3 Aralık 2012 Pazartesi

Hayatı anlamak demek...

İnsanlara istedikleri kadar, isteyebilecekleri kadar ver. Sana da veriliyor. Ver ki, her verdiğin damlanın arkasından şelaleri karşıla. Mukavemet edebileceğin kadarını al, aldığın nisbette ver. Hiç, ama hiç esirgeme. Çünkü bu sana, tükenmek bilmeyen bir menba'dan gelmektedir. Ey fani! lşık tut, göster, insanlara hep yol göster. Aydınlık onları kör edinceye kadar ...
Şu cömert tabiata bak. Herşeyi önüne sermiş, hepsi yalnız senin için .. Gökte yıldızlar, etrafında seni mest eden renkler, hislerini uyuşturan nağmeler, ne varsa yalnız senin için meydana gelmiştir. Sen de cömert ol. Tabiatın malı olan insandan tabiatın hiç bir şeyini esirgeme. Bununla beraber, yalnız bir şey isteme: Izdırap!. .. Bırak, zaten onlar insan olmakla, onu aramaya koşmuşlar demektir. Sen onları ızdıraba sürükleyen bir rehber olmaktan daima çekin.
Tabiata bak!.. Dalındaki bir üzüm salkımını düşün. Bütün ihtişamına rağmen, sana doğru nasıl başını eğen bir hali var!.. Asma dalı, kendisine hayat veren güneşten bile yapraklarıyla örterek sakladığı bu muhteşem mahsülü nasıl sana vermeye, senin zalim ellerinde heder ettirmeye müsaade ediyorsa, sen de insanlara verirken, sen de insan1ara benliğinden, varlığından bir şeyleri geçirirken, hiç olmazsa bir asma dalı kadar olgunluk göster. Ay gökyüzünde bile, hep bir şeyler vermek için çalışıyor. Hatta kendisinde olmayan şeyi senin için sana esirgemeden ve­riyor. Karanlık yollarını aydınlatıyor. Tıpkı Ay gibi yap. Başkasından aldıklarını gene başkasına ver. Asla esirgeme. Çünkü sen, bil ki, yalnız senin için değilsin. lşığı sadece kendin için saklama ki, fazlası da seni yakmasın. Kafanı bilgisiz, gönlünü kapalı tut­ma ki, seni karanlıkta bırakmasın. Zaten sonunda da gene her şeyi aldığın yerde bırakacak değil misin? Alem değiştirirken sa­na kalan; senin olan yalnız görgü ve tecrüben değil midir?
Hayatının bittiği yerde, başladığı yerdeki gibi annen, baban var mı idi? Annen, baban ve ötekiler birer üniforma gibi hep dünyaya ait şeyler değil midir? Sen onları bu hayat mektebinin içinde bulup arkadaşlık etmedin mi? Olümün ötesinde müşfik bir anne kalbi yoktur. Bununla beraber, artık senin bu şekilde bir şefkate, bir anne himayesine de ihtiyacın yoktur. Sen, intibak ettiğin alemlerin kanun ve icaplarına göre plan tanzim ede­rek bedenlendiğin zaman, senin için yaratılan bu kaniatta her anneye ihtiyacın olduğu zaman, onu, bütün vasıflarıyla birlikte sana kucağını açmış bulacaksın. Bundan emin olabilirsin. Tamı, tekamülün için ne icap ediyorsa hepsini hazırlamış ve önüne sürmüştür. Kainatta mevcut olan her şey senin için, senin teka­mülüne lazım olduğu için var olumuştur. Buna karşılık vazifen, sadece ilerlemenin icaplarını yoluna [yerine] getirmendir.
Korkma, hiç bir şeyden korkma. Tanrı'yı düşün. Yaratılış gayeni hatırla. 0 zaman hiç bir şeyden korkmamak lazım geldiğini esasen anlamış bulunursun. Korku, nefsani endişelerin beslediği ve ruhumuzun derinliklerinden fışkıran ilahi Nur'un, fiillerimize aksetmesine engel olan maddi bir arızadır. Kendi kendinizden korkmayınız. Korku, ruhun kabalığındaki karanlıkta gizlidir .. içinizi dökünüz. Hakikati arayınız. Onu aydınlatınız. içinizin nuru üzerinde birikmiş cehalet bulutlarını sıyırıp, benliğinizi görünüz. Bunu yapabildiğiniz takdirde, onun nurunun parlaklığı karşısın­da uyuşup kalmayınız.
İnsanlara bak. Onların tekamüllerini Tanrı hakkındaki telak­kileriyle ölçmeye çalış. Sahip oldukların için sevinme, layık oldu­ğun için senin olmuştur. Sahip olmadıkların için üzülme, vakti erken bulmuştur. 24 saatin bir tanesinde de kendi içine dön, onu dinle. Basit realitelerin anahtarları sendedir. Başkasına sorma, herkesi yorma. Senden daha ileride olduklarını zannettiğin kim­seleri gökyüzünde arama. Hiç bir şey senden uzakta değildir. Allah bile ...
Gözlerini kapa, kainatı gör. Gözlerini aç, gene kainatı gör.
Bakmak kafi değil, görmek lazım. Eşyanın hikmetini düşün. Onun varlığının gayesinin sen olduğunu bil. Sezişini kuvvetlen­dir. Sezişte belagat, hiç bir hasse kanalında yoktur. Kelimeler kısırdır, nağmeler mahduttur. Hudutsuzluk sana ancak seziş ka­nalı ile gelmektedir. Sezerek gör, sezerek işit, sezerek anla. ln­sanların maddelerinden ruhlarına süzül, oradaki cevherleri tanı. Hiç kimseye hor bakma. Başkalarını hor görüyorsan eğer, için paslı, menşurun sisli demektir. içini arıt, parlat, kalbinden her türlü şüpheyi at. O zaman kainatı kaplayan bu muamma sislerinin eridiğini, arkasındaki hakikatlerin billurlaştığını, eşyayı ve varlıkları kendi değerlerinde görmeye başladığını anlayacaksın. Hayattan çağrıldığın zaman, bu daveti esefle karşılama. Bunun, senin hakkında hayırlı olduğunu bil. Çünkü bu davet, se­ni tekamülün için bir zarurettir. Gideceğin yer, gitmekte olduğun yerden daha basit değildir. Her hareketin bir tekamüldür. Duraklayışın, hatta zaman zaman gerileyişin bile. İnsanların topyeku­nuna bak. Bir kısmı hayatta neşenin peşinde koşarlar. Onlar, iç­lerinin karanlığında boğuldukları için onu ararlar. Bazıları yalnızIıktan kaçar. Onlar da kendileriyle, kendi vicdanları ,ile yalnız kalmaktan korkarlar. Bir kısmı boş, bomboş konuşur. Öyle kimseler vardır ki, yalnız dinlemeyi tercih ederler. Anlamak için. Etrafını dinler, tabiatı dinler ve nihayet kendini dinler. Dinledikçe anlar, anladıkça öğrenir ve tekamül eder. İnsanları dinle, dinlemeden anlamak mümkün değildir. iyi anlaşmış insanlar sana hep misaldir. Onlar birbirlerini dinledikleri için anlamışlar ve anlaşmışlardır.
Etrafında her şeyi sev. Her şeyde, herkeste iyi bir taraf bulmaya çalış. En kötü zannettiğin insanda bile, en kıymetli cevherin bulunduğunu unutma. İnsanların iyi taraflarını, kendilerinin dahi farkına varamadıkları kıymetleri bir dahi gibi keşfet. Başkalarının buldukları kıymetlerle yetinme. Cevherler senin anlayış menşurundan geçmedikçe, senin seziş kanalına girip, senin mantık terazinde ayarlanmadıkça yetinme. Ara, hakikati ara. Kendini her an imtihana hazırlanan bir talebe gibi hisset, senin için. Başkalarına karşı borçlu olduğunu bil, onlar için ... Etrafındakilerin, tekamüllerinde vazifeli olduğunu hiç bir zaman aklından çıkarma. Ancak O vakit kemal yollarının O ölçülemez sonsuzluğunda rehbersiz ve yaya kalmamış olursun.
Etrafınızdakileri görünüz. İnsanlarla anlaşmaya çalışınız.
Bütün insanları duyup anlayamazsanız, insanım demeye ne hakkınız vardır? insanları seviniz. Siz de bir insansınız. insanlara acıyınız. Siz de her türlü şefkate ve himayeye muhtaçsınız. İnsanları hoşgörünüz. Siz de kusurla dolusunuz. İnsanlara yardım edin. Siz de çok şeyler bekliyorsunuz. Dinlere hürmet ediniz; onlar, yüzyıllar boyunca yapılan tekamülün beşeriyete sağladığı en yüksek realitelerdir.
Kendi ruhunuzu Allah sanmayınız. İktidarınızı mübalağa etmeyiniz. Başkalarının planlarına hürmet ediniz. Başka varlıkla­rın tekamül planlarına saygı ve hürmet beslemek, belirli bir bilgi seviyesinin ortaya çıkardığı bir edep ve vazife idraki ile mümkündür. Ayrıca, buradaki hürmeti, hizmetle ilgili fonksiyonların icaplarını yerine getirmek cehdi olarak da anlamaklığınız yerindedir. Aynı zamanda saygı ve hürmet, alemşümul sevgiden kendine düşen bir nasibe de sahiptir. Bilgi, sevgi halinde tecelli etmiş, sevgiden hizmet vazifesi ve idraki filizlenmiş ve bu filiz, saygı ve hürmet çiçekleriyle süslenmiştir. Ne mutlu O insana ki, sevgi halesiyle sarılı hürmet çiçekleriyle bezenmiş hizmet çiçeklerine sahiptir. Ne mutlu O varlığa ki, binbir meşakkatle yetiştirdiği O çiçekleri buket buket, onu koklamak isteyenlere büyük bir sevinç ve tevazu ile sunmayı kendisine vazife edinmiştir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için teşekkürler.