26 Temmuz 2015 Pazar

Su-i Zan hüsn i Zan

Su-i Zan'dan Sakın
Ey Aziz!.. Bilesin ki!..

Şüpheci insanlarla arkadaşlık etmen, insanların senin hakkında da su-ı zanda bulunmalarına sebeb olur..

Bu da, insanların çoğunlukla niyetlerinin kötülüğünden meydana gelmektedir..

Sen, böyle olmaktan ve onlar gibi düşünmekten kalbini muhafaza et!..

Faide görürsün,.

İşte o faideler, seni insanlar hakkında iyi düşünmeye çağırır., ki kalbin bütün kötülüklerden pakize olur..

Salih olduğuna kanaat ettiğin bir kimseyi de, kötülerle arkadaşlık yaptığını gördüğünde, onlarla arkadaşlık etmesinden dolayı onun hakkında da kötü düşünme!..

Hatta..

O iyi şahısla arkadaşlık etmelerinden dolayı, o kötüler hakkında iyi düşün!,.

Yani o sâlih kimseyi bir tarafa nisbet edeceksen, iyiler tarafına nisbet et!.

Hiçbir zaman, kötüleri nazarı dikkate alarak, birşeyi onlara nisbet ederek hüküm verme!.

Zira, Allah tealâ, hiç kimseye;

- "Niye insanlar hakkında iyi düşündün?. " diye soru sormayacak ,.. Fakat..

- "Niye insanlara kötü zanda bulundun?. " diye SORACAK…!!!

Eğer, bu anlattıklarımızı kabul edip amel edersen senin için nasihat ve vasiyet olarak yeterlidir.

Hüsnü Zan Et / Ben kulumun zannı üzereyim (CC)
Ey Aziz!..
Bu vasiyet, ALLAH'ü Teâla'ya hüsn-ü zan etmek hakkındadır.
Ne halde olursan ol...
Rabbine hüsn-ü zanda bulun!.
SAKIN!..
Rabbine sû-ı zan etme!..
Niye?..
Zira, alıp verdiğin nefeslerinin hangisinin sonuncu olacağını BİLEMEZSİN...
öyle ise; her hâlinde hüsn-ü zan üzere ol!..
Ki.. Son nefesinde de o hâl üzere; öiümü tadarak Rabbine kavuşasın.
Ey Aziz!..
RABBİNE Sû-I ZAN ETMEKTEN SAKIN!.
Çünki, sû-ı zanda bulunacağın zamanda vereceğin nefeste Allah celle celalühû'nün
senin ruhunu kabz edip etmeyeceğini bilemezsin...
Öyle ise,. Sen sen ol da..
Hayatta iken sû-i zanda bulun.
Ayrıca..
- "Ölüm esnasında, hüsn-u zan et..." diyenlerin sözüne iltifat etme.
Zira..
Arif-i billâh olan zevat, alıp verdikleri her nefeste Allah celle celalühû murakabe
ettikleri iç in, onların katın da böyle denilen sözler meçhuldür... Yani, kabul görmez.
Bil ki!..
Bu açıkladığımız hâl üzere olmanın birçok faideleri olduğu muhakkakdır.
Şöyle ki..
Bu hâl üzere olmak; aynı zamanda, Allah-u Tealâ'yı Esma ve Sıfatlarıyla bilmeyi
de içermektedir... Zira, bu hâl üzere olmakla, Hakka karşı hakkıyla ahde vefa etmiş
olursun.
Allah'ın senin üzerine vacib kıldığı haklarından biri de aşağıda yazacağımız Âyetin
hükmüne imân etmendir.
“Sizi bilmeyeceğiniz bir yaratılışla var etmek üzereyiz"
(Vakıa sûresi, 61)
Ey Aziz!..
Şayet, Rabbine karşı sû-i zan edici olduğun durumda (Allah korusun)... Allah
celle celalûhû sen de ölümü var ederse., o vakit, "O"nun huzuruna o hâl ile çıkarsın.
Rasulüllah Aleyhisselâm, ALLAH'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
- «BEN, kulumun Benim hakkımdaki zannı üzereyim öyleyse kulum Benim
hakkımda husn-ı zan da bulunsun.»
(Buhari ve Müslim)
Yukarda zikrettiğimiz Hadis-i kudsi'de Rabb-ül Âlemin, hüsn-ü zannı bir vakitle
kavıtlamamıştır.
Öyle ise, "Hayatta iken sû-ı zan üzere ol ve ölüm esnasında hüsn-ü zann üzere
bulun.." diyerek Rabbül Âlemin'e karşı zannı hangi hükme dayanarak bir vakitle
kayıtlarız..???
Bil kil.
Hüsn-ü zann, Allah-u Tealâ'nın Gafur, Rahim, olduğuna dolayısıyla da
Rahmetinin Gazabını geçtiğine itikat etmekdir.
Bu itikada İlâhi da'vet edicin, aşağıda zikr edeceğimiz Âyet-i Kerime olsun:
«De ki; Ey kendilerinin aleyhinde haddi uzatanlar, Allah'ın rahmetinden
ümidinizi kesmeyin.»
(Zumer sûresi, Âyet 53)
İşte, Allah tealâ, rahmetinden ümid kesmeni böyle yasakl ıyor.
Öyle ise, "O"nun yasakladığı şeyleri, senin terk etmen vacib olur. Unutma ki;
«Allah bütün günâhları yarlığar.»
(Zumer Sûresi, Âyet:53)
Ey Aziz!..
"O"nun verdiği haberler doğrudur. "O'nun verdiği haberlere değişim girmez,
Değişim girerse yalan olur. Yalan ise, Allah-u Tealâ hakkında muhaldir.
"Allah, bütün günâhları yarlığar.."
Allah, yukarda zikredilen ilâhi buyruğun da bağışlayacağı günâhı kayıt altına
almamıştır.. Çünkü, Cenab-ı Hak, günâhları kelimesini "Cemia'n" lafzıyla te'kid kılmıştır...
Arap dil bilgisinde, "Cemia'n" lâfzı, kendisinden bir önce zikredilen kelimeyi
te'kit (manâsını pekiştirmek, kuvvetlendirmek) etmek içindir.
Sonra...
Bu tekidi "İnnehû huve" ile tamamlamıştır. "İnne" lâfzı tahkik edatı "HÛ" zamiri
Huviyetullah'a bakan zamirdir... Huve zamiri, fasldır.
Âyette;
"Şüphesiz ki "O" çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.."
İnneHÛ'daki, "HÛ" zamiri öznedir.
Yüklemi ise EL-GAFUR ve ER-RAHİM lâfızlarıdır.
İşte, bu iki Esmâ'nın yüklem olmasında Allah'ın Rahmetinin gazabını geçtiğine
işaret vardır.
Keza "Eliezine esrefû" demekle de haddi aşmanın ne tür olduğunu mubhem
(belirsiz) bırakıyor..
İsmi nakıs olan "Ellezine" kelimesini zikr etmesi ise, bütün hadsizlikları
kapsamaktadır...
Sonra.,. "Benim kullarım" demekle Allah Tealâ, kulları kendine izafet etmiştir. Zira,
onlar "O"nun kullarıdır.
Keza, Cenab-ı Hak, Hazreti İsa Aleyhisselâm'dan şöyle haber vermektedir:
"Eğer kendilerine azâb edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır."
(Maide sûresi, Âyet 118)
Açıkça görüldüğü gibi yukarda zikr ettiğimiz Âyette de ALLAH, kulları kendisine izafet
etmiştir.
Ey Aziz!, Bil kil.
Onlara şeref olarak Allah'a izafet edilmelerinin şerefi yeter.



Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar Mumsema Peygamber Efendimiz'in Secde Ediş Şekli ve Secdede Okuduğu Dualar

Rükûdan kalktıktan sonra tekbir alır, secdeye giderdi. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) secdeye giderken önce dizlerini sonra ellerini daha sonrada alnını ve burnunu yere koyardı. Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) Alnı ve burnu üzere secde ederdi sarığının kıvrımına secde etmezdi. ALLAH Resülu (Aleyhisselatü Vesselam) çoğunlukla yere (toprağa) secde ederdi. Suya, çamura, hurma yaprağından örülmüş küçük örtüye, yine hurma yaprağından örülmüş hasır ve tabaklanmış post üzerine secde ederdi. Secde ettiğinde alnını ve burnunu iyice yerleştirir, ellerini yanlarından okadar dışarı çıkarır, uzaklaştırırdı ki koltuklarının aklığı gözükür, hatta bir kuzu altından geçmek istese geçebilirdi.

Ellerini omuzları ve kulakları hizasında kordu. Müslim Sahih'inde Berâ'dan naklen Hz.Peygamber (Aleyhisselatü Vesselam) şöyle buyurduğu rivayet eder; 'Secde ettiğinde avuç içlerini yere koy, dirseklerini yukarı kaldır.' Secdede bütün uzuvları düzgün durur, ayak parmaklarının uçları kıbleye yönelirdi.

Avuçlarını ve parmaklarını yere yayar parmak aralarını ne ayırır ne de sıkardı.

Secde esnasında şu dualardan birini okurdu;

1- ' Subhane Rabbiye-l Âlâ.- En yüce Rabbimi tenzih ederim.' Bu duayı okumayı emretmiştir.

2- ' Subhaneke-llahumme Rabbena ve biHamdike-llahumme-ğfirli.- Rabbimiz olan ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. ALLAH'ım beni bağışla.'

3- ' Subbuhun Kuddusun Rabbul-melaiketi ve-rRuh.- O ALLAH her türlü noksanlıktan münezzeh Sübbûh, Kuddûs isimlerinin sahibi, meleklerin ve Ruh'un sahibidir.'

4- ' Subhaneke-llahumme ve bihamdike, La ilahe illa ente.- ALLAH'ım! Sana hamdederek Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Senden başka Tanrı yoktur.'

5- ' ALLAHumme inni biridake min sehadike, ve bi muâfatike min ukubetike, ve euzübike minke La uhsıye senaen âleyke, Ente kema esneyte âla nefsike.- ALLAH'ım Gazabından hoşnutluğuna azabından affına sığınırım, Senden yine sana sığınırım. Sana övgüler sıralayamam Sen kendini övdüğün gibisin.'

6- ' ALLAHumme leke secedtü, ve bike amentu, veleke eslemtu, secede vechi lillezi Hâlakehu ve savvarahu, ve şekke semêhu ve besarahu, tebareke-llahu ehsenu-l Halikine.- ALLAH'ım Sana secde ettim, Sana inandım, Sana teslim oldum. Yüzüm secde etti, kendisini yaratan, şekillendiren, göz-kulak veren ALLAH'a, En güzel yaratıcı olan ALLAH'ın şanı ne yücedir.'

7- ' ALLAHümme-ğ firli zenbi kullehu, dikkahu vecilleh, ve uvvelehu ve Ahiretu, ve âlenitehu ve sirrehu.- ALLAH'ım Bütün günahlarımı ufağını büyüğünü ilkini sonunu açığını gizlisini bağışla.'
(alıntı-Kaynak nedir bilmiyorum)




"Kutub bir gün Mısın maşeri velilerine bi ziyafet vermemizi söyledi. Hepimiz neşe ile yedik. Kutbuz Zaman duasını yaptı. Akşam bir çömlek güveci yaptık. Güveç sünnetlendikten sonra derhal yarıldı. Kutub herhalde bunda pek büyük bir ibret levhası sezdi ki, cümlemize hitaben; "Ey ma'şer-i ehlullah, bu çömleğin yarılmasındaki hikmet nedir?" dedi. Herkes birşey söylüyordu:Bazısı; Bu çömleğin yarılmasına saik şudur: Çömlek lisanı hal ile diyor ki; "Allah'ın velilerinin elleri benim içime girdi. Artık bu şeref bana kafidir. Ben çatlamasam içine soğan, sarımsak korlar. Bu şereften mahrum kalmamak için, b uzevki ilelebed yaşamak için çatladım" dedi..Kutub. "ya Muhyiddin, sen ne dersin?" dedi. İşin zahiri değil batıni kısmına nazarımı atfedere:"Çömlek lisan-ı hal ile bize; bir kalbin içine Allah muhabbeti girdikten sonra başka bir muhabbet koyacaksanız benim gibi çatlayınız" diyor..dememle kutub çok memnun oldu. Beni takdir ve tahsin ile beraber, "benim de fikrim budur" dedi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız için teşekkürler.