HAARP Projesi'nin Gizemi
H.A.A.R.P. Bu harfler, ABD'nin en gizli askeri projelerinden biri olan "High Frequency Active Auroral Research Program" isminin baş harfleri. Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir program. Bu proje uzun yıllardan beri, Alaska'da Gakona askeri üssü yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince gerçekleştiriliyor. Ayrıntılar yazımızın devamında.
haarp
haarp
haarp projesi
A- A+
06.09.2014 tarihli yazı 41040 kez okunmuştur.
HAARP Nedir İyonosfer LEF dalga frekansı ABD Haberleşme ELF dalgaları
HAARP Nedir?
HAARP, yüksek frekansta yüksek enerji çıkışları ile iyonosferin ısıtılması ve burada bir takım değişimler yapılarak etkilerinin incelenmesi için başlatılmış bir projedir. Kullanılan frekans aralığı 2.8 - 10 MHz arasıdır.
Çıkış gücü ise resmi kaynaklarda 3.6 Gigawatt olarak belirtilmesine karşılık 10 Gigawatt’a çıkarılabileceği açıklanmaktadır. Bu enerji dünyadaki en büyük radyo vericisi ünvanını kazandırmaktadır. Merkezin 1 saat boyunca çalıştırılması durumunda Hiroşima'ya atılan atom bombası kadar enerji ortaya çıkaracağı hesaplanmıştır. Bu da enerjinin aslında ne kadar tehlikeli olduğunun bir göstergesidir.
HAARP’ın Yeri ve Projeyi Gerçekleştirenler
HAARP, çok ilginç bir yerde konuşlanmıştır: Alaska-Gakona. Gakona’da askeri üssün yakınlarında ve kimsenin girmediği özel bir alanda tesis kurulmuştur. Neden burası seçilmiştir? İki temel amacı vardır:
Birincisi Alaska dünyadaki elektromanyetik kuşakların özel bir kesişim bölgesinde bulunmaktadır. Dünyanın elektromanyetik alanlarına müdahale edebilmek için en iyi yerdir. İkincisi ise insanlardan uzak, korunması kolay ve gözlerden mümkün olduğunca uzak bir yer olmasıdır. Gakona daki bu merkezde 21m yüksekliğinde 180 adet kule üzerinde cross dipol anten inşa edilmiştir.
HAARP’ın Amaçları
Bunu ikiye ayırmak durumundayız; birincisi ABD hükümeti tarafından yapılan resmi açıklamalar, diğeri ise bağımsız kaynakların, radyo amatörlerinin ve araştırmacıların yaptıkları.
1) HAARP’ın resmi kaynaklardaki amaçları
1- Atmosferdeki termonükleer araçları kontrol edecek elektromanyetik vuruşları gerçekleştirmek.
2- Denizaltılar ile haberleşmeyi kolaylaştırmak. Bu haberleşme ELF (Extremely Low Frequency) ve VLF (Very Low Frequency) dediğimiz 30 Hz - 30 kHz civarında çalışmaktadır. ELF'nin yan etkileri bilindiğinden mevcut ELF vericileri ile HAARP vericileri değiştirilmek istenmektedir.
3- Radar sistemlerini geliştirmek.
4- Çok geniş bir alanda ABD ordusunun haberleşmesini sağlamak.
5- Cray ve EMass süperbilgisayarlarının yardımı ile yer altının tomografik haritasını çıkarabilmek.
6- Petrol, doğalgaz ve mineral yataklarını tespit etmek.
7- Cruise füzesine benzer alçak irtifadan uçan füze ve hava araçlarını havada imha etmek.
Sadece bunları yapması bile projenin ne kadar ileri bir seviyede olduğunu gösterir ki HAARP projesi karşıtı bilim adamları bu açıklamaları buzdağının görünen yüzü olarak değerlendirip gerçeğin aslında çok farklı olduğunu dile getirdi.
Proje karşıtı bilim adamları, dünyada HAARP ile birlikte bilinen 5 iyonosfer ısıtıcısı bulunduğunu rapor etmişlerdir. Dünyanın her yerinde 20 iyonosfer ısıtıcısı daha var olma ihtimali var. Bunlardan herhangi birinin atmosfer silahı olarak kullanıldığına dair bir kanıt bulunmamakta ancak iyonosferin yapısını değiştirme kapasitesine sahip bulunuyorlar.
HAARP'ın LEF dalga frekansları iyonosfere gönderildiğinde dalgalar dünyaya doğru yansıtılarak toprağın ve okyanusun içinden geçiyor. Bilim adamları 3,6000000 wattlık ELF dalgaları kasıtlı yada kazara bir fay hattına yönlendirilirse korkunç bir deprem oluşması kaçınılmaz olduğunu belirttiler.
► İlginizi Çekebilir: Türkiye'de Enerji Verimliliği Problemi
2) HAARP karşıtı açıklamalar ve onları destekleyen olaylar:
1- İklimleri değiştirebilir.
2- Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir.
3- Ozon tabakası ile oynayabilir.
4- Deprem yaratabilir.
5- Okyanus dalgalarını kontrol edebilir.
6- Dünyanın enerji kuşakları ile oynayarak insan biyolojisini ve beynini etkileyebilir.
7- Radyasyon yaymadan termonükleer patlama oluşturabilir
HAARP projesinin 1994 yılında başladığını ve 2007 yılında tamamlandığını düşünürsek yukarıdaki olayların da son 10 yılda gerçekleşmiş olması ve ABD hükümetinin bu karşıt görüşlüleri tam anlamıyla yalanlayacak bir bilgiyi yayınlamamış olması karşıt görüşlülerin şüphelerinde haklı olduğunu gösteriyor. İyonosfere yolladıkları dalgalar, kutup ışımalarına benzer bir ışıma yaratıyor. Bu dalgaları yönlendirdikleri yerde, yukarıda belirttiğim maddelerden herhangi birini gerçekleştirebiliyorlar.
Gülnaz ATEŞ
9 Eylül 2015 Çarşamba
DÜNYANIN Firavunu
ABD’li Yahudi bankacı iş adamı David Rockefeller den...
son yüzyılın en büyük itirafları.....
Türk'lerin ve diğer insanların bilmesi gerekenler!
İşte David Rockefeller’in söyledikleri:
TÜRKİYE'YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA "MARSHALL YARDIMI" İLE EL ATTIK
Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bize desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde, bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikalar arka arkaya dikiliyordu. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidarda ki yerini uzunca bir süre için, sağlamlaştırdığını sanıyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.
1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI
Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.
BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ
En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullenecektir.
ÖZAL, İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA KAPILARI SONUNA KADAR AÇTI
Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80’li yıllarda başlatılan bu proje ile, bütün ülkeler, hem bizlerden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar, hem de bu malların karşılığı olan ödemelerini yapabilmek için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerle, her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.
TÜRKİYE'DE PARA İTİBAR GÖRDÜ, ARKADAŞ, DOST, AİLE GİBİ KAVRAMLAR UNUTULDU
Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Rüşvet, devlet bankalarının çeşitli entrikalarla soyulmaları, banker skandalları birkaç örnek. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliyordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor, ya da özelleştirme hikayesiyle, ucuz fiyatlarla şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.
"KÜRT DEVLETİ PROJESİNİ" HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÖNCE ÖRGÜT YARATTIK
Beyni yıkandığı için temiz hayallerle işe başlayan Özal, sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitalizmin çarklarına kaptırdı. Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı. Öyle bir duruma geldiler ki Özal’ın çevresinde prens ve prensesler ortaya çıkmaya başlamış, biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık. Aslında tam bir komedi oynanıyormuş. Her neyse, ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisinden Kürt devleti fikirlerinden bahsetmesini istedik. Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu. Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için *** denilen bir örgüt yaratıldı. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisine çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu'ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim hiçbir istediğimiz geri çevirecek durumda değil. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.
TÜRKİYE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ... SU KAYNAKLARININ ÖNEMLİ BİR KISMI BURADA
Rockefeller de sözü devralarak başlıyor;
Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenlerine gelince:
Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir.
İkincisi, Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.
Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır. Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsak bu ülke elimizin içinde olmalıdır. Ortadoğu hemen hemen elimizde sayılır. Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer Türk devletleri de yakında darbelerle kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzun içine düşecekler. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiçbir güç duramaz. Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı, ajanlarımız her an tetikte bekliyorlar. Türk devletlerinde kilit mevkilerdeki adamlarımız, aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdiklerinde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerle bunu önlüyorlar.
EN ÖNEMLİSİ, TÜRKLER MEDENİYETİN BEŞİĞİDİR VE KÖKENLERİ SÜMERLERE KADAR DAYANIR
Dördüncüsü, ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte, petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.
Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyetin beşiğidir. Türkler, Milattan Önce 4.000’lerde Orta Asya’da yaşayan büyük bir felaketten sonra yaşadıkları yerleri terk edip, Mezopotamya’ya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya gelen Aryanlar, yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk’tandırlar ve Avrupa’daki Finliler, Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir. Ayrıca Anadolu’da büyük uygarlıklar kuran Hititler ve Asurlular’ın da Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.
Milattan Önce 3.500 yıllarında Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler ilk yazıyı bulan, toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemeleri kuran, ilk para kullanan ve vergi toplaya, ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: yani dünya medeniyetinin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır. Çünkü Sümerler o bölgenin yerli halkı değildirler; yani göçebedirler ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre “kız” manasına gelen “kır” kelimesi, “öküz” manasına gelen “ökür” kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve “Ayağını yere sıkı bas, Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır, Sel gibi silip süpürmek, Yağ gibi erimek” gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe’de kullanılmaktadır. Sümerlerin Ay Tanrısı’nın simgesi olan “Yarımay”, bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır. Roma ve Yunan medeniyetleri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmışlardır; mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.
Fakat biz bunu örtbas etmek için, Milattan Önce 2.000 yıllarında, yani Sümerlerden 1.500 yıl sonra başlamış olmasına ve Yunan medeniyetini, dünyadaki ilk medeniyet olarak dünyaya tanıttık. Daha da ilginç olanı, Yunanlılardan önce Mısır Medeniyeti başlamıştır; ama onlar da ancak Sümerlerden 1000 sene sonra piramitlerini yapabilecek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir. Mayalar ve İknalar; Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratlarını aynı biçimde yapmışlardır.
MEDENİYETİN BEŞİĞİ OLARAK TÜRKLERİ KABUL EDEMEZDİK, BU MİRASA EL KOYMALIYDIK
Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik; tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar, hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk. Sümer Kralları Urukagina ve Urnammu, çok tanrılı bir toplum kurarak, insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak, çağımız toplumlarına öncü olurlarken, bugün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucu, fuhuş, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdir.
Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidir, okumak çok zor gelir.
Ben de o ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Duydukları hiç hoşuma gitmeyince konuyu değiştirmek istedim.
OSMANLI'YI YIKMAK ZOR OLMADI
“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordum. Rothschild kendimden emin bir tavırla konuşmayı sürdürdü.
Rothschild: Sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum; Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletinin kurucusu sayılan Theodor Herlz, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikle Türk kadınları yerine, fethettikleri ülkelerden köle olarak getirdikleri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyorlardı. Tabii Hürem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküş devrini başlattı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarla topraklar kaybedilmeye başlandı. Hazine plansız harcamalarla tüketildi. Savaş sonunda hedefimize ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden oldu. Tabii ki sonuçta bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetlerini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturdu.
HİTLER, BİZİM TARAFIMIZDAN GETİRİLDİ, ÇÜNKÜ BURADAKİ YAHUDİLER İSRAİL DEVLETİNİ KURMAYA YARDIMCI OLMADILAR
İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudilerin, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeyi kabul etmemeleriydi. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde olmuştur. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce erişiyordu. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudilerden nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannesi o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannesi bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca koyu Katolik olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudilere kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudileri korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamlar kullanılarak sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryoları üretildi. Şimdi aynı katliam senaryosu Ermeni Soykırımı adı altında Türklere uygulanmaktadır. Bu saçma soykırım masalı Türklere yüklenecek ve böylece Türkiye yüz milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisi için büyük bir darbe olacaktır.
ATOM BOMBASI, YAHUDİLERİN YAŞADIĞI ALMANYA'YA ATILAMAZDI, BU NEDENLE JAPONYA KIŞKIRTILDI
Almanlar’dan nefret eden o zaman ki Siyonist başkanımız Einstein’ın Amerikan Başkanı Roosevelt’e bir öneri mektubu göndermesiyle atom bombası çalışmaları Manhattan Projesi altında başlatılmış ve kısa sürede sonuç alınmıştı. Ama bir sorun vardı, bu bomba çok güçlüydü ve deneme yapılabilmesi için Amerika’nın halkın desteğiyle savaşa girmesi gerekiyordu. Ayrıca Alman şehirlerinde çok sayıda Yahudi yaşıyordu; bu ülkeye atom bombası atılamazdı. Japonlar kışkırtıldı ve daha önceden haber alınmasına rağmen, halkın duygularıyla oynanarak desteğinin kazanabilmesi için yüzlerce Amerikan askerinin ölmesiyle sonuçlanan Pearl Harbor baskınına göz yumulmuş ve bu sorun da aşılmış oluyordu.
İSRAİL DEVLETİ, ROTSCHILD AİLESİ'NİN CÖMERT MALİ DESTEĞİ İLE KURULDU
Ve böylece Büyük İsrail İmparatorluğu’nun temelini oluşturan İsrail Devleti 1948 yılında Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteğiyle kuruldu. Ordo Ab Chaos yine işe yaramıştı. Bu arada savaşta iflas eden ülkelerin ekonomilerinin düzeltilmeleri için Harriman, Rockefeller, Vanderblit ve Rothschild finans kurumlarından aldıkları borç paralar devreye giriyordu.
SOVYETLER BİRLİĞİ'NE YETERİ KADAR ÜLKE TAHSİS EDİLMİŞ, MALİ DESTEK VERİLMİŞTİ
Sovyetler Birliği, Hegel Diyalektiği gereği bir karşıt güç yaratılması gerektiği için, Amerikan International Barnsdall Corporation şirketinin verdiği ekipman ve yine Amerikan W.A Harriman Company ve Guaranty Tröstü tarafından verilen mali desteklerle petrol kuyuları ve maden yatakları açarak, ekonomisini geliştirdi. Bu arada dünya ülkeleri komünizm ve kapitalizm arasında seçimlerini yapmaya başlamışlar; Sovyetler Birliği’ne kapitalizmi savunan bizlere karşı eşit bir güç oluşturması ve bu oyunun sürdürülebilmesi için yeteri kadar ülke tahsis edilmişti.
ÇİN, HENÜZ KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BİR ÜLKE AMA ABD EKONOMİSİNE KATKISI BÜYÜK
Çin ise Amerikan Bechtel Corporation’ın verdiği teknoloji ve beyin gücüyle süper bir güç haline geldi. Bu ülke henüz kontrol edemediğimiz, dünyadaki tek ülke. Fakat Amerikan ekonomisine büyük katkıda bulunuyorlar; çünkü iş gücü çok ucuz, ayda 30 dolara çalışacak işçi bulmak bizim ülkelerimizde patronların en tatlı rüyası olurdu.
VİETNAM, KORE, KAMBOÇYA, TAYLAND, ENDONEZYA, AFGANİSTAN, İRAN-IRAK, YUGOSLAVYA SAVAŞ ENDÜSTRİSİ'NİN DENEME VE GELİŞMESİNE YARADI
Size dünyadan kısa örnekler vererek konuşmamıza devam edeceğim; Vietnam savaşında, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği silah endüstrileri, yeni imal ettiği silahları deneme fırsatı bulmuştu ve silah sanayisini canlandırmak için devlet, eskileri kullanarak elden çıkarmıştı. ‘Agent Orange’ adlı kimyasal silah ile bu zehirin bitkiler üzerinde ölümcül etkileri görülmüş oldu. Bir ülke ekonomisi batağa sürüklendi.
Kore savaşı ile bu ülke iyiye bölündü ve kalkınma hayalleri suya düştü. Böylece ülke ekonomisi tahrip edildi. Ayrıca bu ülkede mikrop bombaları ve dioksin gibi çeşitli zehirler ile biyolojik savaş denemeleri yapıldı.
Kamboçya’da Amerika ile ticaret yapmayı reddeden lider Sihanuk 1970 yılında bir darbe ile devrildi ve yerlerine ülkeyi kaosa sürükleyen Pol Pot ve Kızıl Kmerler geçirildi.
Tayland’da yine ülke yönetimi devrilerek yerine diktatörlük rejimi kuruldu. Ülke ekonomisi yıllarca bize çalıştı.
Endonezya devlet başkanı Suharto 1957-58 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahlarla Doğu Timor’u işgal etti ve yıllarca sürecek bir kaos yarattı, binlerce insan öldü.
Afganistan savaşı Ruslara silah sanayisini geliştirmek için büyük fırsatlar sunmuştur. Biz de yeni üretilen silahların etkilerini deneyebilmek için büyük bir fırsat yakalamıştık. Ayrıca ülke çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Afganistan yönetimi şu anda tamamen bizim kontrolümüz altındadır.
İran-Irak savaşı Saddam’a büyük vaatler yapılarak başlatıldı. İlk iş olarak birbirlerinin petrol kuyularını ve tesislerini bombaladılar. Tabii sonunda petrol zengini bu iki bizlerden daha fazla silah satın alıp savaşı kazanabilmek için ülke ekonomilerini iflas ettirecek düzeye getirdiler. Sonuçta bütün şehirleri ve petrol tesisleri yine bizler tarafından yeniden kurulacaktı. Bu de yine bizlerden daha fazla borç almakla mümkün oluyordu.
Saddam dolduruşa getirilerek başlatılan 1990 yılındaki Körfez savaşı, ile ırak ekonomisi bir kez daha çökertildi; Kuveyt’i tekrar inşa etmek için milyarlarca dolarlık iş bağlantıları yapıldı; Amerikan askerleri bölgeye ilelebet yerleşti. Bu savaşta test amacıyla tüketilmiş uranyum bombaları kullanıldı. Bu bombalar, etkisi yıllarca sürecek radyoaktif maddeler yayarak bölgedeki yüz binlerce insanın, tabii bu arada bizim askerlerimizin de ölmesine yol açtı, hala da insanları öldürmeye devam ediyorlar.
1990 Yugoslav savaşında salkım bombaları kullanıldı. Bu teknoloji harikası bombalar yere yaklaştıklarında yüzlerce küçük bombalara ayrışıyorlar ve yere düştüklerinde hala patlamamış olanlar her zaman aktif birer bomba olarak kurbanlarını bekliyorlar.
Rotthschild konuşmasına “Bu ülkelerin şimdi tamamen bizim kontrolümüz altında olduğunu sanırım söylememe gerek yok” diyerek ara verdi. Onun kaldığı yerden Rockefeller devam etti.
ZAİRE, ÇAD, YEMEN, GUATEMALA, ŞİLİ, BREZİLYA, DOMİNİK, SOMALİ, PANAMA, EL SALVADOR, BOLİVYA, EKVATOR, PERU, URUGUAY, ANGOLA'DAKİ SAVAŞLAR VE DARBELER BİZİM PLANLARIMIZDI
Zaire devletinin başına CIA destekli bir darbe ile 1965 yılında geçen Mobutu, George Bush’un deyimiyle Afrika’daki en iyi adamımız oldu.
Çad Hükümeti 1982 yılında bir darbe ile devrildi ve yerine diktatör Hissen Harbe geçirildi. Bu geçiş sırasında on binlerce insan öldü.
Yemen 1990 yılına kadar iki ayrı devlet halinde uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bizim şirketlerimiz zenginleşmeye devam ettiler.
Guatemala’da hükümet, komünist rejim tehlikesi bahane edilerek CIA yardımıyla 1953 yılında devrildi ve bugüne kadar bizim tayin ettiğimiz askeri hükümetlerle ülke sonsuz bir kargaşa içinde yönetilmektedir.
Şili’de General Pinochet, 1973 yılında iktidarı ele geçirerek, yıllarca bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkeyi yönetti. Amerika Birleşik Devletleri’ne aktardığı milyarlarca dolarla ülke ekonomisi bataklığa sürüklendi. Ülke insanları sefalet içinde yüzerken, bizler daha zengin olduk.
Brezilya da komünizmden kurtarılan bir diğer ülkeydi. Ülke yönetimi 1964 yılında bir darbe ile devrildi, ülke Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Amerika’daki en güvenilir müttefiklerinden biri oldu.
Dominik Cumhuriyeti, aynı şekilde 1963 yılında bir darbe ile bizim istediğimiz yöneticilere kavuştu. Ülkenin serveti bizlere aktı.
1990’lı yıllarda Kolombiya’da uyuşturucu ile mücadele etmek maskesi altında ülke yönetimi ele geçirildi. CIA bu ülkeden gelen uyuşturucu parasıyla dünyanın çeşitli ülkelerindeki operasyonlarını finanse ediyor.
Fiji, Grenada, Panama, Somali, El Salvador işgal edildi. Sarin, hardal gazı gibi sinir gazları halk üzerinde denendi. Yüz binlerce insan öldü ve hala ölmeye devam ediyor.
Bolivya, Gana, Ekvator, Haiti, Filipinler, Peru, Uruguay, Angola, Seyşel adaları gibi üçüncü dünya ülkelerinde yapılan darbeler ve karışıklıklar hep bizim planlarımızın bir parçasıydı.
BÜTÜN ÜLKE YÖNETİMLERİNİ KONTROL ALTINDA TUTUYORUZ, AKSİ HALDE TERÖR OLAYLARINI DEVREYE SOKUYORUZ
Avrupa ülkelerinde kurulan İtalya Gladio’su benzeri istihbarat örgütleri sayesinde, bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutmaktayız.
İstanbul’daki sinagoglara yapılan saldırılar ve Madrid’deki tren bombalama olayları, bu ülkelere bizim isteklerimizi görmezden geldiklerini hatırlatmak için yaptırıldı.
New York İkiz Kuleler, Pentagon saldırıları, Kenya ve Suudi Arabistan’daki bombalama olayları ise tamamen bizim planlarımız doğrultusunda icra edildiler.
Ben “dünyada el atmadıkları başka ülke kaldı mı acaba” diye düşünüyordum. Rockefeller böyle beni şaşkınlığa uğratmanın zevkiyle içkisini bir yudumda bitirerek sözlerini tamamladı;
DÜNYADA HİÇBİR YERDE MAFYA VE KAÇAKÇILIK OLAYLARI BİZİM İZNİMİZ OLMADAN YAPILAMAZ
“Bu arada, bütün organizasyonların çok yüksek olan maliyetleri konusu var. Onların kaynağı ise vergiden muaf olan vakıflarımızın topladığı bağışlardan ve mafya ile olan bağlantılarımız sayesinde finanse diliyor. Dünyanın hiçbir ülkesine mafya veya kaçakçılık faaliyetleri, o devletin haberi ve izni olmadan yapılamaz. Yapılması için, üst kademelerde işbirlikçilerin olması gerekir. Bu işbirlikçiler gözünü para hırsı bürümüş insanlar seçilir ve bir kere bu işlere bulaşıldı mı, bir daha çıkış yoktur. Dünyanın her yerinde tamamen bizim kontrolümüz altında çalışan mafya, özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgilenir, çünkü en tatlı para bu alanlardadır. Bu paradan biz en büyük payı alırız ve bu parayla birlikte masum görünüşlü vakıflarımızın desteğiyle bütün bu faaliyetlerimiz finanse edilir ve buna işbirlikçilere dağıtılan para ve rüşvetler dahildir.
NEDEN KUZEY AMERİKA VE BATI AVRUPA VARLIKLI BİR YAŞAM SÜRER DÜNYADAKİ 5 MİLYAR İNSAN, BİZİM 1 MİLYAR İNSANIMIZ İÇİN ÇALIŞIR
Bu örnekler inanın bana sadece buzdağının dışarıdan görünen başı. Gördüğünüz gibi dünyanın her noktası kontrolümüz altında. Hegel Diyalektiği’nin amacımız doğrultusunda ne kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rahat ve varlıklı yaşam olanakları sunarken, dünyanın diğer ülkelerinde neden sefalet ve bitmeyen bir kargaşa var? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köledirler. Eğer yaşamak istiyorlarsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insanı bizim toplumlarımızdaki 1 milyar insan için çalışıyorlar. Bütün zenginlikleri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize atkılıyor. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomileri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir halde; refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakları bizim emirlerimizi bekliyorlar.
Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler!İyi okumalar sevgili insanlar!
Sevgilerimle ;
Batuhan Oğuz Attila
Kağan
son yüzyılın en büyük itirafları.....
Türk'lerin ve diğer insanların bilmesi gerekenler!
İşte David Rockefeller’in söyledikleri:
TÜRKİYE'YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA "MARSHALL YARDIMI" İLE EL ATTIK
Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bize desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde, bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikalar arka arkaya dikiliyordu. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidarda ki yerini uzunca bir süre için, sağlamlaştırdığını sanıyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.
1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI
Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.
BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ
En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullenecektir.
ÖZAL, İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA KAPILARI SONUNA KADAR AÇTI
Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80’li yıllarda başlatılan bu proje ile, bütün ülkeler, hem bizlerden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar, hem de bu malların karşılığı olan ödemelerini yapabilmek için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerle, her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.
TÜRKİYE'DE PARA İTİBAR GÖRDÜ, ARKADAŞ, DOST, AİLE GİBİ KAVRAMLAR UNUTULDU
Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Rüşvet, devlet bankalarının çeşitli entrikalarla soyulmaları, banker skandalları birkaç örnek. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliyordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor, ya da özelleştirme hikayesiyle, ucuz fiyatlarla şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.
"KÜRT DEVLETİ PROJESİNİ" HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÖNCE ÖRGÜT YARATTIK
Beyni yıkandığı için temiz hayallerle işe başlayan Özal, sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitalizmin çarklarına kaptırdı. Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı. Öyle bir duruma geldiler ki Özal’ın çevresinde prens ve prensesler ortaya çıkmaya başlamış, biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık. Aslında tam bir komedi oynanıyormuş. Her neyse, ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisinden Kürt devleti fikirlerinden bahsetmesini istedik. Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu. Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için *** denilen bir örgüt yaratıldı. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisine çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu'ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim hiçbir istediğimiz geri çevirecek durumda değil. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.
TÜRKİYE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ... SU KAYNAKLARININ ÖNEMLİ BİR KISMI BURADA
Rockefeller de sözü devralarak başlıyor;
Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenlerine gelince:
Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir.
İkincisi, Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.
Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır. Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsak bu ülke elimizin içinde olmalıdır. Ortadoğu hemen hemen elimizde sayılır. Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer Türk devletleri de yakında darbelerle kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzun içine düşecekler. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiçbir güç duramaz. Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı, ajanlarımız her an tetikte bekliyorlar. Türk devletlerinde kilit mevkilerdeki adamlarımız, aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdiklerinde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerle bunu önlüyorlar.
EN ÖNEMLİSİ, TÜRKLER MEDENİYETİN BEŞİĞİDİR VE KÖKENLERİ SÜMERLERE KADAR DAYANIR
Dördüncüsü, ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte, petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.
Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyetin beşiğidir. Türkler, Milattan Önce 4.000’lerde Orta Asya’da yaşayan büyük bir felaketten sonra yaşadıkları yerleri terk edip, Mezopotamya’ya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya gelen Aryanlar, yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk’tandırlar ve Avrupa’daki Finliler, Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir. Ayrıca Anadolu’da büyük uygarlıklar kuran Hititler ve Asurlular’ın da Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.
Milattan Önce 3.500 yıllarında Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler ilk yazıyı bulan, toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemeleri kuran, ilk para kullanan ve vergi toplaya, ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: yani dünya medeniyetinin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır. Çünkü Sümerler o bölgenin yerli halkı değildirler; yani göçebedirler ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre “kız” manasına gelen “kır” kelimesi, “öküz” manasına gelen “ökür” kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve “Ayağını yere sıkı bas, Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır, Sel gibi silip süpürmek, Yağ gibi erimek” gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe’de kullanılmaktadır. Sümerlerin Ay Tanrısı’nın simgesi olan “Yarımay”, bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır. Roma ve Yunan medeniyetleri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmışlardır; mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.
Fakat biz bunu örtbas etmek için, Milattan Önce 2.000 yıllarında, yani Sümerlerden 1.500 yıl sonra başlamış olmasına ve Yunan medeniyetini, dünyadaki ilk medeniyet olarak dünyaya tanıttık. Daha da ilginç olanı, Yunanlılardan önce Mısır Medeniyeti başlamıştır; ama onlar da ancak Sümerlerden 1000 sene sonra piramitlerini yapabilecek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir. Mayalar ve İknalar; Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratlarını aynı biçimde yapmışlardır.
MEDENİYETİN BEŞİĞİ OLARAK TÜRKLERİ KABUL EDEMEZDİK, BU MİRASA EL KOYMALIYDIK
Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik; tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar, hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk. Sümer Kralları Urukagina ve Urnammu, çok tanrılı bir toplum kurarak, insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak, çağımız toplumlarına öncü olurlarken, bugün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucu, fuhuş, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdir.
Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidir, okumak çok zor gelir.
Ben de o ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Duydukları hiç hoşuma gitmeyince konuyu değiştirmek istedim.
OSMANLI'YI YIKMAK ZOR OLMADI
“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordum. Rothschild kendimden emin bir tavırla konuşmayı sürdürdü.
Rothschild: Sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum; Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletinin kurucusu sayılan Theodor Herlz, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikle Türk kadınları yerine, fethettikleri ülkelerden köle olarak getirdikleri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyorlardı. Tabii Hürem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküş devrini başlattı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarla topraklar kaybedilmeye başlandı. Hazine plansız harcamalarla tüketildi. Savaş sonunda hedefimize ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden oldu. Tabii ki sonuçta bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetlerini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturdu.
HİTLER, BİZİM TARAFIMIZDAN GETİRİLDİ, ÇÜNKÜ BURADAKİ YAHUDİLER İSRAİL DEVLETİNİ KURMAYA YARDIMCI OLMADILAR
İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudilerin, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeyi kabul etmemeleriydi. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde olmuştur. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce erişiyordu. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudilerden nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannesi o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannesi bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca koyu Katolik olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudilere kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudileri korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamlar kullanılarak sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryoları üretildi. Şimdi aynı katliam senaryosu Ermeni Soykırımı adı altında Türklere uygulanmaktadır. Bu saçma soykırım masalı Türklere yüklenecek ve böylece Türkiye yüz milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisi için büyük bir darbe olacaktır.
ATOM BOMBASI, YAHUDİLERİN YAŞADIĞI ALMANYA'YA ATILAMAZDI, BU NEDENLE JAPONYA KIŞKIRTILDI
Almanlar’dan nefret eden o zaman ki Siyonist başkanımız Einstein’ın Amerikan Başkanı Roosevelt’e bir öneri mektubu göndermesiyle atom bombası çalışmaları Manhattan Projesi altında başlatılmış ve kısa sürede sonuç alınmıştı. Ama bir sorun vardı, bu bomba çok güçlüydü ve deneme yapılabilmesi için Amerika’nın halkın desteğiyle savaşa girmesi gerekiyordu. Ayrıca Alman şehirlerinde çok sayıda Yahudi yaşıyordu; bu ülkeye atom bombası atılamazdı. Japonlar kışkırtıldı ve daha önceden haber alınmasına rağmen, halkın duygularıyla oynanarak desteğinin kazanabilmesi için yüzlerce Amerikan askerinin ölmesiyle sonuçlanan Pearl Harbor baskınına göz yumulmuş ve bu sorun da aşılmış oluyordu.
İSRAİL DEVLETİ, ROTSCHILD AİLESİ'NİN CÖMERT MALİ DESTEĞİ İLE KURULDU
Ve böylece Büyük İsrail İmparatorluğu’nun temelini oluşturan İsrail Devleti 1948 yılında Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteğiyle kuruldu. Ordo Ab Chaos yine işe yaramıştı. Bu arada savaşta iflas eden ülkelerin ekonomilerinin düzeltilmeleri için Harriman, Rockefeller, Vanderblit ve Rothschild finans kurumlarından aldıkları borç paralar devreye giriyordu.
SOVYETLER BİRLİĞİ'NE YETERİ KADAR ÜLKE TAHSİS EDİLMİŞ, MALİ DESTEK VERİLMİŞTİ
Sovyetler Birliği, Hegel Diyalektiği gereği bir karşıt güç yaratılması gerektiği için, Amerikan International Barnsdall Corporation şirketinin verdiği ekipman ve yine Amerikan W.A Harriman Company ve Guaranty Tröstü tarafından verilen mali desteklerle petrol kuyuları ve maden yatakları açarak, ekonomisini geliştirdi. Bu arada dünya ülkeleri komünizm ve kapitalizm arasında seçimlerini yapmaya başlamışlar; Sovyetler Birliği’ne kapitalizmi savunan bizlere karşı eşit bir güç oluşturması ve bu oyunun sürdürülebilmesi için yeteri kadar ülke tahsis edilmişti.
ÇİN, HENÜZ KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BİR ÜLKE AMA ABD EKONOMİSİNE KATKISI BÜYÜK
Çin ise Amerikan Bechtel Corporation’ın verdiği teknoloji ve beyin gücüyle süper bir güç haline geldi. Bu ülke henüz kontrol edemediğimiz, dünyadaki tek ülke. Fakat Amerikan ekonomisine büyük katkıda bulunuyorlar; çünkü iş gücü çok ucuz, ayda 30 dolara çalışacak işçi bulmak bizim ülkelerimizde patronların en tatlı rüyası olurdu.
VİETNAM, KORE, KAMBOÇYA, TAYLAND, ENDONEZYA, AFGANİSTAN, İRAN-IRAK, YUGOSLAVYA SAVAŞ ENDÜSTRİSİ'NİN DENEME VE GELİŞMESİNE YARADI
Size dünyadan kısa örnekler vererek konuşmamıza devam edeceğim; Vietnam savaşında, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği silah endüstrileri, yeni imal ettiği silahları deneme fırsatı bulmuştu ve silah sanayisini canlandırmak için devlet, eskileri kullanarak elden çıkarmıştı. ‘Agent Orange’ adlı kimyasal silah ile bu zehirin bitkiler üzerinde ölümcül etkileri görülmüş oldu. Bir ülke ekonomisi batağa sürüklendi.
Kore savaşı ile bu ülke iyiye bölündü ve kalkınma hayalleri suya düştü. Böylece ülke ekonomisi tahrip edildi. Ayrıca bu ülkede mikrop bombaları ve dioksin gibi çeşitli zehirler ile biyolojik savaş denemeleri yapıldı.
Kamboçya’da Amerika ile ticaret yapmayı reddeden lider Sihanuk 1970 yılında bir darbe ile devrildi ve yerlerine ülkeyi kaosa sürükleyen Pol Pot ve Kızıl Kmerler geçirildi.
Tayland’da yine ülke yönetimi devrilerek yerine diktatörlük rejimi kuruldu. Ülke ekonomisi yıllarca bize çalıştı.
Endonezya devlet başkanı Suharto 1957-58 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahlarla Doğu Timor’u işgal etti ve yıllarca sürecek bir kaos yarattı, binlerce insan öldü.
Afganistan savaşı Ruslara silah sanayisini geliştirmek için büyük fırsatlar sunmuştur. Biz de yeni üretilen silahların etkilerini deneyebilmek için büyük bir fırsat yakalamıştık. Ayrıca ülke çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Afganistan yönetimi şu anda tamamen bizim kontrolümüz altındadır.
İran-Irak savaşı Saddam’a büyük vaatler yapılarak başlatıldı. İlk iş olarak birbirlerinin petrol kuyularını ve tesislerini bombaladılar. Tabii sonunda petrol zengini bu iki bizlerden daha fazla silah satın alıp savaşı kazanabilmek için ülke ekonomilerini iflas ettirecek düzeye getirdiler. Sonuçta bütün şehirleri ve petrol tesisleri yine bizler tarafından yeniden kurulacaktı. Bu de yine bizlerden daha fazla borç almakla mümkün oluyordu.
Saddam dolduruşa getirilerek başlatılan 1990 yılındaki Körfez savaşı, ile ırak ekonomisi bir kez daha çökertildi; Kuveyt’i tekrar inşa etmek için milyarlarca dolarlık iş bağlantıları yapıldı; Amerikan askerleri bölgeye ilelebet yerleşti. Bu savaşta test amacıyla tüketilmiş uranyum bombaları kullanıldı. Bu bombalar, etkisi yıllarca sürecek radyoaktif maddeler yayarak bölgedeki yüz binlerce insanın, tabii bu arada bizim askerlerimizin de ölmesine yol açtı, hala da insanları öldürmeye devam ediyorlar.
1990 Yugoslav savaşında salkım bombaları kullanıldı. Bu teknoloji harikası bombalar yere yaklaştıklarında yüzlerce küçük bombalara ayrışıyorlar ve yere düştüklerinde hala patlamamış olanlar her zaman aktif birer bomba olarak kurbanlarını bekliyorlar.
Rotthschild konuşmasına “Bu ülkelerin şimdi tamamen bizim kontrolümüz altında olduğunu sanırım söylememe gerek yok” diyerek ara verdi. Onun kaldığı yerden Rockefeller devam etti.
ZAİRE, ÇAD, YEMEN, GUATEMALA, ŞİLİ, BREZİLYA, DOMİNİK, SOMALİ, PANAMA, EL SALVADOR, BOLİVYA, EKVATOR, PERU, URUGUAY, ANGOLA'DAKİ SAVAŞLAR VE DARBELER BİZİM PLANLARIMIZDI
Zaire devletinin başına CIA destekli bir darbe ile 1965 yılında geçen Mobutu, George Bush’un deyimiyle Afrika’daki en iyi adamımız oldu.
Çad Hükümeti 1982 yılında bir darbe ile devrildi ve yerine diktatör Hissen Harbe geçirildi. Bu geçiş sırasında on binlerce insan öldü.
Yemen 1990 yılına kadar iki ayrı devlet halinde uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bizim şirketlerimiz zenginleşmeye devam ettiler.
Guatemala’da hükümet, komünist rejim tehlikesi bahane edilerek CIA yardımıyla 1953 yılında devrildi ve bugüne kadar bizim tayin ettiğimiz askeri hükümetlerle ülke sonsuz bir kargaşa içinde yönetilmektedir.
Şili’de General Pinochet, 1973 yılında iktidarı ele geçirerek, yıllarca bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkeyi yönetti. Amerika Birleşik Devletleri’ne aktardığı milyarlarca dolarla ülke ekonomisi bataklığa sürüklendi. Ülke insanları sefalet içinde yüzerken, bizler daha zengin olduk.
Brezilya da komünizmden kurtarılan bir diğer ülkeydi. Ülke yönetimi 1964 yılında bir darbe ile devrildi, ülke Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Amerika’daki en güvenilir müttefiklerinden biri oldu.
Dominik Cumhuriyeti, aynı şekilde 1963 yılında bir darbe ile bizim istediğimiz yöneticilere kavuştu. Ülkenin serveti bizlere aktı.
1990’lı yıllarda Kolombiya’da uyuşturucu ile mücadele etmek maskesi altında ülke yönetimi ele geçirildi. CIA bu ülkeden gelen uyuşturucu parasıyla dünyanın çeşitli ülkelerindeki operasyonlarını finanse ediyor.
Fiji, Grenada, Panama, Somali, El Salvador işgal edildi. Sarin, hardal gazı gibi sinir gazları halk üzerinde denendi. Yüz binlerce insan öldü ve hala ölmeye devam ediyor.
Bolivya, Gana, Ekvator, Haiti, Filipinler, Peru, Uruguay, Angola, Seyşel adaları gibi üçüncü dünya ülkelerinde yapılan darbeler ve karışıklıklar hep bizim planlarımızın bir parçasıydı.
BÜTÜN ÜLKE YÖNETİMLERİNİ KONTROL ALTINDA TUTUYORUZ, AKSİ HALDE TERÖR OLAYLARINI DEVREYE SOKUYORUZ
Avrupa ülkelerinde kurulan İtalya Gladio’su benzeri istihbarat örgütleri sayesinde, bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutmaktayız.
İstanbul’daki sinagoglara yapılan saldırılar ve Madrid’deki tren bombalama olayları, bu ülkelere bizim isteklerimizi görmezden geldiklerini hatırlatmak için yaptırıldı.
New York İkiz Kuleler, Pentagon saldırıları, Kenya ve Suudi Arabistan’daki bombalama olayları ise tamamen bizim planlarımız doğrultusunda icra edildiler.
Ben “dünyada el atmadıkları başka ülke kaldı mı acaba” diye düşünüyordum. Rockefeller böyle beni şaşkınlığa uğratmanın zevkiyle içkisini bir yudumda bitirerek sözlerini tamamladı;
DÜNYADA HİÇBİR YERDE MAFYA VE KAÇAKÇILIK OLAYLARI BİZİM İZNİMİZ OLMADAN YAPILAMAZ
“Bu arada, bütün organizasyonların çok yüksek olan maliyetleri konusu var. Onların kaynağı ise vergiden muaf olan vakıflarımızın topladığı bağışlardan ve mafya ile olan bağlantılarımız sayesinde finanse diliyor. Dünyanın hiçbir ülkesine mafya veya kaçakçılık faaliyetleri, o devletin haberi ve izni olmadan yapılamaz. Yapılması için, üst kademelerde işbirlikçilerin olması gerekir. Bu işbirlikçiler gözünü para hırsı bürümüş insanlar seçilir ve bir kere bu işlere bulaşıldı mı, bir daha çıkış yoktur. Dünyanın her yerinde tamamen bizim kontrolümüz altında çalışan mafya, özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgilenir, çünkü en tatlı para bu alanlardadır. Bu paradan biz en büyük payı alırız ve bu parayla birlikte masum görünüşlü vakıflarımızın desteğiyle bütün bu faaliyetlerimiz finanse edilir ve buna işbirlikçilere dağıtılan para ve rüşvetler dahildir.
NEDEN KUZEY AMERİKA VE BATI AVRUPA VARLIKLI BİR YAŞAM SÜRER DÜNYADAKİ 5 MİLYAR İNSAN, BİZİM 1 MİLYAR İNSANIMIZ İÇİN ÇALIŞIR
Bu örnekler inanın bana sadece buzdağının dışarıdan görünen başı. Gördüğünüz gibi dünyanın her noktası kontrolümüz altında. Hegel Diyalektiği’nin amacımız doğrultusunda ne kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rahat ve varlıklı yaşam olanakları sunarken, dünyanın diğer ülkelerinde neden sefalet ve bitmeyen bir kargaşa var? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köledirler. Eğer yaşamak istiyorlarsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insanı bizim toplumlarımızdaki 1 milyar insan için çalışıyorlar. Bütün zenginlikleri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize atkılıyor. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomileri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir halde; refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakları bizim emirlerimizi bekliyorlar.
Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler!İyi okumalar sevgili insanlar!
Sevgilerimle ;
Batuhan Oğuz Attila
Kağan
26 Temmuz 2015 Pazar
Su-i Zan hüsn i Zan
Su-i Zan'dan Sakın
Ey Aziz!.. Bilesin ki!..
Şüpheci insanlarla arkadaşlık etmen, insanların senin hakkında da su-ı zanda bulunmalarına sebeb olur..
Bu da, insanların çoğunlukla niyetlerinin kötülüğünden meydana gelmektedir..
Sen, böyle olmaktan ve onlar gibi düşünmekten kalbini muhafaza et!..
Faide görürsün,.
İşte o faideler, seni insanlar hakkında iyi düşünmeye çağırır., ki kalbin bütün kötülüklerden pakize olur..
Salih olduğuna kanaat ettiğin bir kimseyi de, kötülerle arkadaşlık yaptığını gördüğünde, onlarla arkadaşlık etmesinden dolayı onun hakkında da kötü düşünme!..
Hatta..
O iyi şahısla arkadaşlık etmelerinden dolayı, o kötüler hakkında iyi düşün!,.
Yani o sâlih kimseyi bir tarafa nisbet edeceksen, iyiler tarafına nisbet et!.
Hiçbir zaman, kötüleri nazarı dikkate alarak, birşeyi onlara nisbet ederek hüküm verme!.
Zira, Allah tealâ, hiç kimseye;
- "Niye insanlar hakkında iyi düşündün?. " diye soru sormayacak ,.. Fakat..
- "Niye insanlara kötü zanda bulundun?. " diye SORACAK…!!!
Eğer, bu anlattıklarımızı kabul edip amel edersen senin için nasihat ve vasiyet olarak yeterlidir.
Hüsnü Zan Et / Ben kulumun zannı üzereyim (CC)
Ey Aziz!..
Bu vasiyet, ALLAH'ü Teâla'ya hüsn-ü zan etmek hakkındadır.
Ne halde olursan ol...
Rabbine hüsn-ü zanda bulun!.
SAKIN!..
Rabbine sû-ı zan etme!..
Niye?..
Zira, alıp verdiğin nefeslerinin hangisinin sonuncu olacağını BİLEMEZSİN...
öyle ise; her hâlinde hüsn-ü zan üzere ol!..
Ki.. Son nefesinde de o hâl üzere; öiümü tadarak Rabbine kavuşasın.
Ey Aziz!..
RABBİNE Sû-I ZAN ETMEKTEN SAKIN!.
Çünki, sû-ı zanda bulunacağın zamanda vereceğin nefeste Allah celle celalühû'nün
senin ruhunu kabz edip etmeyeceğini bilemezsin...
Öyle ise,. Sen sen ol da..
Hayatta iken sû-i zanda bulun.
Ayrıca..
- "Ölüm esnasında, hüsn-u zan et..." diyenlerin sözüne iltifat etme.
Zira..
Arif-i billâh olan zevat, alıp verdikleri her nefeste Allah celle celalühû murakabe
ettikleri iç in, onların katın da böyle denilen sözler meçhuldür... Yani, kabul görmez.
Bil ki!..
Bu açıkladığımız hâl üzere olmanın birçok faideleri olduğu muhakkakdır.
Şöyle ki..
Bu hâl üzere olmak; aynı zamanda, Allah-u Tealâ'yı Esma ve Sıfatlarıyla bilmeyi
de içermektedir... Zira, bu hâl üzere olmakla, Hakka karşı hakkıyla ahde vefa etmiş
olursun.
Allah'ın senin üzerine vacib kıldığı haklarından biri de aşağıda yazacağımız Âyetin
hükmüne imân etmendir.
“Sizi bilmeyeceğiniz bir yaratılışla var etmek üzereyiz"
(Vakıa sûresi, 61)
Ey Aziz!..
Şayet, Rabbine karşı sû-i zan edici olduğun durumda (Allah korusun)... Allah
celle celalûhû sen de ölümü var ederse., o vakit, "O"nun huzuruna o hâl ile çıkarsın.
Rasulüllah Aleyhisselâm, ALLAH'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
- «BEN, kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim öyleyse kulum Benim
hakkımda husn-ı zan da bulunsun.»
(Buhari ve Müslim)
Yukarda zikrettiğimiz Hadis-i kudsi'de Rabb-ül Âlemin, hüsn-ü zannı bir vakitle
kavıtlamamıştır.
Öyle ise, "Hayatta iken sû-ı zan üzere ol ve ölüm esnasında hüsn-ü zann üzere
bulun.." diyerek Rabbül Âlemin'e karşı zannı hangi hükme dayanarak bir vakitle
kayıtlarız..???
Bil kil.
Hüsn-ü zann, Allah-u Tealâ'nın Gafur, Rahim, olduğuna dolayısıyla da
Rahmetinin Gazabını geçtiğine itikat etmekdir.
Bu itikada İlâhi da'vet edicin, aşağıda zikr edeceğimiz Âyet-i Kerime olsun:
«De ki; Ey kendilerinin aleyhinde haddi uzatanlar, Allah'ın rahmetinden
ümidinizi kesmeyin.»
(Zumer sûresi, Âyet 53)
İşte, Allah tealâ, rahmetinden ümid kesmeni böyle yasakl ıyor.
Öyle ise, "O"nun yasakladığı şeyleri, senin terk etmen vacib olur. Unutma ki;
«Allah bütün günâhları yarlığar.»
(Zumer Sûresi, Âyet:53)
Ey Aziz!..
"O"nun verdiği haberler doğrudur. "O'nun verdiği haberlere değişim girmez,
Değişim girerse yalan olur. Yalan ise, Allah-u Tealâ hakkında muhaldir.
"Allah, bütün günâhları yarlığar.."
Allah, yukarda zikredilen ilâhi buyruğun da bağışlayacağı günâhı kayıt altına
almamıştır.. Çünkü, Cenab-ı Hak, günâhları kelimesini "Cemia'n" lafzıyla te'kid kılmıştır...
Arap dil bilgisinde, "Cemia'n" lâfzı, kendisinden bir önce zikredilen kelimeyi
te'kit (manâsını pekiştirmek, kuvvetlendirmek) etmek içindir.
Sonra...
Bu tekidi "İnnehû huve" ile tamamlamıştır. "İnne" lâfzı tahkik edatı "HÛ" zamiri
Huviyetullah'a bakan zamirdir... Huve zamiri, fasldır.
Âyette;
"Şüphesiz ki "O" çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.."
İnneHÛ'daki, "HÛ" zamiri öznedir.
Yüklemi ise EL-GAFUR ve ER-RAHİM lâfızlarıdır.
İşte, bu iki Esmâ'nın yüklem olmasında Allah'ın Rahmetinin gazabını geçtiğine
işaret vardır.
Keza "Eliezine esrefû" demekle de haddi aşmanın ne tür olduğunu mubhem
(belirsiz) bırakıyor..
İsmi nakıs olan "Ellezine" kelimesini zikr etmesi ise, bütün hadsizlikları
kapsamaktadır...
Sonra.,. "Benim kullarım" demekle Allah Tealâ, kulları kendine izafet etmiştir. Zira,
onlar "O"nun kullarıdır.
Keza, Cenab-ı Hak, Hazreti İsa Aleyhisselâm'dan şöyle haber vermektedir:
"Eğer kendilerine azâb edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır."
(Maide sûresi, Âyet 118)
Açıkça görüldüğü gibi yukarda zikr ettiğimiz Âyette de ALLAH, kulları kendisine izafet
etmiştir.
Ey Aziz!, Bil kil.
Onlara şeref olarak Allah'a izafet edilmelerinin şerefi yeter.
Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar Mumsema Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar
Rükûdan kalktıktan sonra tekbir alır, secdeye giderdi. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) secdeye giderken önce dizlerini sonra ellerini daha sonrada alnını ve burnunu yere koyardı. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) Alnı ve burnu üzere secde ederdi sarığının kıvrımına secde etmezdi. ALLAH Resülu (Aleyhisselatü Vesselam) çoğunlukla yere (toprağa) secde ederdi. Suya, çamura, hurma yaprağından örülmüş küçük örtüye, yine hurma yaprağından örülmüş hasır ve tabaklanmış post üzerine secde ederdi. Secde ettiğinde alnını ve burnunu iyice yerleştirir, ellerini yanlarından okadar dışarı çıkarır, uzaklaştırırdı ki koltuklarının aklığı gözükür, hatta bir kuzu altından geçmek istese geçebilirdi.
Ellerini omuzları ve kulakları hizasında kordu. Müslim Sahih'inde Berâ'dan naklen Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) şöyle buyurduğu rivayet eder; 'Secde ettiğinde avuç içlerini yere koy, dirseklerini yukarı kaldır.' Secdede bütün uzuvları düzgün durur, ayak parmaklarının uçları kıbleye yönelirdi.
Avuçlarını ve parmaklarını yere yayar parmak aralarını ne ayırır ne de sıkardı.
Secde esnasında şu dualardan birini okurdu;
1- ' Subhane Rabbiye-l Âlâ.- En yüce Rabbimi tenzih ederim.' Bu duayı okumayı emretmiştir.
2- ' Subhaneke-llahumme Rabbena ve biHamdike-llahumme-ğfirli.- Rabbimiz olan ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. ALLAH'ım beni bağışla.'
3- ' Subbuhun Kuddusun Rabbul-melaiketi ve-rRuh.- O ALLAH her türlü noksanlıktan münezzeh Sübbûh, Kuddûs isimlerinin sahibi, meleklerin ve Ruh'un sahibidir.'
4- ' Subhaneke-llahumme ve bihamdike, La ilahe illa ente.- ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Senden başka Tanrı yoktur.'
5- ' ALLAHumme inni biridake min sehadike, ve bi muâfatike min ukubetike, ve euzübike minke La uhsıye senaen âleyke, Ente kema esneyte âla nefsike.- ALLAH'ım Gazabından hoşnutluğuna azabından affına sığınırım, Senden yine sana sığınırım. Sana övgüler sıralayamam Sen kendini övdüğün gibisin.'
6- ' ALLAHumme leke secedtü, ve bike amentu, veleke eslemtu, secede vechi lillezi Hâlakehu ve savvarahu, ve şekke semêhu ve besarahu, tebareke-llahu ehsenu-l Halikine.- ALLAH'ım Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm secde etti, kendisini yaratan, şekillendiren, göz-kulak veren ALLAH'a, En güzel yaratıcı olan ALLAH'ın şanı ne yücedir.'
7- ' ALLAHümme-ğ firli zenbi kullehu, dikkahu vecilleh, ve uvvelehu ve Ahiretu, ve âlenitehu ve sirrehu.- ALLAH'ım Bütün günahlarımı ufağını büyüğünü ilkini sonunu açığını gizlisini bağışla.'
(alıntı-Kaynak nedir bilmiyorum)
"Kutub bir gün Mısın maşeri velilerine bi ziyafet vermemizi söyledi. Hepimiz neşe ile yedik. Kutbuz Zaman duasını yaptı. Akşam bir çömlek güveci yaptık. Güveç sünnetlendikten sonra derhal yarıldı. Kutub herhalde bunda pek büyük bir ibret levhası sezdi ki, cümlemize hitaben; "Ey ma'şer-i ehlullah, bu çömleğin yarılmasındaki hikmet nedir?" dedi. Herkes birşey söylüyordu:Bazısı; Bu çömleğin yarılmasına saik şudur: Çömlek lisanı hal ile diyor ki; "Allah'ın velilerinin elleri benim içime girdi. Artık bu şeref bana kafidir. Ben çatlamasam içine soğan, sarımsak korlar. Bu şereften mahrum kalmamak için, b uzevki ilelebed yaşamak için çatladım" dedi..Kutub. "ya Muhyiddin, sen ne dersin?" dedi. İşin zahiri değil batıni kısmına nazarımı atfedere:"Çömlek lisan-ı hal ile bize; bir kalbin içine Allah muhabbeti girdikten sonra başka bir muhabbet koyacaksanız benim gibi çatlayınız" diyor..dememle kutub çok memnun oldu. Beni takdir ve tahsin ile beraber, "benim de fikrim budur" dedi.
Ey Aziz!.. Bilesin ki!..
Şüpheci insanlarla arkadaşlık etmen, insanların senin hakkında da su-ı zanda bulunmalarına sebeb olur..
Bu da, insanların çoğunlukla niyetlerinin kötülüğünden meydana gelmektedir..
Sen, böyle olmaktan ve onlar gibi düşünmekten kalbini muhafaza et!..
Faide görürsün,.
İşte o faideler, seni insanlar hakkında iyi düşünmeye çağırır., ki kalbin bütün kötülüklerden pakize olur..
Salih olduğuna kanaat ettiğin bir kimseyi de, kötülerle arkadaşlık yaptığını gördüğünde, onlarla arkadaşlık etmesinden dolayı onun hakkında da kötü düşünme!..
Hatta..
O iyi şahısla arkadaşlık etmelerinden dolayı, o kötüler hakkında iyi düşün!,.
Yani o sâlih kimseyi bir tarafa nisbet edeceksen, iyiler tarafına nisbet et!.
Hiçbir zaman, kötüleri nazarı dikkate alarak, birşeyi onlara nisbet ederek hüküm verme!.
Zira, Allah tealâ, hiç kimseye;
- "Niye insanlar hakkında iyi düşündün?. " diye soru sormayacak ,.. Fakat..
- "Niye insanlara kötü zanda bulundun?. " diye SORACAK…!!!
Eğer, bu anlattıklarımızı kabul edip amel edersen senin için nasihat ve vasiyet olarak yeterlidir.
Hüsnü Zan Et / Ben kulumun zannı üzereyim (CC)
Ey Aziz!..
Bu vasiyet, ALLAH'ü Teâla'ya hüsn-ü zan etmek hakkındadır.
Ne halde olursan ol...
Rabbine hüsn-ü zanda bulun!.
SAKIN!..
Rabbine sû-ı zan etme!..
Niye?..
Zira, alıp verdiğin nefeslerinin hangisinin sonuncu olacağını BİLEMEZSİN...
öyle ise; her hâlinde hüsn-ü zan üzere ol!..
Ki.. Son nefesinde de o hâl üzere; öiümü tadarak Rabbine kavuşasın.
Ey Aziz!..
RABBİNE Sû-I ZAN ETMEKTEN SAKIN!.
Çünki, sû-ı zanda bulunacağın zamanda vereceğin nefeste Allah celle celalühû'nün
senin ruhunu kabz edip etmeyeceğini bilemezsin...
Öyle ise,. Sen sen ol da..
Hayatta iken sû-i zanda bulun.
Ayrıca..
- "Ölüm esnasında, hüsn-u zan et..." diyenlerin sözüne iltifat etme.
Zira..
Arif-i billâh olan zevat, alıp verdikleri her nefeste Allah celle celalühû murakabe
ettikleri iç in, onların katın da böyle denilen sözler meçhuldür... Yani, kabul görmez.
Bil ki!..
Bu açıkladığımız hâl üzere olmanın birçok faideleri olduğu muhakkakdır.
Şöyle ki..
Bu hâl üzere olmak; aynı zamanda, Allah-u Tealâ'yı Esma ve Sıfatlarıyla bilmeyi
de içermektedir... Zira, bu hâl üzere olmakla, Hakka karşı hakkıyla ahde vefa etmiş
olursun.
Allah'ın senin üzerine vacib kıldığı haklarından biri de aşağıda yazacağımız Âyetin
hükmüne imân etmendir.
“Sizi bilmeyeceğiniz bir yaratılışla var etmek üzereyiz"
(Vakıa sûresi, 61)
Ey Aziz!..
Şayet, Rabbine karşı sû-i zan edici olduğun durumda (Allah korusun)... Allah
celle celalûhû sen de ölümü var ederse., o vakit, "O"nun huzuruna o hâl ile çıkarsın.
Rasulüllah Aleyhisselâm, ALLAH'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
- «BEN, kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim öyleyse kulum Benim
hakkımda husn-ı zan da bulunsun.»
(Buhari ve Müslim)
Yukarda zikrettiğimiz Hadis-i kudsi'de Rabb-ül Âlemin, hüsn-ü zannı bir vakitle
kavıtlamamıştır.
Öyle ise, "Hayatta iken sû-ı zan üzere ol ve ölüm esnasında hüsn-ü zann üzere
bulun.." diyerek Rabbül Âlemin'e karşı zannı hangi hükme dayanarak bir vakitle
kayıtlarız..???
Bil kil.
Hüsn-ü zann, Allah-u Tealâ'nın Gafur, Rahim, olduğuna dolayısıyla da
Rahmetinin Gazabını geçtiğine itikat etmekdir.
Bu itikada İlâhi da'vet edicin, aşağıda zikr edeceğimiz Âyet-i Kerime olsun:
«De ki; Ey kendilerinin aleyhinde haddi uzatanlar, Allah'ın rahmetinden
ümidinizi kesmeyin.»
(Zumer sûresi, Âyet 53)
İşte, Allah tealâ, rahmetinden ümid kesmeni böyle yasakl ıyor.
Öyle ise, "O"nun yasakladığı şeyleri, senin terk etmen vacib olur. Unutma ki;
«Allah bütün günâhları yarlığar.»
(Zumer Sûresi, Âyet:53)
Ey Aziz!..
"O"nun verdiği haberler doğrudur. "O'nun verdiği haberlere değişim girmez,
Değişim girerse yalan olur. Yalan ise, Allah-u Tealâ hakkında muhaldir.
"Allah, bütün günâhları yarlığar.."
Allah, yukarda zikredilen ilâhi buyruğun da bağışlayacağı günâhı kayıt altına
almamıştır.. Çünkü, Cenab-ı Hak, günâhları kelimesini "Cemia'n" lafzıyla te'kid kılmıştır...
Arap dil bilgisinde, "Cemia'n" lâfzı, kendisinden bir önce zikredilen kelimeyi
te'kit (manâsını pekiştirmek, kuvvetlendirmek) etmek içindir.
Sonra...
Bu tekidi "İnnehû huve" ile tamamlamıştır. "İnne" lâfzı tahkik edatı "HÛ" zamiri
Huviyetullah'a bakan zamirdir... Huve zamiri, fasldır.
Âyette;
"Şüphesiz ki "O" çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.."
İnneHÛ'daki, "HÛ" zamiri öznedir.
Yüklemi ise EL-GAFUR ve ER-RAHİM lâfızlarıdır.
İşte, bu iki Esmâ'nın yüklem olmasında Allah'ın Rahmetinin gazabını geçtiğine
işaret vardır.
Keza "Eliezine esrefû" demekle de haddi aşmanın ne tür olduğunu mubhem
(belirsiz) bırakıyor..
İsmi nakıs olan "Ellezine" kelimesini zikr etmesi ise, bütün hadsizlikları
kapsamaktadır...
Sonra.,. "Benim kullarım" demekle Allah Tealâ, kulları kendine izafet etmiştir. Zira,
onlar "O"nun kullarıdır.
Keza, Cenab-ı Hak, Hazreti İsa Aleyhisselâm'dan şöyle haber vermektedir:
"Eğer kendilerine azâb edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır."
(Maide sûresi, Âyet 118)
Açıkça görüldüğü gibi yukarda zikr ettiğimiz Âyette de ALLAH, kulları kendisine izafet
etmiştir.
Ey Aziz!, Bil kil.
Onlara şeref olarak Allah'a izafet edilmelerinin şerefi yeter.
Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar Mumsema Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar
Rükûdan kalktıktan sonra tekbir alır, secdeye giderdi. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) secdeye giderken önce dizlerini sonra ellerini daha sonrada alnını ve burnunu yere koyardı. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) Alnı ve burnu üzere secde ederdi sarığının kıvrımına secde etmezdi. ALLAH Resülu (Aleyhisselatü Vesselam) çoğunlukla yere (toprağa) secde ederdi. Suya, çamura, hurma yaprağından örülmüş küçük örtüye, yine hurma yaprağından örülmüş hasır ve tabaklanmış post üzerine secde ederdi. Secde ettiğinde alnını ve burnunu iyice yerleştirir, ellerini yanlarından okadar dışarı çıkarır, uzaklaştırırdı ki koltuklarının aklığı gözükür, hatta bir kuzu altından geçmek istese geçebilirdi.
Ellerini omuzları ve kulakları hizasında kordu. Müslim Sahih'inde Berâ'dan naklen Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) şöyle buyurduğu rivayet eder; 'Secde ettiğinde avuç içlerini yere koy, dirseklerini yukarı kaldır.' Secdede bütün uzuvları düzgün durur, ayak parmaklarının uçları kıbleye yönelirdi.
Avuçlarını ve parmaklarını yere yayar parmak aralarını ne ayırır ne de sıkardı.
Secde esnasında şu dualardan birini okurdu;
1- ' Subhane Rabbiye-l Âlâ.- En yüce Rabbimi tenzih ederim.' Bu duayı okumayı emretmiştir.
2- ' Subhaneke-llahumme Rabbena ve biHamdike-llahumme-ğfirli.- Rabbimiz olan ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. ALLAH'ım beni bağışla.'
3- ' Subbuhun Kuddusun Rabbul-melaiketi ve-rRuh.- O ALLAH her türlü noksanlıktan münezzeh Sübbûh, Kuddûs isimlerinin sahibi, meleklerin ve Ruh'un sahibidir.'
4- ' Subhaneke-llahumme ve bihamdike, La ilahe illa ente.- ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Senden başka Tanrı yoktur.'
5- ' ALLAHumme inni biridake min sehadike, ve bi muâfatike min ukubetike, ve euzübike minke La uhsıye senaen âleyke, Ente kema esneyte âla nefsike.- ALLAH'ım Gazabından hoşnutluğuna azabından affına sığınırım, Senden yine sana sığınırım. Sana övgüler sıralayamam Sen kendini övdüğün gibisin.'
6- ' ALLAHumme leke secedtü, ve bike amentu, veleke eslemtu, secede vechi lillezi Hâlakehu ve savvarahu, ve şekke semêhu ve besarahu, tebareke-llahu ehsenu-l Halikine.- ALLAH'ım Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm secde etti, kendisini yaratan, şekillendiren, göz-kulak veren ALLAH'a, En güzel yaratıcı olan ALLAH'ın şanı ne yücedir.'
7- ' ALLAHümme-ğ firli zenbi kullehu, dikkahu vecilleh, ve uvvelehu ve Ahiretu, ve âlenitehu ve sirrehu.- ALLAH'ım Bütün günahlarımı ufağını büyüğünü ilkini sonunu açığını gizlisini bağışla.'
(alıntı-Kaynak nedir bilmiyorum)
"Kutub bir gün Mısın maşeri velilerine bi ziyafet vermemizi söyledi. Hepimiz neşe ile yedik. Kutbuz Zaman duasını yaptı. Akşam bir çömlek güveci yaptık. Güveç sünnetlendikten sonra derhal yarıldı. Kutub herhalde bunda pek büyük bir ibret levhası sezdi ki, cümlemize hitaben; "Ey ma'şer-i ehlullah, bu çömleğin yarılmasındaki hikmet nedir?" dedi. Herkes birşey söylüyordu:Bazısı; Bu çömleğin yarılmasına saik şudur: Çömlek lisanı hal ile diyor ki; "Allah'ın velilerinin elleri benim içime girdi. Artık bu şeref bana kafidir. Ben çatlamasam içine soğan, sarımsak korlar. Bu şereften mahrum kalmamak için, b uzevki ilelebed yaşamak için çatladım" dedi..Kutub. "ya Muhyiddin, sen ne dersin?" dedi. İşin zahiri değil batıni kısmına nazarımı atfedere:"Çömlek lisan-ı hal ile bize; bir kalbin içine Allah muhabbeti girdikten sonra başka bir muhabbet koyacaksanız benim gibi çatlayınız" diyor..dememle kutub çok memnun oldu. Beni takdir ve tahsin ile beraber, "benim de fikrim budur" dedi.
Muhyiddin İbn Arabi k.s
Benim , Hz. Peygamberin dile getirip davranışından sabit olan güvendiğim sünnete göre nafilenin rekatları şunlardır :
Fecirde iki rekat ( sabah namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Gündüzün başında dört rekat ( duha / kuşluk namazı , güneş doğduktan 45 dk. sonra kılınma vakti girer )
Öğleden önce dört rekat ( öğle namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Öğleden sonra dört rekat ( öğle namazının farzından sonra kılınan sünnet namaz )
İkindiden önce dört rekat ( ikindi namazı farzından önce kılınan sünnet namaz )
Akşamdan önce iki rekat ( akşam namazı farzından önce kılınan sünnet namaz. Malesef günümüzde terk edilen sünnetlerdendir. )
Akşamdan sonra altı rekat ( akşam namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz / evvabin namazı da denilir. )
İçinde vitirle beraber geceleyin on üç rekat ( vitir namazı ve gece namazı )
Cuma namazından sonra dört rekat ( Cuma namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz )
Bunlara yapılan ilave , iyilik üstüne iyilik , nur üstüne nurdur.
' Namaz en hayırlı iştir ' Hz. Muhammed (S.A.V)
Fütuhat c4 , s136 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Şari , namaz kılanı iki secde arasında oturduğunda " Allah'ım ! Beni bağışla , bana merhamet et , beni rızıklandır , benim yaramı onar " demeyi emretmiştir.
Fütuhat c4 , s157 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah'a, Zât'ında Allah olarak ibadet edenlerin sayısı çok azdır. Herkes nefsinde kurduğu kadarıyla O'na ibadet eder. Bu sırrı iyi anla! '
Muhyiddin İbn Arabi k.s
Bilim akıldan gelir yanılabilir, ilim haktan gelir değişmez gerçektir.(son zamanlarda yumurtanın kollestorolü etkilemediğinin çıkması)
Tevekkül, inanç, sabır, kararlılık ve doğruluk hakka götüren 5 gerekliliktir
iddia sahibi sınanır.
Senin halka dönük bir zahirin, hakka dönük bir batının vardır. Hak ne zaman senin zahirinde zuhur ederse, halk nezdindeki saygınlığın ortadan kalkar. Bu senin için mutluluktur. Çünkü seni hak ile baş başa bırakmış olurlar. Kul hakkın nezdinden ayrıldığında, ona hizmet edilir ve saygı gösterilir. Hakkın yanına girdiğinde, çok özel kişilerden başka kimse onu bilmez, saygı göstermez. M.İ.Arabi
Melekler , çığlıkla ağlanmadığı sürece , cenazeyle birlikte yürür. Bir çığlık olduğunda ise , o zaman melekler cenazeyi terk eder.
Fütuhat c4 , s240 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah , velilerini sever. Seven ise sevdiğini üzmez. Dünyada , O' nun velilerinden daha çok eziyet ve bela gören yoktur. Onlar , Allah'ın peygamberleri , nebileri ve tabileri hakkında manaları korunmuş kimselerdir.. Onlar , Allah'ın sevdiği kimselerken bu belayı nasıl hak etmişlerdir ? Allah şöyle der : " Onları sever , onlar da Allah'ı sever. " (Maide-54)
Bela bir iddiayla birlikte olabilir. Bir şeyi iddia etmeyen , iddiasının doğruluğuna delil getirmekle sınanamaz. İddia olmasaydı , bela da olmayacaktı. Şu var ki peygamber , delil nedeniyle sorumlu tutulmaz , çünkü o , bir iddiada bulunmamıştır. Bu nedenle de olumsuzlayana delil getirmek gerekmez denilmiştir. Halbuki gerçek böyle değil ! Aksine olumsuzlamayı iddia ederken de delil gerekir. Bir konuda olumsuzlamayı iddia etmek , iddianın sabit olması demektir. Bu durumda olumsuzlayan kişi , bu iddiası yönünden delil getirmekle yükümlüdür , çünkü o , bir şeyi ispatlamaktadır.
Allah kullarından dilediklerini sevdiğinde , onlara bilmedikleri yönden sevgisini verir. Onlar da nefslerinde Allah'a ait bir sevgi bularak ' Allah'ı seven ' olduklarını iddia etmişlerdir. Allah ise , seven olmaları bakımından onları sınamışken sevilen olmaları yönünden kendilerini nimetlendirmiştir. Allah'ın nimetlendirmesi , onları sevmesinin bir delilidir. " Kesin delil Allah'a aittir. " (En'am-149). Allah'ın onları sınaması ise O' nu sevme iddialarından kaynaklanır. Bu nedenle Allah sevdiği yaratıklarını sınamıştır.
Fütuhat c8 , s235 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah'ın kullarını herhangi bir imtihanla ve fitneyle sınaması, onların tasarrufta bulundukları işlere dair taşıdıkları iddialardan kaynaklanır. Onlar, söz konusu fiilin gerçekte veya kazanım yoluyla onlara ait olduğunu iddia ederler. Allah onlara yaratıcı- ilahi eli öğretmiş olsa ve kendi nefislerini fiildeki araçlar mesabesinde görüp bundan başka bir şeyin olamayacağını bilselerdi, Allah onları sınamazdı. Demek ki Allah kullarını böyle bir bilgiye ulaşsınlar diye sınar, onlar da bu iddiadan vazgeçerek mutlu olurlar. Bu bağlamda bir kısmına Allah hidayet ederken bir kısmı hakkında delalet hükmü kesinleşmiştir.
Fütuhat - c15,s363 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Dostum! Hiç mi insafın kalmadı? Peygamberin getirdiği bilginin sırlarına vakıf olmak, velilerin firavunları ve Allah'ın salih kullarının deccalları olan fakihler ve akılcılar içinde de mevcut değil midir? Allah, kendisine farz kılınan şeyle amel eden herhangi birimize şunu der: Allah, emrini yerine getiren kimseye öğretir ve amellerinin meydana getireceği bilgilerin öğretim işini üstlenir. Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkunuz, o size öğretir. Allah her şeyi bilendir." Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkarsanız, size bir furkan verir."
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
İman nurundan kaynaklanmayan ferasete itibar edilmez !
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
Hz. Peygamberden gelen kutsi bir hadiste Allah'ın şöyle söylediği aktarılır : " Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. Benim hakkımda iyi zanda bulunsun. " Hadiste Allah belirli bir vakit belirlememiştir. Allah hakkındaki zannın , O 'nun günahları affettiği, bağışladığı, sildiği şeklinde bir bilgi olmalıdır.
Bu bilgiye seni davet eden ise şu ayeti kerime olmalıdır . " Ey kendilerine haksızlık eden kullarım ! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. " (Zümer 39/53)
Fütuhat c18 , s182 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Duyu tanıktır , hüküm veren ise akıldır. Hükümdeki hata hüküm verene nispet edilir.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Kimin iddiası yoksa, sınanma ve denenmeyle muhatap değildir. Allah bize " Ben sizin Rabbiniz değil miyim? " diye sorana kadar bizi sınamamıştır. Bu soruya karşılık biz " Evet ! Bizim Rabbimizsin " demekle Rabbimiz olduğunu kabul ettik. O' nu Rabbimiz olarak ikrar etmek, kendisine kulluk edeceğimizi de ikrar etmemiz demektir. Kulluk özü gereği efendiye itaati gerektirir. Öyleyse bunu iddia ettiğimizde , iddiamızda doğruluğumuzu denemek üzere Allah bizi yükümlü tutmuştur.
Fütuhat 12. cilt, sf 336 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur.
..Ataullah İskenderani.
Kendi bakışını ve değerlendirmeni Allah'ın yaratıkları hakkındaki bilgisine tercih etme ve üstün tutma !
Allah (dilediği kişiyi) Müslümanların işlerini deruhte etmesi üzere görevlendirir ve yönetici yapar. Bu itibarla yöneticiler ve valiler zalim bile olsalar , Allah'ın onlarda bilmediğin bir sırrı vardır. Allah'ın onlar vasıtasıyla uzaklaştırdığı kötülükler ve onlar vasıtasıyla meydana gelen hayır ve maslahatlar, zalim olduklarında bile zulümlerinden daha çoktur. Buna rağmen insanlar genellikle kendi bakışlarını, Allah'ın yaratıklarındaki fiiline tercih eder ve üstün tutarlar. Şeytan onlara gelir , haksız eleştirilerini idarecilerine yöneltmelerini sağlayarak onları görevlendirenin Allah olması nedeniyle doğruyla aralarına perde çeker ve Hz. Peygamberin şu buyruğunu kendilerine unutturur : " Bir el itaatten ayrılır ve emre ve ehline karşı koyarsa, şeytan o cemaate girer. " Şeytanın oraya girmesi , bu ve benzeri hadisleri tevil etmek demektir. Aynı zamanda şeytan onlara şu hadisi de unutturur. Hz. Peygamber şöyle der : " Yöneticiler zulmederse sizin lehinize ve onların aleyhinedir ; adil davranırlarsa sizin ve onların lehinedir. " Allah Kur'an ile saptırmadığı kimseyi sultan vasıtasıyla saptırabilir. Bu meseleyi açıklamak sadedinde sadece Hz. Adem'in halifeliği hakkında meleklerin Allah'a itirazı bulunsaydı , yeterli olurdu. Dikkat ediniz ! Hz. Peygamber zekatın tamlığının bir tezahürünü de sadaka toplayıcının - haksızlık etse bile - senden razı olarak geriye dönmüş olması olarak zikretmiştir. Kastedilen zekatı toplayan kişidir. Bu kapı insanların habersiz kaldığı ve nefislerinin yüzüne kapamış oldukları bir kapıdır. Bir hususta düşüncesi olan herkesin bir nasibi vardır , fakat Allah'ın katında neyin bulunduğunu bilemez. Bu konuda Allah'tan gelen pek çok delil gördük.
Birini kınarken , Allah'ın kınadığı şekilde niteliği kınaman lazımdır , yoksa kendine karşı ihlaslı davranırsan o nitelikle niteleneni kınama !
Birini överken hem sıfatı ve hem onunla nitelenen kimseyi övmelisin ; zira Allah seni bu nedenle över.
Fütuhat-ı Mekkiyye c18, s280 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Fecirde iki rekat ( sabah namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Gündüzün başında dört rekat ( duha / kuşluk namazı , güneş doğduktan 45 dk. sonra kılınma vakti girer )
Öğleden önce dört rekat ( öğle namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Öğleden sonra dört rekat ( öğle namazının farzından sonra kılınan sünnet namaz )
İkindiden önce dört rekat ( ikindi namazı farzından önce kılınan sünnet namaz )
Akşamdan önce iki rekat ( akşam namazı farzından önce kılınan sünnet namaz. Malesef günümüzde terk edilen sünnetlerdendir. )
Akşamdan sonra altı rekat ( akşam namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz / evvabin namazı da denilir. )
İçinde vitirle beraber geceleyin on üç rekat ( vitir namazı ve gece namazı )
Cuma namazından sonra dört rekat ( Cuma namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz )
Bunlara yapılan ilave , iyilik üstüne iyilik , nur üstüne nurdur.
' Namaz en hayırlı iştir ' Hz. Muhammed (S.A.V)
Fütuhat c4 , s136 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Şari , namaz kılanı iki secde arasında oturduğunda " Allah'ım ! Beni bağışla , bana merhamet et , beni rızıklandır , benim yaramı onar " demeyi emretmiştir.
Fütuhat c4 , s157 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah'a, Zât'ında Allah olarak ibadet edenlerin sayısı çok azdır. Herkes nefsinde kurduğu kadarıyla O'na ibadet eder. Bu sırrı iyi anla! '
Muhyiddin İbn Arabi k.s
Bilim akıldan gelir yanılabilir, ilim haktan gelir değişmez gerçektir.(son zamanlarda yumurtanın kollestorolü etkilemediğinin çıkması)
Tevekkül, inanç, sabır, kararlılık ve doğruluk hakka götüren 5 gerekliliktir
iddia sahibi sınanır.
Senin halka dönük bir zahirin, hakka dönük bir batının vardır. Hak ne zaman senin zahirinde zuhur ederse, halk nezdindeki saygınlığın ortadan kalkar. Bu senin için mutluluktur. Çünkü seni hak ile baş başa bırakmış olurlar. Kul hakkın nezdinden ayrıldığında, ona hizmet edilir ve saygı gösterilir. Hakkın yanına girdiğinde, çok özel kişilerden başka kimse onu bilmez, saygı göstermez. M.İ.Arabi
Melekler , çığlıkla ağlanmadığı sürece , cenazeyle birlikte yürür. Bir çığlık olduğunda ise , o zaman melekler cenazeyi terk eder.
Fütuhat c4 , s240 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah , velilerini sever. Seven ise sevdiğini üzmez. Dünyada , O' nun velilerinden daha çok eziyet ve bela gören yoktur. Onlar , Allah'ın peygamberleri , nebileri ve tabileri hakkında manaları korunmuş kimselerdir.. Onlar , Allah'ın sevdiği kimselerken bu belayı nasıl hak etmişlerdir ? Allah şöyle der : " Onları sever , onlar da Allah'ı sever. " (Maide-54)
Bela bir iddiayla birlikte olabilir. Bir şeyi iddia etmeyen , iddiasının doğruluğuna delil getirmekle sınanamaz. İddia olmasaydı , bela da olmayacaktı. Şu var ki peygamber , delil nedeniyle sorumlu tutulmaz , çünkü o , bir iddiada bulunmamıştır. Bu nedenle de olumsuzlayana delil getirmek gerekmez denilmiştir. Halbuki gerçek böyle değil ! Aksine olumsuzlamayı iddia ederken de delil gerekir. Bir konuda olumsuzlamayı iddia etmek , iddianın sabit olması demektir. Bu durumda olumsuzlayan kişi , bu iddiası yönünden delil getirmekle yükümlüdür , çünkü o , bir şeyi ispatlamaktadır.
Allah kullarından dilediklerini sevdiğinde , onlara bilmedikleri yönden sevgisini verir. Onlar da nefslerinde Allah'a ait bir sevgi bularak ' Allah'ı seven ' olduklarını iddia etmişlerdir. Allah ise , seven olmaları bakımından onları sınamışken sevilen olmaları yönünden kendilerini nimetlendirmiştir. Allah'ın nimetlendirmesi , onları sevmesinin bir delilidir. " Kesin delil Allah'a aittir. " (En'am-149). Allah'ın onları sınaması ise O' nu sevme iddialarından kaynaklanır. Bu nedenle Allah sevdiği yaratıklarını sınamıştır.
Fütuhat c8 , s235 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah'ın kullarını herhangi bir imtihanla ve fitneyle sınaması, onların tasarrufta bulundukları işlere dair taşıdıkları iddialardan kaynaklanır. Onlar, söz konusu fiilin gerçekte veya kazanım yoluyla onlara ait olduğunu iddia ederler. Allah onlara yaratıcı- ilahi eli öğretmiş olsa ve kendi nefislerini fiildeki araçlar mesabesinde görüp bundan başka bir şeyin olamayacağını bilselerdi, Allah onları sınamazdı. Demek ki Allah kullarını böyle bir bilgiye ulaşsınlar diye sınar, onlar da bu iddiadan vazgeçerek mutlu olurlar. Bu bağlamda bir kısmına Allah hidayet ederken bir kısmı hakkında delalet hükmü kesinleşmiştir.
Fütuhat - c15,s363 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Dostum! Hiç mi insafın kalmadı? Peygamberin getirdiği bilginin sırlarına vakıf olmak, velilerin firavunları ve Allah'ın salih kullarının deccalları olan fakihler ve akılcılar içinde de mevcut değil midir? Allah, kendisine farz kılınan şeyle amel eden herhangi birimize şunu der: Allah, emrini yerine getiren kimseye öğretir ve amellerinin meydana getireceği bilgilerin öğretim işini üstlenir. Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkunuz, o size öğretir. Allah her şeyi bilendir." Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkarsanız, size bir furkan verir."
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
İman nurundan kaynaklanmayan ferasete itibar edilmez !
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
Hz. Peygamberden gelen kutsi bir hadiste Allah'ın şöyle söylediği aktarılır : " Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. Benim hakkımda iyi zanda bulunsun. " Hadiste Allah belirli bir vakit belirlememiştir. Allah hakkındaki zannın , O 'nun günahları affettiği, bağışladığı, sildiği şeklinde bir bilgi olmalıdır.
Bu bilgiye seni davet eden ise şu ayeti kerime olmalıdır . " Ey kendilerine haksızlık eden kullarım ! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. " (Zümer 39/53)
Fütuhat c18 , s182 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Duyu tanıktır , hüküm veren ise akıldır. Hükümdeki hata hüküm verene nispet edilir.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Kimin iddiası yoksa, sınanma ve denenmeyle muhatap değildir. Allah bize " Ben sizin Rabbiniz değil miyim? " diye sorana kadar bizi sınamamıştır. Bu soruya karşılık biz " Evet ! Bizim Rabbimizsin " demekle Rabbimiz olduğunu kabul ettik. O' nu Rabbimiz olarak ikrar etmek, kendisine kulluk edeceğimizi de ikrar etmemiz demektir. Kulluk özü gereği efendiye itaati gerektirir. Öyleyse bunu iddia ettiğimizde , iddiamızda doğruluğumuzu denemek üzere Allah bizi yükümlü tutmuştur.
Fütuhat 12. cilt, sf 336 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur.
..Ataullah İskenderani.
Kendi bakışını ve değerlendirmeni Allah'ın yaratıkları hakkındaki bilgisine tercih etme ve üstün tutma !
Allah (dilediği kişiyi) Müslümanların işlerini deruhte etmesi üzere görevlendirir ve yönetici yapar. Bu itibarla yöneticiler ve valiler zalim bile olsalar , Allah'ın onlarda bilmediğin bir sırrı vardır. Allah'ın onlar vasıtasıyla uzaklaştırdığı kötülükler ve onlar vasıtasıyla meydana gelen hayır ve maslahatlar, zalim olduklarında bile zulümlerinden daha çoktur. Buna rağmen insanlar genellikle kendi bakışlarını, Allah'ın yaratıklarındaki fiiline tercih eder ve üstün tutarlar. Şeytan onlara gelir , haksız eleştirilerini idarecilerine yöneltmelerini sağlayarak onları görevlendirenin Allah olması nedeniyle doğruyla aralarına perde çeker ve Hz. Peygamberin şu buyruğunu kendilerine unutturur : " Bir el itaatten ayrılır ve emre ve ehline karşı koyarsa, şeytan o cemaate girer. " Şeytanın oraya girmesi , bu ve benzeri hadisleri tevil etmek demektir. Aynı zamanda şeytan onlara şu hadisi de unutturur. Hz. Peygamber şöyle der : " Yöneticiler zulmederse sizin lehinize ve onların aleyhinedir ; adil davranırlarsa sizin ve onların lehinedir. " Allah Kur'an ile saptırmadığı kimseyi sultan vasıtasıyla saptırabilir. Bu meseleyi açıklamak sadedinde sadece Hz. Adem'in halifeliği hakkında meleklerin Allah'a itirazı bulunsaydı , yeterli olurdu. Dikkat ediniz ! Hz. Peygamber zekatın tamlığının bir tezahürünü de sadaka toplayıcının - haksızlık etse bile - senden razı olarak geriye dönmüş olması olarak zikretmiştir. Kastedilen zekatı toplayan kişidir. Bu kapı insanların habersiz kaldığı ve nefislerinin yüzüne kapamış oldukları bir kapıdır. Bir hususta düşüncesi olan herkesin bir nasibi vardır , fakat Allah'ın katında neyin bulunduğunu bilemez. Bu konuda Allah'tan gelen pek çok delil gördük.
Birini kınarken , Allah'ın kınadığı şekilde niteliği kınaman lazımdır , yoksa kendine karşı ihlaslı davranırsan o nitelikle niteleneni kınama !
Birini överken hem sıfatı ve hem onunla nitelenen kimseyi övmelisin ; zira Allah seni bu nedenle över.
Fütuhat-ı Mekkiyye c18, s280 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
DUA
Yarabbi, hiç bir vasıtaya dayanmaksızın sana tevcih olabilmem imkanını bana ver. lç alemlerimi her fırsatta görebileyim. Beni yaratmak lütfunda bulunarak kıymetlendirdin, bu kıymetim eksilmesin, her an artsın. Nurum sönüp, benliğim kararmasın. imkanlarım daralmasın. Tekamül yollarımın üstünde engeller kalmasın. Beni yersiz ve değersiz duraklamalardan koru. Yanlış planlar tanziminden esirge. İzan, idrak ve iktidarımı yükselt. İlim okyanuslarında içim yıkansın. Lütfuna layık olabilme ve bana bahşettiğin kıymete değebilmek saadetinden mahrum olmayayım. İsmini anmak, seni düşünmek cesaretinde bulunduğum için beni affet.
Ezeliyetin, ebediyetin ve kemalin haliki olan allahım, lütuflarının karşılığı yoktur. Sana duyduğum minnet sonsuzdur. Her şey, senin emrinle başlar. Ve her şey sana nazaran sıfırdır. Ey Mutlak Ekmel olan Allah'ım, ben aczim yüzünden, seni ancak böyle düşünebilirim. Bu, benim dar rüyet zaviyemin müşahadesidir. Çünkü mahlukatının, senin hakkındaki idrakleri ancak iktidarları nisbetindedir. Mutlaklığının, mutlak olarak idraki, mutlak olarak imkansızdır. Her kemal, sana nazaran noksandır. Her noksan, eğer senin tensibinle meydana getirilmiş ise, O muhakkak gizli bir kemal-i layetenahi ile doludur. Bu senin esrarı kudretinin bir hikmeti ve uluhiyetinin bir azametidir.
Yarabbi, haddimin hududunu tecavüzden her an menedileyim Senin büyüklüğün karşısında hiçliğimi idrakten mahrum kalmayayım. İşte nihayet bütün ruhumla susuyorum. Hudutsuz kainatlarda tekamül etmeme imkan ve müsaade verdin. Bunun dışında senden istenebilecek ne olabilir ki!. .. Kusurlarımı bağışla. İyi ve kötü diye vasıflandırabileceğim her hareketim, hatta bütün mevcudiyetim İlahi iradenin icabı içindedir. Ben intibak ettiğim alemlerin kanun ve icaplarının seyrine arz olunarak senin büyük nizamını tahakkuk ettirmiş bulunuyorum.
Ezeliyetin, ebediyetin ve kemalin haliki olan allahım, lütuflarının karşılığı yoktur. Sana duyduğum minnet sonsuzdur. Her şey, senin emrinle başlar. Ve her şey sana nazaran sıfırdır. Ey Mutlak Ekmel olan Allah'ım, ben aczim yüzünden, seni ancak böyle düşünebilirim. Bu, benim dar rüyet zaviyemin müşahadesidir. Çünkü mahlukatının, senin hakkındaki idrakleri ancak iktidarları nisbetindedir. Mutlaklığının, mutlak olarak idraki, mutlak olarak imkansızdır. Her kemal, sana nazaran noksandır. Her noksan, eğer senin tensibinle meydana getirilmiş ise, O muhakkak gizli bir kemal-i layetenahi ile doludur. Bu senin esrarı kudretinin bir hikmeti ve uluhiyetinin bir azametidir.
Yarabbi, haddimin hududunu tecavüzden her an menedileyim Senin büyüklüğün karşısında hiçliğimi idrakten mahrum kalmayayım. İşte nihayet bütün ruhumla susuyorum. Hudutsuz kainatlarda tekamül etmeme imkan ve müsaade verdin. Bunun dışında senden istenebilecek ne olabilir ki!. .. Kusurlarımı bağışla. İyi ve kötü diye vasıflandırabileceğim her hareketim, hatta bütün mevcudiyetim İlahi iradenin icabı içindedir. Ben intibak ettiğim alemlerin kanun ve icaplarının seyrine arz olunarak senin büyük nizamını tahakkuk ettirmiş bulunuyorum.
Gavsı Azam Abdulkadîri Geylânî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı
Gavsı Azam Abdulkadîri Geylânî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı
TÜRKÇESİ: Allahümme salli ve sellim alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin essâbiki lilhalki nûruhu Ve rahmeten lil' âlemîni zuhûrûhu Adede men medâ min halkike Ve men beka ve men saîde minhum ve men şekâ Salâten testâgrikul adde ve tuhîtu bil haddi Salâten lâ gâyete lehâ velâ mühteha velâ inkidâe Salâten dâimeten bi devâmike Ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim teslimen kesiren misle zâlike.
MÂNÂSI: ALLAH'ım! Nûru mahlûkattan önce yaratılan (ilk halk), zuhûru âlemlere rahmet olan Efendimiz ve Sahibimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'e; geçmiş ve gelecek mahlûkatın sayısınca, kullarından saîd (ehli tevhid, mutlu) olanlar ve şâki (inkârcı, bedbaht, mutsuz) olanlar sayısınca salât-ü-selâm getir! Rahmetini ihsân eyle, teslimiyet ve istikamet ulaşımımıza vesile kıl! Öyle bir salât ki sayılar, içinde gark olsun (sayıları, adedleri yutsun) ve hadleri (hudud, sınır) ihata etsin (kapsasın, içine alsın). Öyle bir salât ki sınırı (gayesi) ve sonu (nihâyeti) olmasın, asla kesilmesin! Senin sonsuz ebedîliğiyin devâmınca bir salât! Ailesine ve ashabına da böylece, çokca, tam bir şekilde selâmla, selâmette kıl rahmet ihsân eyle!
TÜRKÇESİ: Allahümme salli ve sellim alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin essâbiki lilhalki nûruhu Ve rahmeten lil' âlemîni zuhûrûhu Adede men medâ min halkike Ve men beka ve men saîde minhum ve men şekâ Salâten testâgrikul adde ve tuhîtu bil haddi Salâten lâ gâyete lehâ velâ mühteha velâ inkidâe Salâten dâimeten bi devâmike Ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim teslimen kesiren misle zâlike.
MÂNÂSI: ALLAH'ım! Nûru mahlûkattan önce yaratılan (ilk halk), zuhûru âlemlere rahmet olan Efendimiz ve Sahibimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'e; geçmiş ve gelecek mahlûkatın sayısınca, kullarından saîd (ehli tevhid, mutlu) olanlar ve şâki (inkârcı, bedbaht, mutsuz) olanlar sayısınca salât-ü-selâm getir! Rahmetini ihsân eyle, teslimiyet ve istikamet ulaşımımıza vesile kıl! Öyle bir salât ki sayılar, içinde gark olsun (sayıları, adedleri yutsun) ve hadleri (hudud, sınır) ihata etsin (kapsasın, içine alsın). Öyle bir salât ki sınırı (gayesi) ve sonu (nihâyeti) olmasın, asla kesilmesin! Senin sonsuz ebedîliğiyin devâmınca bir salât! Ailesine ve ashabına da böylece, çokca, tam bir şekilde selâmla, selâmette kıl rahmet ihsân eyle!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
-
Fırında Kuru Fasulye nasil yapilir 400gr kuru fasulye 2adet soğan 1kaşık şeker 1kaşık salça 1kaşık sirke sucuk ½ çay kaşığı tarçın ½ çay k...
-
BUTTER CREAM 125 gr yumurta akı (bir yumurtanın akı ortalama 30 gr geliyor 4 yumurta akı yeter sanırım) 250 gr pudra şekeri 250 gr oda ...