Ruşen Çakır yazıyor...
Bu yazı dizisinde, kuruluşundan bu yana AKP"nin gelişimini, hükümetin performansını, partinin devletin diğer kurumları ve toplumla bağlarını, yakaladığı ve kaçırdığı fırsatları, İslamcılık, milliyetçilik ve ulusalcılıkla ilişkilerini değerlendireceğiz 02.04.2007
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili muhtemel senaryoları ele alacak, bunların gerçekleşmesi halinde AKP"nin (dolayısıyla Türkiye"nin) geleceğinin nasıl şekillenebileceğini ayrı ayrı tartışacağız.
Fethullah Gülen geçen sene, 13 Şubat"ta yayınlanan bir röportajında internet üzerinden devlet büyüklerine ya da ailelerine yönelik yapılan karalama kampanyalarını "çok çirkin, pek kaba ve edepsizce" bulduğunu söylemiş ve şöyle devam etmişti: "Milletvekilleri, bakanlar ve başbakan hakkında, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri"nin veya Jandarma"nın başında bulunan komutanlar aleyhinde ya da bütün bunların hepsini komuta eden bir başkana karşı kaynağı belli olmayan bir kısım internet sitelerinde yapılan yayınları, daha doğrusu saldırıları çok alçaltıcı, onur kırıcı, yakışıksız ve sevimsiz buluyorum. Samimi Müslümanların o türlü çirkinlikleri tasvip edeceklerine ve insanların itibarıyla oynanmasına razı olacaklarına da hiç ihtimal vermiyorum."
Gülen isim vermeden, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt"ın Genelkurmay Başkanı olmasını engellemeye yönelik kampanyaları kınıyordu. Hatırlanacağı gibi, ABD"nin Utah eyaletinden kiralanmış çok sayıda internet sitesi üzerinden Org. Büyükanıt"ın aile kökenleri hakkında spekülasyonlar yapılmış, aynı karaçalmalar hükümetin atamayı yapacağı gün, sabah erken saatlerinde bakanlar, milletvekilleri ve üst düzey bürokratların cep telefonlarına mesaj olarak yollanmıştı.
UTAH"IN SIRRI
Her ne kadar alenen kınamış olsa da, Türk Silahlı Kuvvetleri"nin (TSK) üst kademeleri ve orduyu kayıtsız şartsız destekleyen kesimler bu komplonun ardında Gülen"in, en azından onun cemaatiyle bağı olan bazı kişilerin olduğuna inanıyorlar. Hatta bunu münferit bir olay olarak görmeyip, çok büyük bir komplonun parçası olarak algılıyorlar.
Ordunun bilinçli bir şekilde yıpratılmak istendiğini düşünenler, bunun miladı olarak Şemdinli olaylarını görüyorlar. Bunun hemen ardından yaşanan Danıştay saldırısı ve ortaya çıkarılan Atabeyler çetesiyle de TSK"nın irtibatlandırılmaya çalışılmasının ardında Gülen cemaatinin, özellikle onun devlet (daha çok polis) içindeki uzantılarının olduğu kanısındalar.
Son olarak Genelkurmay andıçının basına sızdırılması ve Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek"e ait olduğu ileri sürülen günlüklerin ortaya saçılması da doğal olarak aynı sürecin bir parçası olarak kabul ediliyor. Andıçın çalındıktan sonra ABD"ye yollandığı ve günlüğün de yine Utah"tan kiralanmış internet siteleri aracılığıyla kamuya duyurulması buna kanıt olarak gösteriliyor.
Gülen"in avukatları bu suçlamaları "iftira" olarak nitelediler. Ama tıpkı "Bu günlükler benim değil" diyen Örnek"in çok kişiyi ikna edememesi gibi, Gülen cemaatine yönelik kuşkular da tam olarak ortadan kalkmış değil.
HERKESE EŞİT MESAFE
AKP"nin tek başına iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye"de derin bir laiklik krizi yaşanacağına, hükümetle TSK"nın ciddi bir çekişme içine gireceklerine inananlar çoktu. Ama biraz da hayati dış gelişmelerin etkisiyle Türkiye böyle bir çatışma yaşamadı, veya Örnek"e atfedilen günlük doğruysa iki kere eşiğinden döndü.
Özellikle son iki yılda yaşananlar Türkiye"de iktidar çekişmenin iki değil üç ana aktörü olduğunu ortaya koyuyor: AKP hükümeti, TSK ve Fethullah Gülen cemaati.
Son iki yılda, gerek Türkiye, gerekse ABD"de her üç kanadın bellibaşlı isimleriyle görüşme ve tartışma imkanlarım oldu. Ayrıca bu üçlü çekişme üzerine yazdığım yazıların hemen hepsi geniş ilgi gördü ve epey tepki aldım. Bütün bunların sonucunda şu noktalara vardım:
1) AKP"nin doğal olarak Gülen cemaatine daha yakın olduğu varsayılıyor. Ancak pratikte, TSK ve cemaate eşit mesafelerde durma gayreti dikkat çekiyor. Attığı bazı adımlardan yararlanıyor olabilirler ama özellikle R. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül gibi isimlerin cemaate tam olarak güvendikleri söylenemez.
2) Gülen cemaati de AKP ile birlikte, hele onun işini kolaylaştırmak için hareket etmiyor. Cemaatin kendi bağımsız gündemi var. Buna uygun strateji ve taktikler geliştiriyor.
3) TSK"nın üst kademeleri, son dönemde Gülen cemaatine nerdeyse PKK"dan fazla önem atfediyorlar. Çok ciddi araştırmalar ve hazırlıklar yaptıklarını duyuyoruz ama şu ana kadar hep savunmada kaldılar.
ÜÇ ZOR SEÇENEK
AKP ve Gülen hareketlerini 20 yılı aşkın süredir yakından izleyen bir gazeteci olarak, aşırı temkinli olmasıyla bilinen Gülen ve cemaatinin TSK"ya karşı bu kadar cesur, Erdoğan"ınsa bu kadar ketum ve nötr kalmasına şaşırdığımı itiraf etmeliyim. (Bu konuyu yarınki AKP-İslamcılık ilişkisi bölümünde daha geniş ele alacağız)
Cumhurbaşkanlığı koşusunda son düzlüğe girerken hükümetin, en azından Erdoğan"ın önünde üç seçenek var:
1) Şimdiye kadar olduğu gibi kavgaya bulaşmamak, ama bundan istifade etmek.
2)TSK"ya karşı cephenin içinde yer almak.
3) TSK ile birlikte onu yıpratmak isteyenlere karşı mücadele etmek.
İkinci şık asla olmaz gibi gözüküyor. Normalde AKP nötr kalmaya devam etmek isteyecektir, ama TSK "taraf olmayan bertaraf olur" derse işin rengi değişebilir. Yine de bazı "kayıtsız şartsız ordu destekçileri" nin ileri sürdüğü (veya temenni ettiği gibi) Erdoğan"ın Çankaya uğruna Gülen cemaatine cephe alması, işe devlet içindeki -özellikle Emniyet"teki- kadroları tasfiye ederek başlamazı hayli zor.
Çünkü Gülen ve cemaati artık, bir zamanlar olduğu gibi yalnız değil. Türkiye sağ/sol, Alevi/Sünni, Türk/Kürt kamplaşmalarının ardından son yıllarda yeni bir kamplaşmaya doğru savruluyor. Bir yanda Batı ile (AB, ABD"85) bütünleşmede ısrar eden "küreselleçmeciler", onların karşısında içe kapanmayı veya Doğu"ya (Rusya, Çin, İran"85) açılmayı savunan "ulusalcılar". Ve ulusalcılığa karşı mücadelenin bayraktarlığını Gülen cemaati ve ona bağlı medya kuruluşları yapıyor. Tabii bu "aşk" karşılıksız değil. Ulusalcılar da AKP"den çok Gülen cemaatini kendilerine düşman bellemiş durumdalar.
GLOBALLEŞEN CEMAAT
Artık olay orduyu "yıpratma" ya da "koruma" ikilemini çoktan aşmış durumda. İster bu yıpratma kampanyalarını bizzat yürütsünler, ister en ufak bir ilgileri bile olmasın, Gülen cemaati orduyu tartışarak siyasal sistemi tamamıyla sivilleştirmek isteyen çevrelerin öncüsü haline geldi.
Sayıları her geçen gün artan yayın organlarında, liberal ve/veya demokrat, hatta solcu bilinen, yani cemaatle organik ilişkileri olmayan çok sayıda aydına yer açıyorlar.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı"nın sponsorluğundaki Abant Platformu ile dünyanın ve Türkiye"nin dört bir köşesinde hemen her hayati konuyu masaya yatırıyorlar.
Yurtdışındaki okullara düzenledikleri turlarla yine cemaat dışı aydınları cezbediyorlar.
Özetle Erdoğan tercihini TSK"dan yana yaparsa, sadece globalleşmiş ve yerli/yabancı çok sayıda dost edinmiş bir cemaatin değil, rejimin sivilleşmesini arzulayan içerdeki ve dışarıdaki kişi, kesim, kurum ve odakların desteğini de riske atacaktır.
Zira, ister arkasında Gülen cemaati olsun, ister başka bir odak, Org. Büyükanıt"ın şahsına yönelik karalamaları saymazsak, TSK"yı hedef alan kampanyalar, demokrasi ve hukuk devleti kavramlarını kalkan olarak kullandıkları için fazlasıyla etkili olabiliyorlar.
Ordunun da medyada yayınlanan bilgi ve iddiaları yerine sadece sızdırılma olaylarını soruşturuyor olması da bunun açık bir göstergesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız için teşekkürler.