Benim , Hz. Peygamberin dile getirip davranışından sabit olan güvendiğim sünnete göre nafilenin rekatları şunlardır :
Fecirde iki rekat ( sabah namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Gündüzün başında dört rekat ( duha / kuşluk namazı , güneş doğduktan 45 dk. sonra kılınma vakti girer )
Öğleden önce dört rekat ( öğle namazının farzından önce kılınan sünnet namaz )
Öğleden sonra dört rekat ( öğle namazının farzından sonra kılınan sünnet namaz )
İkindiden önce dört rekat ( ikindi namazı farzından önce kılınan sünnet namaz )
Akşamdan önce iki rekat ( akşam namazı farzından önce kılınan sünnet namaz. Malesef günümüzde terk edilen sünnetlerdendir. )
Akşamdan sonra altı rekat ( akşam namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz / evvabin namazı da denilir. )
İçinde vitirle beraber geceleyin on üç rekat ( vitir namazı ve gece namazı )
Cuma namazından sonra dört rekat ( Cuma namazı farzından sonra kılınan sünnet namaz )
Bunlara yapılan ilave , iyilik üstüne iyilik , nur üstüne nurdur.
' Namaz en hayırlı iştir ' Hz. Muhammed (S.A.V)
Fütuhat c4 , s136 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Şari , namaz kılanı iki secde arasında oturduğunda " Allah'ım ! Beni bağışla , bana merhamet et , beni rızıklandır , benim yaramı onar " demeyi emretmiştir.
Fütuhat c4 , s157 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah'a, Zât'ında Allah olarak ibadet edenlerin sayısı çok azdır. Herkes nefsinde kurduğu kadarıyla O'na ibadet eder. Bu sırrı iyi anla! '
Muhyiddin İbn Arabi k.s
Bilim akıldan gelir yanılabilir, ilim haktan gelir değişmez gerçektir.(son zamanlarda yumurtanın kollestorolü etkilemediğinin çıkması)
Tevekkül, inanç, sabır, kararlılık ve doğruluk hakka götüren 5 gerekliliktir
iddia sahibi sınanır.
Senin halka dönük bir zahirin, hakka dönük bir batının vardır. Hak ne zaman senin zahirinde zuhur ederse, halk nezdindeki saygınlığın ortadan kalkar. Bu senin için mutluluktur. Çünkü seni hak ile baş başa bırakmış olurlar. Kul hakkın nezdinden ayrıldığında, ona hizmet edilir ve saygı gösterilir. Hakkın yanına girdiğinde, çok özel kişilerden başka kimse onu bilmez, saygı göstermez. M.İ.Arabi
Melekler , çığlıkla ağlanmadığı sürece , cenazeyle birlikte yürür. Bir çığlık olduğunda ise , o zaman melekler cenazeyi terk eder.
Fütuhat c4 , s240 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah , velilerini sever. Seven ise sevdiğini üzmez. Dünyada , O' nun velilerinden daha çok eziyet ve bela gören yoktur. Onlar , Allah'ın peygamberleri , nebileri ve tabileri hakkında manaları korunmuş kimselerdir.. Onlar , Allah'ın sevdiği kimselerken bu belayı nasıl hak etmişlerdir ? Allah şöyle der : " Onları sever , onlar da Allah'ı sever. " (Maide-54)
Bela bir iddiayla birlikte olabilir. Bir şeyi iddia etmeyen , iddiasının doğruluğuna delil getirmekle sınanamaz. İddia olmasaydı , bela da olmayacaktı. Şu var ki peygamber , delil nedeniyle sorumlu tutulmaz , çünkü o , bir iddiada bulunmamıştır. Bu nedenle de olumsuzlayana delil getirmek gerekmez denilmiştir. Halbuki gerçek böyle değil ! Aksine olumsuzlamayı iddia ederken de delil gerekir. Bir konuda olumsuzlamayı iddia etmek , iddianın sabit olması demektir. Bu durumda olumsuzlayan kişi , bu iddiası yönünden delil getirmekle yükümlüdür , çünkü o , bir şeyi ispatlamaktadır.
Allah kullarından dilediklerini sevdiğinde , onlara bilmedikleri yönden sevgisini verir. Onlar da nefslerinde Allah'a ait bir sevgi bularak ' Allah'ı seven ' olduklarını iddia etmişlerdir. Allah ise , seven olmaları bakımından onları sınamışken sevilen olmaları yönünden kendilerini nimetlendirmiştir. Allah'ın nimetlendirmesi , onları sevmesinin bir delilidir. " Kesin delil Allah'a aittir. " (En'am-149). Allah'ın onları sınaması ise O' nu sevme iddialarından kaynaklanır. Bu nedenle Allah sevdiği yaratıklarını sınamıştır.
Fütuhat c8 , s235 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah'ın kullarını herhangi bir imtihanla ve fitneyle sınaması, onların tasarrufta bulundukları işlere dair taşıdıkları iddialardan kaynaklanır. Onlar, söz konusu fiilin gerçekte veya kazanım yoluyla onlara ait olduğunu iddia ederler. Allah onlara yaratıcı- ilahi eli öğretmiş olsa ve kendi nefislerini fiildeki araçlar mesabesinde görüp bundan başka bir şeyin olamayacağını bilselerdi, Allah onları sınamazdı. Demek ki Allah kullarını böyle bir bilgiye ulaşsınlar diye sınar, onlar da bu iddiadan vazgeçerek mutlu olurlar. Bu bağlamda bir kısmına Allah hidayet ederken bir kısmı hakkında delalet hükmü kesinleşmiştir.
Fütuhat - c15,s363 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Dostum! Hiç mi insafın kalmadı? Peygamberin getirdiği bilginin sırlarına vakıf olmak, velilerin firavunları ve Allah'ın salih kullarının deccalları olan fakihler ve akılcılar içinde de mevcut değil midir? Allah, kendisine farz kılınan şeyle amel eden herhangi birimize şunu der: Allah, emrini yerine getiren kimseye öğretir ve amellerinin meydana getireceği bilgilerin öğretim işini üstlenir. Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkunuz, o size öğretir. Allah her şeyi bilendir." Başka bir ayette ise şöyle buyurmuştur: "Allah'tan korkarsanız, size bir furkan verir."
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
İman nurundan kaynaklanmayan ferasete itibar edilmez !
Muhyiddin İbn Arabi (ks)
Hz. Peygamberden gelen kutsi bir hadiste Allah'ın şöyle söylediği aktarılır : " Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. Benim hakkımda iyi zanda bulunsun. " Hadiste Allah belirli bir vakit belirlememiştir. Allah hakkındaki zannın , O 'nun günahları affettiği, bağışladığı, sildiği şeklinde bir bilgi olmalıdır.
Bu bilgiye seni davet eden ise şu ayeti kerime olmalıdır . " Ey kendilerine haksızlık eden kullarım ! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. " (Zümer 39/53)
Fütuhat c18 , s182 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Duyu tanıktır , hüküm veren ise akıldır. Hükümdeki hata hüküm verene nispet edilir.
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Kimin iddiası yoksa, sınanma ve denenmeyle muhatap değildir. Allah bize " Ben sizin Rabbiniz değil miyim? " diye sorana kadar bizi sınamamıştır. Bu soruya karşılık biz " Evet ! Bizim Rabbimizsin " demekle Rabbimiz olduğunu kabul ettik. O' nu Rabbimiz olarak ikrar etmek, kendisine kulluk edeceğimizi de ikrar etmemiz demektir. Kulluk özü gereği efendiye itaati gerektirir. Öyleyse bunu iddia ettiğimizde , iddiamızda doğruluğumuzu denemek üzere Allah bizi yükümlü tutmuştur.
Fütuhat 12. cilt, sf 336 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Allah seni mahlukattan uzaklaştırdığı zaman bil ki sana kendi dostluğunun kapısını açmak istiyordur.
..Ataullah İskenderani.
Kendi bakışını ve değerlendirmeni Allah'ın yaratıkları hakkındaki bilgisine tercih etme ve üstün tutma !
Allah (dilediği kişiyi) Müslümanların işlerini deruhte etmesi üzere görevlendirir ve yönetici yapar. Bu itibarla yöneticiler ve valiler zalim bile olsalar , Allah'ın onlarda bilmediğin bir sırrı vardır. Allah'ın onlar vasıtasıyla uzaklaştırdığı kötülükler ve onlar vasıtasıyla meydana gelen hayır ve maslahatlar, zalim olduklarında bile zulümlerinden daha çoktur. Buna rağmen insanlar genellikle kendi bakışlarını, Allah'ın yaratıklarındaki fiiline tercih eder ve üstün tutarlar. Şeytan onlara gelir , haksız eleştirilerini idarecilerine yöneltmelerini sağlayarak onları görevlendirenin Allah olması nedeniyle doğruyla aralarına perde çeker ve Hz. Peygamberin şu buyruğunu kendilerine unutturur : " Bir el itaatten ayrılır ve emre ve ehline karşı koyarsa, şeytan o cemaate girer. " Şeytanın oraya girmesi , bu ve benzeri hadisleri tevil etmek demektir. Aynı zamanda şeytan onlara şu hadisi de unutturur. Hz. Peygamber şöyle der : " Yöneticiler zulmederse sizin lehinize ve onların aleyhinedir ; adil davranırlarsa sizin ve onların lehinedir. " Allah Kur'an ile saptırmadığı kimseyi sultan vasıtasıyla saptırabilir. Bu meseleyi açıklamak sadedinde sadece Hz. Adem'in halifeliği hakkında meleklerin Allah'a itirazı bulunsaydı , yeterli olurdu. Dikkat ediniz ! Hz. Peygamber zekatın tamlığının bir tezahürünü de sadaka toplayıcının - haksızlık etse bile - senden razı olarak geriye dönmüş olması olarak zikretmiştir. Kastedilen zekatı toplayan kişidir. Bu kapı insanların habersiz kaldığı ve nefislerinin yüzüne kapamış oldukları bir kapıdır. Bir hususta düşüncesi olan herkesin bir nasibi vardır , fakat Allah'ın katında neyin bulunduğunu bilemez. Bu konuda Allah'tan gelen pek çok delil gördük.
Birini kınarken , Allah'ın kınadığı şekilde niteliği kınaman lazımdır , yoksa kendine karşı ihlaslı davranırsan o nitelikle niteleneni kınama !
Birini överken hem sıfatı ve hem onunla nitelenen kimseyi övmelisin ; zira Allah seni bu nedenle över.
Fütuhat-ı Mekkiyye c18, s280 - Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız için teşekkürler.