KONFÜÇYÜS DEMİŞ Kİ!
1. Kalbinize
yoğunlaşmaya çalışın. Kalbin atışlarına. Nefesinizi dinleyin. Nefes alıyor…
Veriyor…Kalbinizin çalışması veya soluk alıp vermeniz hiçbir şekilde yaşadığınız
ülkeye bağlı değildir. Ve hiçbir şekilde yaşamdaki rolünüze bağlı değildir.
İlahi Hakikat de aynıdır.
O, varlığını kendi kendine sürdürüyor ve bilincinize ve düşüncelerinize bağlı
değildir. Eğer bu dünya siz olmadan da harika bir şekilde idare edebiliyorsa
öyleyse neden varsınız? Bu soruyu hiç sordunuz mu? Neden yaşadığınızı hiç
kendinize sordunuz mu? Sanırım bu soru hayatınızda bir kere bile olsa her
birinizin karşısına çıkmıştır. Pek çoğunuz için bu soru öyle ısrarlı ve sık
durmuştur ki hayatın anlamını bulmak onlar için resmen hayatın anlamına
dönüşmüştür.
2. Sevgililerim
haklısınız - neden yaşadığınızı ve çevrenizdeki her şeyin neden var olduğunu
anlamak onurlu bir görevdir. Ben bedende bulunurken bu soru beni resmen esir
almıştı. Bazı günlerde bu soruya tekrar ve tekrar cevap bulamaya çalışarak
kendime yer bulamıyordum. Ben inançlı bir insandım ve çevremdeki topluluğun
kabul ettiği dünya görüşüne bağlıydım. Ta ki bu dünya görüşün benim gibi
insanlar tarafından yaratıldığını anlayıncaya kadar. Yaşlanmaya başladığımda
kusursuz olmadığımı anlamaya başladım, bu yüzden bütün düşüncelerim ben daha
onları söylemeden kusurlu oluyordu. Neden kusurluyum? Ve neden ne kadar
çabalarsam çabalıyım içimdeki bu kusurları aşamıyorum? Bu sorular size tanıdık
geliyor mu? Siz de mi onları kendinize sordunuz? Zamanla bu soru yanımda okumak
isteyen insanlara verdiğim eğitim sisteminin temelini oluşturdu.
3. İçimde Yüksek, benden daha
mükemmel bir parça bulunduğunu net bir şekilde anlamıştım. Ve bu parçam ile
iletişim kurabileceğimi anlamıştım. Fakat aynı zamanda bu parçamın kendini ifade
etmesine ben kendim engellediğimi de anlıyordum. Benden başka birisinin değil,
bizzat ben kendim. Bu dünyayı, beni ve tüm canlı varlıkları yaratan bizim çok
üstümüzde Bulunan’ın suretine göre yaratıldığımızı ve hepimiz O’na bağlı
olduğumuzu ve ayrılmaz Birliği oluşturduğumuzu tahmin ediyordum. Ve tıpkı benim
bir Yüksek parçam olduğu gibi bu Dünya’nın Yaratıcısının da Kendi Yüksek parçası
ve Kendi alt parçası vardı. Ve Onu’nun alt parçası da bedende bulunan bendim.
Bedenlenen ben ve tüm diğer bedenlenmiş canlı varlıklar ve göz alabildiği kadar
tüm Dünya.
4. Biz hepimiz bedenlenmiş O’yduk.
Ve O, bizim vasıtamızla yaşıyor ve yaratıyor ve öğreniyor. Ve O, bizim
aracılığımızla, her canlının aracılığıyla Kendini tanıyor. Biz hepimiz O’nun
hücreleri ve kılcal damarlarıydık. Biz O’nun bedenini oluşturuyorduk. Ve hepimiz
O’na ve birbirimizle bağlıydık. Birbirimizden ve O’nunla Bir olmamızı ayıran her
şey aşılmalıdır. Bu yüzden öğrettiğim ve şimdi de öğretmeye devam ettiğim tek
basit şeydir. Ben her birinizi, sizi Yaratanla bir olmanızı engelleyen
parçanızın, sizi Tanrı’yla, Yaratanla, Atmanla, Yüksek Bilinç ile tamamen
birleşme durumundan ayıran, içinizdeki parçanızın üstünde çalışmanıza
çağırıyorum. O’nu nasıl adlandıracağınızı önemli değildir çünkü aslında O’nun
bir parçasısınız.
5. Siz başkasının yapması gereken
bir şeyi yapamazsınız. Size gerekli olanın başkasının yapmasını zorlayamazsınız.
Daha doğrusu, bunu yapabilirsiniz ama bunun için şiddet kullanmanız gerekir. Güç
kullanarak birilerin sizin için çalışması veya emirlerinizi yerine getirmesini
zorlayabilirsiniz. Bunu kaba kuvvetle mi yoksa sizin yazmış olduğunuz kanun
gücüyle mi olacağının bir önemi yoktur.
6. Fakat vücudunuzda kalbinizin
soluk almasına, akciğerlerinizi ise kanınızı kan dolaşım sisteminizde hareket
etmesini zorlamayı deneyin. Bunu yapamayacaksınız. Eğer tarihe dönüp bakarsanız,
tüm tarih, birilerin kendisine gerekli olan şeyi, başkasına zorla yaptırmaya
çalıştığı anlardan oluşmaktadır. Savaşların, dünyada meydana gelen her türlü
haksızlıkların sebebi buradan kaynaklanmaktadır. Bu haksızlıkların temelinde ise
daima birilerin bir şeyi onun istediği şekilde yapma arzusu yatmaktadır. Ve
kendi kusurluğumuz konusuna geri döndük.
7. Ben gençken ikna gücümle ve
örnek davranışlarımla bu dünyaya ilham vererek onu değişebileceğine gerçekten
inanıyordum. İnsanları nasıl hareket etmeleri, nasıl davranmaları gerektiğine
ikna etmeye çalışarak çok emek ve çaba harcadım. İnsanları, kendimce doğru
zannettiğim şekilde davranmalarını ikna etmeye gücüm yetmedi. O zaman kendi
düşünce sistemimi kabul eden insanlarla birlikte hareket etmeye çalıştım. Fakat
daha öncede olduğu gibi buna da gücüm yetmedi.
8. İnanın bana insanların yanlış
şekilde yaşadıklarını ikna etmek ve nasıl yaşamaları gerekmeleri konusunda,
yalnızca beni dinlemeleri için bile çok emek harcadım. Yıllar, on yıllar birbirini kovalıyordu,
ama ne kadar gayret edersem edeyim ne kadar çabalarsam çabalıyım dünyadaki durum
değişmiyordu. Neden? Ben sadece bir kum tanesiydim, bu evrenin bedeninde
yalnızca küçük bir hücreydim. Ve ben tüm evreni kendi yasalarıma göre yaşaması
gerektiği konusunda ikna etmeye çalışıyordum.
9. Ve onlarca
yıl geçtikten sonra nihayet Dünya’da beni engelleyen tek kişinin ben kendim
olduğumu farkına vardım. Bu benim aşırı kibirliliğim ve tüm Hakikati bildiğimi
ve başkalarını da bu Hakikate öğretebileceğim konusundaki aşırı güvenimdi. Benim
dış kişim, bu evrende işleyen yasaları kabul edeceğine, tüm evreni kendi
yasalarına göre yasamaya zorlamaya çalışıyordu. Ve ben asıl Hakikati anladım. Ve
bu Hakikati kavrayabilmek için tüm hayatı harcamaya deydiğini söylemem gerekir.
Yaşadığımız dünyaya kendi yasalarımızı kabul ettirmeye çalışmamız mantıksız ve
boşunadır. Bizler bu evrenin temelinde yatan ve evrenin yaratılış anından beri
belirlenmiş Yasaya itaat etmemiz gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız için teşekkürler.