Bir avuç nohut
  • 20 yemek kaşığı kalın tuz
  • 7 diş sarımsak
  • 1 çay bardağı sirke
  • yarım çay bardağı limon
  • 3 litre içme suyu
  • 5 lt. bidon
Bidonun dibine nohut ve sarımsakları koyun.
Üzerine lahana ve havuçu ekleyin.
Bir kenarda su ve tuzu karıştırın. Lahanaların üzerine tuzlu su, limon ve sirkeyi dökün.
(Acı olsun isterseniz içine istediğiniz kadar süs biberi de atabilirsiniz)

Bidonun ağzını sıkıca kapatın, içindekleri bir kaç kere çalkalayın.

10 gün sonra turşunuz yenmeye hazır.
Afiyet olsun.

2 Ekim 2013 Çarşamba

Ev Yapımı TARHANA (AnneÇorbası)

Ev Yapımı tarhana nasıl yapılır?


Sonbaharın ilk demlerinde, kışlık hazırlıklara devam ederken hazırladığım tarhanayı paylaşmak istedim..
Yazlık doğal malzemelerle hazırlanılan ev tarhanası, kışın soğuğunda vazgeçilmez bir çorba olarak sofralarımızı süsleyecektir..
Tarhana en doğal hazır çorbadır.
Bu sene Zeynep'imi de düşünerek tarhana yapmalıyım diye düşündüm..
*
Yöreye göre değişik tarhana hazırlama şekilleri var..
Kırmızısı, beyazı, tanelisi, yaşı ,kurusu,sütlüsü .....
Biz kırmızı un tarhanası hazırlayacağız..
Ağustos ve Eylül ayları tarhana hazırlamak için en uygun aylarmış benden söylemesi..
Ben ,Giresun'a gittiğimizde tarhanayı annemle beraber yaparız diye düşünmüştüm ama annemin işi çıkınca hamurunu hazırlamak bana düştü...
Laf aramızda ilk defa tarhana hamuru yoğuracaktım, anladım ki çok büyütmüşüm gözümde ..
***
Gördüm ki tarhana yapımı o kadar zor değilmiş, aşamalı olduğu için azıcık uğraştırıyor o kadar..
Sebzeleri hazırlama aşaması, yoğurma aşaması ,dökme ve kurutma aşaması olarak sırayla hazırladıktan sonra zor olmadığını sizde göreceksiz.
Yeter ki kurutmak için müsait yeriniz olsun. Tabii kuruturken de yanınızda size yardım edecek iki kişi olursa çok çok iyi olur ,işiniz serileşir..

Lafı daha fazla uzutmadan malzemelerimizi sıralayalım..

Tarhana Hamuru Malzemeleri
1.5 kilo kırmızı biber
1.5 kilo domates
1 kilo kuru soğan
1.5 kilo süzme yoğurt
6-7 adet havuç
1 demet nane,1 demet maydanoz, fesleğen
2 baş sarımsak
1 paket yaş maya
dereotu, koku vermesi için kuru boy otu(3 yemek kaşığı kadar)
1.5 su bardağına yakın tuz
9 kilo kadar un( az gelirse ilave edebilirsiniz)

Yukarıdaki malzeme ana malzemedir..
Ben ilave olarak besin değeri biraz daha artsın diye

1,5 su bardağı kuru fasulye
1,5 su bardağı nohut
2 su bardağı yeşil mercimek ilave ettim
Hazırlanışı

Tencereye sırasıyla,, Soğanı, domatesi, kırmızı biberi, havucu, sarımsakları ve tüm yeşillikleri yukarıdaki şekilde doğrayarak hazırlayarak alalım..
Ocakta sebzelerin kendi sularında yumuşayıp,suyunu çekene kadar yaklaşık 25 dakika kadar pişirelim ve ılımaya bırakalım.
Bu arada kuru fasulye ,nohut ve yeşil mercimeği de bir gün önceden ıslatmış olalım, yumuşayana kadar pişirelim.
*
Pişirdiğimiz sebzeleri, ılıyınca pişmiş olan kuru fasulye ,nohut ve mercimekle karıştıralım ve iyice ezilecek şekilde robottan geçirelim.
Ben robottan sonra sebzelerin kabuklarınında yok olması için kevgirden de geçirdim posasını attım..
Sonuçta elimde aşağıdaki karışım kaldı...

Elimizdeki sebze harcını büyük yoğurma kabımıza dökelim,

üzerine yoğurdu ve ezdiğimiz mayamızı ilave edelim,
Unumuzu kademeli olarak ilave etmeye başlayalım.

tarhana hamurumuzu ekmek hamuru kıvamında olana kadar un ilave ederek yoğuralım.
( Kulak memesi kıvamındaki hamurdan az daha cıvık olacak, sert değil yanii)



Hamurumuz artık hazır..
Sıra geldi artık hamurun bekletilme aşamasına..
Havadar bir yerde üzerini bir kapakla örterek beklemeye başlayabiliriz artık.

Ekşi tarhana seviyorsanız 10 güne kadar bekletebilirsiniz; yok benim gibi ekşi tarhana damak tadınıza uymuyorsa 3-4gün bekletmeniz yeterli olacaktır..

**
Hamurumuz beklerken mayalanmadan dolayı kabaracaktır.
Hamur kabardıkça takriben 5-6 saat ara ile tekrar bastırarak yoğuralım ve hava kabarcıklarının dolayısı ile gazının çıkmasını sağlayalım.
Kabardıkça kötü koku oluşabilir, sorun değil 2 veya 3 gün sonra kötü koku azalacaktır.
Hamuru yoğurduğunuz kabınızı geniş tutarsanız taşma ihtimali azalır..

**
Bu aşamadan sonraki aşamaları fotoğrafladım ama her nasıl olmuşsa fotoğraflar ortada yok .
Sözel olarak devam ediyorum (fotoğraflarla desteklenince yazılanlar daha kalıcı oluyor biliyorum ama ) affola

Sizde benim gibi ekşi tarhana sevmiyorsanız 4 . günün sonunda artık dökme aşamasına geçebilirsiniz..
Mümkünse sabah erken saatte tarhana hamurundan avuç içi büyüklüğünde parçalar koparalım ve temiz büyükçe bir bez üzerine çok kalın olmamak şartı ile dökmeye başlayalım.
Bakınız Tijen burada güzelce göstermiş , hatta diğer aşamalarıda çok güzel anlatmış
Hamurların yüzleri kabuk tuttukça başka bir bez üzerine ters çevirelim.
Bu şekilde hamurları birkaç defa çevirelim.
Elimize alıp ufaladığımızda rahatça ufalanacak ve elimize yapışmayacak bir kıvama gelinceye kadar bu işleme devam edelim.. ..
Sonrasında parçalanan hamurları tamen kurumadan elimizle ufalamaya başlayalım.
Ufalanan tarhanaları süzgeçten ya da robottan geçirerek çorbalık kıvamda tarhana elde edebilirsiniz..

İyice ufalanmış olan tarhanamızı gölge bir yerde ,tamamen kuruması için temiz bir bezin üzerine ince bir tabaka halinde serelim.
Ara sıra karıştırarak yaklaşık bir hafta kadar bu şekilde kurmasını sağlayalım.

Kuruduktan sonra kavanoza koyup kaldırabilirsiniz..
İsterseniz bez torbalarda serin havadar bir yerde de saklayabilirsiniz..

Bir kaç püf nokta
*Tarhana yaparken kullanacağınız malzemeler tercihinize kalmış istediğinizi ilave eder yada çıkarabilirsiniz..
*Tarhana hamurunu dökme aşamasında altına sereceğiniz bezi her defasında değiştirirseniz, hamurun kuruması daha kolay olacaktır..

*Bir çok yerde tarhana hazırlanırken tarhun otu yada tarhana otu denilen bir ottan bahsediliyor ama ben bu otu kullanmadım onun yerine Şebinkarahisarda kullanılan boy otunu kullandım tercih sizin .(acaba boy ile tarhun otu aynı şeymi bilemedim bilen varsa söylesin).
*İlk aşamadaki sebze püresi çok sulu kalmasın ,yoksa fazla un ilave etmek zorunda kalırsınız..
*Tarhananızın rengini kırmızı severseniz kırmızı biber ve domatesin miktarını kesinlikle azaltmayın ,isterseniz kırmızı biberi biraz daha artırabilirsiniz bile..
*Biz ufalama işlemini 3 kişi yaptık ve avuç içinin alt kısmı ile ova ova küçülttük, pek robota felan gerek kalmadı...
*Hamuru dökerken kopardığınız hamurlar çok kalın ve büyük olmasın çünkü kuruması zorlaşır.

*Malzemeler size fazla görünmüş olabilir yarım ölçü yapabilirsiniz .


Biraz uzun anlattım farkındayım ,aklıma gelen yazılabilecek herşeyi yazmak istedim sizlerinde uyguladığınız farklı şeyler varsa paylaşabilirsiniz..
Henüz sıcaklar bizi terketmeden sizlerde yapabilirsiniz ,yapacak olanlara kolay gelsin ...

EVDE YEŞİL ZEYTİN NASIL YAPILIR.

Evde Yeşil Zeytin (Kırma ve Çizme) Nasıl Yapılır?
Her geçen gün başka bir gıda maddesindeki hileyi, katkıyı duyup; yiyeceklerden uzaklaşır olduk..
Zeytin de bu gıda maddelerinden biri..
Bir dostun zeytin hakkında anlattıkları ne zamandır yapmayı düşündüğüm zeytinimi de evde yapmama sebep oldu.. Bir kaçını sizinlede paylaşmak isterim..

Normalde zeytin uzun sürede yenilebilir kıvama gelirken, bu işin ticaretini yapan bir kısım üretici sağlığımız için çok zararlı olan kostik adlı maddeyi kullanıyormuş..
Böylece 4-5 ayda yenilebilir kıvama gelen zeytin bu işlemle 6 ile 24 saat arasında tatlanıyormuş..

Özellikle siyah zeytinin rengini daha da siyahlaştırmak için kullanılan kimyasalların dışında tekstilde kullanılan boyalar kullanılıyormuş ,bazen bunun için paslı demir kullanan firmalar bile varmış..
Bu da biz tüketicilere alzheimer hastalığı olarak geri dönüş yapıyormuş..
Boyalı zeytinin dışı simsiyah olduğu gibi çekirdeği de simsiyah oluyor,naturel zeytininkisi ise grimsi siyah yani daha soluk renkte denedim gördüm.. ..

Zeytinin raf ömrünü uzatmak için kullanılan antibiyotiklerde cabası..
Rabbim bizleri ve sevdiklerimizi bu vicdansızlardan korusun diyerek yazının normal akışına dönüyorum..
**
*
Şu sıralar kendi zeytinimizi evde kendimizi yapmanın tam da mevsimi.
Pazarlarda kasa kasa yeşil ve siyah zeytinler satılmaya başladı .
İstanbulda özellikle Bakırköy, Fatih ve Başakşehir pazarlarında satıldığını biliyorum..
Bu konuda özellikle Ege ve Akdeniz illerindekiler daha şanslı

Üniversite yıllarım zeytinin yetiştiği topraklarda geçti..
O yıllarda çok da kıymetini bilmeden tükettik bu ev yapımı zeytinleri..
Hatta acemice ,yardım amaçlı arkadaşlarla bir araya gelip ev sahibimizin bir koca bidon yeşil zeytinini kırmışlığımız bile vardır..

Malzemeler
1 kilo taze yeşil zeytin
Yeteri kadar su

Tatlandırıcı salamura suyu için
Su
Salamuralık kalın tuz
1 limon (dilimlenmiş)
1 limonun suyu
2 adet defne yaprağı
1 tatlı kaşığı tane kişniş (istenirse)
5-6 yemek kaşığı zeytinyağı

1 yumurta

Yapılışı
Yeşil zeytinleri yıkayıp yaprak ve saplarından arındırıp, yıkayalım.
Ben 1 kilo zeytin aldım. Yarım kilosunu kırma yarım kilosunu ise çizme olarak denemelik yaptım..
Önce Kırma yeşil zeytini anlatmak istiyorum..
Kırma zeytin için alttaki kolajda gördüğünüz gibi zeytinleri sert bir zemin üzerinde taş gibi sert bir şeyle çok fazla ezmeden kıralım...
Ben zeytinleri kırmak için soda şişesini kullandım..
Böylece rahat kırdım, zeytinlerim sağa sola kaçışamadılar ve kırarken çok fazla suyu sıçramadı..
Bu arada orada gördüğünüz minik ellerde annesine kendi çapında yardımını esirgemedi..


Kırdığım zeytinleri alt fotoğrafda gördüğünüz gibi ayrı bir kaba aldım ve üzerlerini kapatacak kadar suyla doldurdum kabın kapağını kapattım..
Bundan sonra 10 -12 gün kadar sabah akşam zeytinlerimin suyunu değiştirdim.
Bunu yapmamızdaki sebep zeytinini acılığını gidermek..
Belirttiğim günün sonunda zeytinin suyunu boşaltıktan sonra acılığı gitmişmi yiyerek kontrol ediyorum..


Daha sonra aynı gün Çizme Yeşil Zeytinleri hazırladım..
Bunun içinde zeytinleri üç yerinden bıçakla çekirdeğe değmeyecek şekilde çizdim..
Onu da ayrı bir kaba aldım ve yine üzerlerini kapatacak kadar su doldurdum..
Üstte anlattığım işlemlerin aynısını uyguladım..


Salamura suyunu hazırlamak için..
Zeytinlerimizin acılıkları tamamen gidip tatlılaştıkları zaman tatlandırmak üzere salamura suyunu hazırlıyoruz..
Tatlandırma suyunu ise şöyle hazırlıyoruz..
Zeytinin kabına temiz suyu dolduralım.(Bu şekilde ne kadar su kullanacağımızı belirliyoruz..)
Bu suyu başka bir yere boşaltalım kaba zeytinlerimizi alalım..
Zeytinleri yerleştirirken aralara 1 adet defne yaprağını,limon dilimlerini ve kişniş tohumlarını da ilave etmeyi unutmayalım..
Ayırdığımız suya kalın tuzu yavaş yavaş dökelim karıştıralım..
Burada salamura için tuzun yeterli olup olmadığını anlamak için yumurtayı kullanacağız..
Tuzu karıştırdıktan sonra suyun içine yumurtayı iyice yıkadıktan sonra bırakalım..
Yumurta suyun üzerinde kalıyorsa tuz miktarı yeterlidir..
1 limonun suyunu ilave edelim..
Hazırladığımız bu suyu zeytinlerin üzerine dökelim ..
En üste diğer defne yaprağını ve zeytinlerin hava ile temasını önlemek içinde yüzeyi kapatacak kadar zeytinyağını ilave edip kapağı kapatıyoruz..
Yaklaşık bir hafta sonra zeytinlerimiz tatlanmış olarak yemeğe hazır olacaktır..

Zeytinleri yiyeceğimiz zaman yiyeceğimiz kadar çıkaralım,yıkayalım
üzerlerine bolca zeytinyağı, kekik ve limon sıkalım, lezzetine lezzet katalım..


*Kırma ile çizme zeytinler özellikle ayrı ayrı yapılmalıdır..
Kırma zeytinler çizme zeytine göre daha çabuk olur ve daha erken tüketilmelidir..
* Kullanacağımız tuz salamuralık tuz olmalıdır ,yemeklik tuz erimeye sebep olur....
*Zeytinin suyu ne kadar sık değiştirilirse acılığı o kadar çabuk gidiyor..
*Salamura suda, kaynak suyu veya kaynatılmış su kullanılmalı..
*Bu zeytinde zeytinlerin rengi hazır aldıklarımıza göre daha koyu olur..
Hazır aldıklarımızın hemen hemen hepsinde renk açıcı olarak (daha sarı olmaları için)kostik kullanılıyor..
*Zeytinde kırma işlemini mümkünse tek darbede ezmeden yapın..


Ev yapımı lezzetinde ,doğal, katkısız ,hilesiz en güzeli de sağlıklı zeytinlerimiz artık tüketilmeye hazırdır..
Biraz bekledik ama bu bekleyiş bu lezzete değer..